Duygu Asena ile başlayan ve Kıpkırmızı ile devam eden uzun bir yol öyküsü… Kadınca, Kadınca Örgü, Moda, Dekorasyon, Erkekçe, Rapsodi dergileri ve Sabah Gazetesi eklerinde editörlük, yazı işleri müdürlüğü yapan, TV 8de Gözümüzden Kaçmayanlar, Söz Kadınların, Aşk ve Kadınlara Dair gibi programları hazırlayıp sunan Seda Kaya Güleri, Kültür Mafyası’na fikirleriyle konuk ettik. Geçtiğimiz günlerde gündemde yer tutan kürtaj konusunu ve kadınlara dair düşüncelerini sorduk.  Son kitabı Kıpkırmızı’dan bahsettik… Hiçbir kadının kürtaj olmak istemeyeceğini söylüyor Seda Kaya Güler ve kadın üzerinde iktidar kurmak isteyen erkeklerin, aslında kadından korktuklarını savunuyor.  Altı kitabından sonra Kıpkırmızı’ya imza atan Seda Kaya Güler,  Rengârenk Kırmızı’da kadınlarla buluşmaya devam ediyor…

 

Son kitabınız Kıpkırmızı’da modern kadının hikâyesi var. Modern zamanda kadınlar, kendilerine toplumun ve ailenin dayattığı geleneksel kalıplarla modern yaşamın getirileri arasında sıkışmış durumdalar. Bu eksende son kitabınızdan bahseder misiniz?

Modernleştikçe kadınların hayatında bir gelişme, ilerleme, özgürleşme olmuyor maalesef. Evet, cinsellik eskisi kadar tabu değil –bazı kesimlerde-, cinsellik yaşında düşüş var, günümüz gençleri anneleri, ablalarına göre daha rahat; ama bu demek değil ki cinselliğin yaşanmasına hoşgörüyle bakıyoruz, özellikle kadınların. Tam tersi kadınların cinselliğini yaşamasından rahatsızlık duyuyoruz. Modern kadınlar – erkekler bile günümüz gençlerinin dejenere olduğunu düşünüyorlar, sokakta rahatça el ele tutuştukları ve öpüştükleri için. Hâlâ baskı var kadınlar üzerinde. Evlenmeden önce cinsel ilişkiye girmesin isteniyor. Oysa evlilik yaşı 30’lara, 30’lardan sonraya yükseldi. Bu durumda da cinsellik erteleniyor. Bu da sağlıklı bir durum değil. Ya cinsellik yaşanıyor ya da gizli – saklı yaşanıyor. Oysa kadınlar bunu gizli – saklı yaşamak istemiyorlar. İşte Kıpkırmızı da bu konulara değiniyor.  Genç bir kadının cinselliğini keşfini anlatırken toplumun kadına ve cinselliğe bakışına bir gönderme yapıyor.

“Süper Kadın Diye Bir Şey Yok”

Sizce “kadın” kimdir?

Nüfusun yarısını oluşturan iki cinsten biri. Birçok açıdan erkekten daha üstün olan bir varlık. Kadın ve erkek olarak hem farklıyız, hem de aynıyız. İki cinsin de iki eli, iki ayağı, iki gözü, beyni, midesi, kalbi var. Birçok açıdan da farklıyız. Cinsel organlarımız farklı, hormonlarımız farklı, bu nedenle beynimiz de farklı çalışıyor. İnsanı oluşturan en küçük hücre olan yumurtaya sahip. Bu nedenle erkeğe göre artıları var. Biyolojik olarak daha donanımlı, daha güçlü. Hani erkeklerin çoğu kadın ve erkeğin eşit olmadığını söylerler ya, çok haklılar kadın erkekten daha güçlü. Ama feminizm, bir cinsin üstünlüğünün, artılarının, farklılığının onun diğerini ezmesine, ona üstünlük kurmaması gerektiğine inanır. O yüzden kadın ve erkeğin eşit haklara sahip, ama farklı olduğuna inanır.

Kadınlar zamanla evden dışarı çıkarak ekonomik özgürlüklerini sağlayan bireylere dönüştüler. İş yaşamında kendi altında çalışan erkeklere hükmediyor belki ama, evine geldiğinde kocasının dediğini yapmak durumunda kalabiliyor.  Sizce kadınlar bu çelişkili ve aslında travmatik durumu nasıl yaşıyorlar kendi içlerinde?

Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Erkeğin üstün olduğuna inanan bir anlayış bu. Bu anlayışa göre kadın ve erkeğin görevleri çok belirgin bir biçimde ayrılmış ve kadının yeri evi, görevi de iyi bir eş ve anne olmak. Dışarıda çalışması istenmiyor. Ekonomik şartlar iyi değilse makul karşılanıyor,ama iyiyse kadının evde oturup kocasına hizmet etmesi ve çocuk doğurması, onlara bakması arzulanıyor. Çalışmasına bu “asli” görevlerini ihmal etmemesi koşuluyla izin veriliyor. Ev işi yapmayan, iyi bir ev kadını olmayan kadına iyi gözle bakılmıyor. Çalışmak isteyen kadının, sanki yanlış bir şey yapıyormuş gibi suçluluk duyması isteniyor. Kadınlar ev işlerinden biraz şikayet etse ve yapmak istemese hemen ona evinin kadını olması hatırlatılıyor. Kadın hep bir tercih yapmak zorunda. Ya evinde oturacak, ya işini – yalnızlığı seçecek ya da ikisini birden yaparak süper kadın olmaya çalışacak. Süper kadın diye bir şey yok ama “kariyer yaparım çocuk da diyerek” hayata, kendimize meydan okuyarak kendimizle yarışıyoruz.

“Hiçbir kadın kürtaj olmak istemez ama bu topraklarda yaşayan kadınların yüzde 90’u bir kez bile olsa mutlaka kürtaj olmuştur.”

Erkek, birçok şeyi rahatlıkla yaşarken ve toplumdan destek görürken, kadın sürekli bir baskılama içinde. Bu durum özellikle Türk toplumunda daha ağır basmakta. Kadın sanki sürekli gözetilmesi ve kontrol altında tutulması gereken bir varlık olarak görülüyor.  Toplumun kadına ve erkeğe dair bu çelişkili bakış açısı nasıl aşılabilir?

Erkek egemen sistemin bakış açısı bu. Kadına hükmetmek için kadını baskı altına almaya çalışıyor. Çünkü biliyor ki kadın daha güçlü. Avcılık döneminde erkek bir tek konuda uzmanlaşmıştı, o da avlanmak. Bunun için evden uzaklara gider, aylarca av peşinde koşar ve sonunda eve, aileye, köye yiyecek getirirdi. O evden uzaklaştığında aileye, topluma kim bakardı dersiniz? Kadınlar. Kadın bir yandan çocuklara bakar, onları eğitir, yaşlılarla ilgilenir, onların karnını doyurur, o kabileyi yönetirdi. Yönetim, idare aslında kadının uzmanlaştığı bir alan. Getirilen avı değerlendirmek, bir ay-üç ay, bir yıl ondan yararlanmak da kadının işi. Tarımı bulan kim? Kadın. Çanak çömleği bulan kim? Yine kadınlar. Ama ticaretle, mülkiyet kavramının ortaya çıkmasıyla kadının durumunda da değişim başlıyor. O ana kadar anasoy önemliyken atasoy önem kazanıyor. Çünkü erkek mülkiyet kavramını kendine göre şekillendiriyor. Bir çocuğun annesinin kim olduğunu, o kadın doğurduğu için ispata gerek yoktur? Ama babasının kim olduğunu bilmek kolay değildir. İşte bu nedenle erkekler kadınları baskı altına almaya, onun tek bir erkekle ilişkiye girmesine izin vermişlerdir. Bunun için kadına yasaklar getirilmiştir.

Son kitabınız Kıpkırmızı’da kadınların yaşadıklarını yüksek sesle dile getirmişsiniz. Ve zaten Duygu Asena okulundan gelen bir söyleminiz var kadınlara dair. Kadınların kendi içlerinde yaşayıp,  konuşamadıklarını yazdığınız ya da yüksek sesle duyurduğunuz için tepki alıyor musunuz hiç?

Almaz mıyım? Kimilerince erkek düşmanı sayılıyorum. Kadınlara özgürlük hele ki cinsel özgürlükten söz ediyorsanız ahlaksızlıkla bir tutuluyorsunuz. Ne zaman bu konuları yazsam hemen “Türk örf ve adetleri” hatırlatılıyor.

“Erkek Özgür Kadından Korkuyor..”

Bugün Türkiye’de kadınlar ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta muhafazakâr kadınlar var. Muhafazakâr bir yaşamı tercih ediyorlar, sosyal hayatın da, iş hayatının da içinde hatta merkezinde yaşıyorlar. Bir de akşam iş çıkışı bara gidip, bir şeyler içen, daha geleneksellikten sıyrılmış kadınlar var.  Her iki tipe de bakış farklı. Ancak toplu taşıma aracında erkek bir yolcunun muhafazakâr, örtülü bir kadını tercih ettiğine şahit olabiliyoruz. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz? Nasıl bir toplumsal tespit koyarsınız ortaya?

Yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı. Özgür kadından korkuluyor. Erkek, kadına güvenmediği, daha doğrusu kendine güvenmediği için kadının da kendisi gibi gözünün dışarıda, başkalarında olduğunu düşündüğünden ve kendisinden daha iyi birini bulduğunda terk edip gideceğinden korktuğu için muhafazakar olmasını arzular. Evinde otursun, dışarıya çıkmasın, erkeklerle birlikte çalışmasın, erkeklerin gözlerinin içine bakmasın, meydan okumasın, ürkek olsun, korunmaya muhtaç olsun vs… Bu, kendine güvenmeyen bir insan davranışıdır. Kendine güvenen, kendisiyle barışık olan bir erkek, kendisine yapılmasını istemediği şeyi bir başkasına da yapmaz.

Son dönemde kadınlarla ilgili yaşanan en büyük tartışma kürtaj meselesi… Bu konuya dair neler söylemek istersiniz?

Ne söylenebilir ki! Her şey ortada değil mi? Kadın nasıl hamile kalır? Bir erkekle ilişkiye girince. Ortada bir hamilelik varsa bu erkekle kadının sorumluluğundadır. Bir çocuğun dünyaya gelmesi için bir ilişki yeter de artar bile. Ama cinsel ilişkiye girmeyi her şartta kendine hak gören erkek, bunun sorumluluğunu tamamen kadına bırakır. Eğer çocuk istemiyorsa bunun önlemini kadının almasını ister. Hem sorumluluğu, riski, bedel ödemeyi kadına bırakacaksın, hem de onun doğurup doğurmayacağına karışacaksın, hem de nasıl doğuracağına. Çocuğu oluşturacak olan embriyo, kadının yumurtası ile erkek spermin buluşmasıyla oluşur. Eğer her ilişkiden çocuk istenmiyorsa erkek önlemini almak zorunda. Hem anne karnındaki yumurtayla ilgileneceksin hem de o çocuk doğduktan sonra yüzüne bakmayacaksın, “beni kandırdı, evlenebilmek için hamile kaldı” diyeceksin veya “bakalım babası ben miyim?” diyeceksin. Ayrıca çocuğun dünyaya geliş süreci tamamen kadına kaldığından, onu karnında taşıma, besleme, doğurma, bakıp büyütme görevi annenin olduğundan, bunu ne zaman ve nasıl yapacağı da onun kararına bağlıdır. Bir kadını anne olmaya hazır olmasıyla, olmaması arasında çok fark var. Belki sonrasında kadının duyguları değişiyor ama anne karnına düşen bebek, bütün olumsuz kayıtları alıyor ve istenmediğini, daha doğrusu annenin hazır olmadığını anlıyor ve onun yaşamını bu kayıtlar etkiliyor. Sağlıklı bir nesil istiyorsak bu kararı kadına bırakmak zorundayız. Bir konu daha var ki, o da kürtajın yasaklanmasını isteyenlerin kürtajı bir doğum kontrol yöntemi olarak görmesi ve kürtaj olmaya güle oynaya gitmesi. Yok böyle bir şey. Hiçbir kadın kürtaj olmak istemez ama bu topraklarda yaşayan kadınların yüzde 90’u bir kez bile olsa mutlaka kürtaj olmuştur. İstemeye istemeye olurlar. Zorunluluktan. Her kürtaj kadın için bir travmadır.

Gündeminizde kadınlarla ilgili projeler var mı? Neler yapmak isterdiniz veya planlamaları var mı?

Çok şey var. Rengarenk Kırmızı da bir kadın projesi. Kadın dayanışması, kadın girişimciliğinin güzel bir örneği. Bir kadın ortaklığı kurarak, kadınlar için bir şeyler yapmak istedik; dergiler çıkarmak, radyo-tv programları yapmak, eğitimler, seminerler vermek, kadınların iş kurmalarına yardımcı olmak, hayatlarını kolaylaştırmak vs.. Daha yolun başındayız. Hayata geçmek üzere olan bir-iki projemiz var. Kadınları istihdama kazandıracak. İnşallah yakında onları açıklayacağız.

Elinize bir kamera verilse, kadınlara dair en çok hangi kareleri çekmek isterdiniz?

Gülen kadınları. Memleketin sokaklarında rahatça, korkmadan, eteklerini, saçlarını savura savura gezen, erkeklerin gözlerinin içine bakan, kendinden emin, kendine güvenen, kendini önemseyen kadınların her hallerini…

                                                                  

Paylaş