Türkiye’de her yıl üç bin kişi silahla öldürülüyor. Bunların 700’ünün ölüm nedeni “maganda kurşunları”. Meclis’teki Silah Kanunu Tasarısı kabul edilirse, rakamlar daha da büyüyecek. Tasarıyı, bireysel silahlanmada gelinen noktayı ve dahasını Umut Vakfı Başkanı Nazire Dedeman anlatıyor.

Üzerinden 17 yıl geçti ama onun acısı hâlâ taze. Oğlu Umut, 1993’te, 17 yaşındayken vurulduğunda, uzun bir adalet arayışına girişti Nazire Dedeman. Tetiği çeken, Kürt Ahmet lakaplı Ahmet Turgut’un oğlu, Umut’un yakın arkadaşı Melih Turgut’tu. Kazayla olduğunu iddia etti. Dedeman cinayet olduğuna emin de. Mahkeme Turgut’a, iki yıl ceza verdi, onu da para cezasına çevirdi… Yaşadığı bu büyük acıdan sonra, barış kültürü, çocuk ve insan hakları konusunda yaptığı çalışmalara, silahsızlanmayı da ekledi Dedeman. 1995’te bu konuda ilk akla gelen sivil toplum kuruluşunu, Umut Vakfı’nı kurdu. İnsanın en önemli hakkı, yaşam hakkı kimse tarafından gasp edilmesin diye uğraştı, uğraşıyor. Hiç kolay bir mücadele değil bu. Hele de şu günlerde TBMM’de bekleyen Silah Kanunu Tasarısı düşünülürse. Eğer bu tasarı kabul edilirse, silah edinme yaşı; av tüfeklerinde 18 olacak. Silah izni için “tek hekim raporu” yeterli görülecek. Silah bir “armağan” olabilecek. Ruhsat edininceye kadar “geçici ruhsat” adı altında silah edinme hakkı verilecek… Kısacası, bundan sonra daha çok eli silahlı insan göreceğiz. Bu daha çok ölüm demek. Eski yasayla bile Türkiye’de yılda üç bin kişi silahla, bunların 700’ü de “maganda, serseri kurşunu”yla veya dikkatsizlik sonucu öldürülüyor. Fazla söze gerek yok, gerisini Umut Vakfı Başkanı Nazire Dedeman anlatıyor…

– Silah Kanunu Tasarısı TBMM’de bekliyor. Tasarıdaki en tehlikeli maddeler neler sizce?

– Tasarıyla ilgili ilk şunu belirtmeliyim: Silah Kanunu Tasarısı’nın, suçun işlenmeden önce önlenmesini değil, suçun tespit edilmesini esas alan bir anlayışla düzenlendiğini düşünüyoruz. Bu yaklaşım bireysel silahsızlanmayı değil; bireysel silahlanmayı kolaylaştırıyor. Silah kullanma yaş sınırının yukarı çekilmesi, herkese yalnızca bir silah ruhsatı verilmesi, geçici silah edinmeye izin uygulamasının kaldırılması, doğrudan öldürücü bir araç olan silahlara ilişkin aleni ve gizli reklam ve tanıtımın engellenmesi, bir yıldan fazla cezaya mahkûm olmuş kişilere silah edinme izninin verilmemesi, kına, nişan, düğün, sünnet gibi açık havada yapılan kutlamalarda ateşli silahların bulundurulmasının engellenmesi gibi konular çok önemli. Esas olarak, yasanın bireysel silahsızlanma anlayışıyla düzenlenmesi bu sorunun çözümünde önemli bir adım olur.

– Bu tasarı geçerse, sizin önemle üzerinde durduğunuz, 21’i yeterli bulmayıp 25’e çıkarılmasını istediğiniz yaş sınırı 18’e düşecek.

– Yasada silah edinme yaşıyla ilgili iki ayrı düzenleme bulunuyor. Yasa tasarısı, 18 yaşından büyüklerin tüfek edinmesine izin veriyor. Tabanca ruhsatı almak için yaş sınırı ise 21. Biz Umut Vakfı olarak tüfek, kurusıkı silah ve biber gazı için yaş sınırının 21 olmasını, tabanca ruhsatı alma yaşının ise 25 olarak belirlenmesini öneriyoruz. Çünkü; Türkiye’de özellikle 15-25 yaş arası ölümle sonuçlanan ateşli silahlarla intihar oranı oldukça yüksek. Risk 35 yaşa kadar devam ediyor. 25-30 yaş arasında ise ateşli silahlarla ölümler en yüksek düzeye ulaşıyor. Türkiye’deki, kriminolojik açıdan suç işleme oranının yüksekliği ve ateşli silahlarla ölüm ve yaralamalara ilişkin istatistiki verilere dayanılarak ruhsat alma yaş sınırı 25 olmalı.

RUHSAT İÇİN YAŞ SINIRI 25 OLMALI

– Söz konusu istatistikler gerçekten ürkütücü. Yılda üç bin kişi silahla öldürülüyor. Bunların yaklaşık 700’ü “maganda, serseri kurşunu”yla veya dikkatsizlik sonucu ölümler. Yılda 10 bine yakın da yaralanma yaşanıyor…

– İstatistikler, sorunun ciddiyetini somut olarak göstermesi bakımından önemli. Bugün ülkemizde, 2,5 milyon ruhsatlı olmak üzere, bu rakamın en az üç katı ruhsatsız silah mevcut. Toplamda, sivillerin kullanımında bulunan ortalama 10 milyon civarında ateşli silah olduğunu tahmin ediyoruz. Türkiye’deki cinayetlerin yüzde 60’ında ateşli silah kullanılıyor ve her 10 kişiden birinde, her üç evden birinde ateşli silah bulunuyor. Özellikle, silaha kolay ulaşılabilir olması cinayet, intihar gibi olayların her an meydana gelmesinin en önemli nedeni. Yapılan araştırmalar, evde silah bulunmasının ev halkından birinin cinayet, intihar, kaza gibi nedenlerle ölmesi riskini yüzde 41 arttırdığını gösteriyor. Bir mekânda silahın yalnızca bulunması bile sonu ölüm, yaralamayla biten bir olayın oluşması riskini önemli ölçüde arttırıyor.

– Silah tüccarlarının bu konuda savunusu, “Ruhsatlı silahla değil, ruhsatsız silahla suç işlendiği, bu nedenle de silah edinmenin kolaylaştırılması gerektiği” yönünde…

– Uzmanlarımız, yaptıkları araştırma ve gözlemlerin neticesinde ruhsatlı silahlarla da işlenen suçlarda artış olduğunu söylüyor. Ayrıca böyle bir mantık, silahlanmanın artmasını sorun olarak görmemekte, suç meydana geldiğinde kolaylıkla tespit edileceği ve dolaylı olarak kimsenin suç işlemeye yeltenmeyeceği varsayımından hareket ediyor. Oysa, ruhsatsız silahlar bir defaya mahsus olmak üzere ruhsatlandırılınca, yalnızca toplumdaki silah sayısının legal olarak görünür olacağını, suç işleyecek kişilerin de ayrıca ruhsatsız silahlanmaya devam edeceklerini tahmin etmek güç değil. Yani silahlanma azalmayacağı gibi, suç da azalmayacaktır. Bu noktada önemli olan kolluk güçlerinin yurttaşların güvenliğini sağlamasını, “yaşama hakkını” güvenceye alacak şekilde çalışmasını düzenlemek. “Ben yurttaşımın güvenliğini sağlayamıyorum, silahlanmasına müsaade edeyim, kendi güvenliğini sağlasın. Ruhsatlı silahla suç kolay tespit edileceği için zaten suç da işlemez” mantığı geçersizdir.

– Raporlarınızda 1989’daki sivil halktaki silah sayısıyla şu anda sivil halktaki silah sayısının neredeyse on kat arttığını belirtiyorsunuz. Sizce bu artışın nedeni ne? Ne körüklüyor silahlanmayı?

– Silahlanmayla ilgili mevzuatın kolaylaştırılması insanlardaki silah sayısının artmasının en önemli nedeni. 1989’da ruhsatlandırma kolaylaştırıldıktan sonra silaha talep arttı. Böylece 21 yaşında olan her Türk vatandaşı silah alabiliyor.

– Linç girişimlerinin, cinnet getirmelerin, ekonomik sıkışmışlığın yoğun olduğu bir ülke Türkiye. Bu tasarı kabul olursa nasıl bir tablo bizi bekliyor?

– Bireysel silahlanmayı kolaylaştıran bir yasanın ortaya çıkması, sivil yurttaşların sahipliğindeki silah sayısının ve doğal olarak toplumdaki suç oranının da artacağı sonucunu beraberinde getirecek. Ekonomik kriz, sosyolojik açıdan görünür olan toplumsal gerginlikler öfke düzeyinin artmakta olduğunu ve öfke denetimsizliğinin yaygın silahlanmayla birleşince oldukça tehlikeli bir ortamın oluşacağını işaret ediyor. Bu açıdan durumun endişe verici olduğunu düşünüyoruz.

– Silahlı ölümlerin durdurulması için kuşkusuz yasaların sıkılaştırılması gerekli ancak bu da tek çözüm olmayacaktır. “At, avrat, silah” gibi söylemlerle şiddetin yüceltildiği bir toplumuz. Bu zihniyeti yıkmak pek kolay olmayacak.

– Bu kültürel yapının değişmesi ile mümkün. Ancak kültürel yapının kısa zamanda değişmesini beklemek gerçekçi değil. En azından bireysel silahlanmanın bir sorun olarak zihinlerde yerleşmesi, ateşli silahlarla kazalar veya cinayetler sonucunda meydana gelen ölüm ve yaralamaların toplumda görünür olması, eğlencelerde silahla kutlama yapmanın hiç de takdir edilir ve normal bir davranış olmadığını vurgulamak ve yurttaşların da algısının bu şekilde değişmesi, en azından soru işaretlerinin belirmesi küçük ama önemli adımlar.

Yaşama hakkı için silahsızlanın

– 1993’ten beri Umut Vakfı’nda yoğun çalışmalarda bulunuyorsunuz, ne güç veriyor size?

– İlkemiz, insan menfaatidir. İnsan hakları kapsamında bir şeylerin olumlu değiştiğini görmek gücümü arttırıyor. Yaşama hakkı ve yaşama hakkının en önemli kavramı olan bireysel silahsızlanma hakkında kamuoyu oluşturmak, bu konuda toplumumuzda bilinç sağlamış olmak, zaman zaman olumsuzlukları gördükçe yılgınlığa uğrasam da, çoğunlukla güç katıyor. Tekrar yılmadan çalışmalara devam ediyorum.

– Bir yandan da iş hayatınıza devam ediyorsunuz…

– Çalışmak en büyük ibadettir. Hem iş hayatımı hem vakıf çalışmalarımı profesyonel, işlerinde uzman ekipler götürdüğünden bana sadece bayrağı taşımak kalıyor. Bunun verdiği hazla da işlerimi ve vakfımın çalışmalarını en verimli şekilde idame ettirebiliyorum. Sevilerek yapılan her iş sizi yormaz ancak güç katar. Olumlu sonuçlar aldıkça da çalışma azmim daha çok artıyor.

– Peki vakfın ilk kurulduğu zamandan bugüne ne kadar yol alabildik silahsızlanma adına?

– Bugün Türkiye’de “bireysel silahlanma” bir sorun olarak açıkça tanımlandı. Ayrıca “bireysel silahsızlanma” da bir gereklilik olarak tespit ediliyor. 16 yıl önce Umut Vakfı’nı kurduğumuzda, Türkiye’de böyle bir sorundan söz edilmiyordu. Bugün bireysel silahlanmaya karşı olan yurttaşların oranı yüzde 30’dan fazla. Bunun yanı sıra Silah Kanunu Tasarısı ve kuru sıkı silahlara ilişkin 2008’de yapılan yasal düzenlemeler sırasında olduğu gibi, biz yurttaşların yaşama hakkını ilgilendiren bu konulara ilişkin bir kamuoyu oluşmuş durumda. Bunlar önemli adımlar.

– Oğlunuzun öldürülmesinden önce de silahlansızlanma üzerine çalışmalar yapıyor muydunuz?

– Evet, oğlum 1993’de bir cinayete kurban gitti. Yaşama hakkı elinden alındı. Bu olaydan önce de çocuk hakları konusunda, hem Çocuk Zirvesi kurucusu olarak hem de bilfiil çocuklarla insan hakları üzerine çalışmalar yapıyordum. Ayrıca barış kültürü konusunda da faaliyetlerde bulunuyordum. 1993’den sonra bireysel silahlanmanın şiddetin en uç noktası olduğunu ve bir toplumsal sorun olduğunu tespit ederek, bu konuda da çalışmaya başladık.

Vakfımızın amacı da, geleceğimizin teminatı gençlerimizin hukukun üstünlüğüne inanan, adalete güvenen, anlaşmazlıklarını uzlaşmayla ve barışçıl yollarla çözümleyen, yurttaş olma bilincini ve sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunmak.




Paylaş