“İşte sana son uyarım okuyucu! Bu yazılarımı okurken alışkanlık olduğu gibi sabırlı olmanı, arkasını beklemeni söyleyip birtakım palavralar savurmayacağım. Hayır, bir şey bekleme sakın. Aradığını her yazımda bulmalısın. Bulamazsan, hemen benden vazgeçmelisin.”(s. 20)

Balkanların Maksim Gorki’si olarak anılan Panait Istrati’nin, sıradan hayatların içerisinde geçen, hayatın kaybedenler tarafında yer alan insanları anlattığı öykülerinin yer aldığı Sünger Avcısı, Kavis Kitap tarafından yayınlandı. Kitap Panait Istrati’nin 5 öyküsünü bir araya getiriyor. Kitapla aynı adı taşıyan Sünger Avcısı, Bakar, Dostlukla Bir Sigara Bayii Arasında, Ölümsüzlük ve Sotir, kitapta yer alan öyküler.

1884-1935 Yılları arasında yaşamış olan Istrati’nin yazarlık serüveni trajik bir tesadüfle başlıyor. Panait Istrati’nin başarısız geçen bir intihar girişiminin ardından, cebinde bulunan ve Roman Rolland’a yazılmış bir mektup, Istrati’ye yazarlığın kapılarını aralıyor. Roman Rolland’ın yardımıyla kitapları basılan Istrati eserlerini anadili olan Romence değil, bir sözlük yardımıyla öğrendiği Fransızca yazıyor. Belki de bu tercihi dolayısıyla öyküleri bu kadar etkili, çünkü Istrati Fransızca yazacağı her bir kelime için sözlükler karıştıran, araştırmalar yapan bir yazar. Çok iyi bilmediği bir dilde yazmak onu çok zorlamış olsa da, Fransızca yazması yarattığı öykü dili açısından oldukça faydalı olmuş. Bu sayede oldukça sade aynı zamanda da güçlü bir dil yaratan Istrati, tarz olarak Sait Faik’e oldukça benziyor.

Gençliğinde Mısır, Yunanistan, İstanbul gibi bir çok yeri dolaşan Istrati’nin öyküleri, kendi hayatından büyük izler taşıyor. Kitaplarının neredeyse tamamında, Adrien Zograti adını verdiği karakter mevcut. Kitaplarını bu karakter üzerinden, birinci tekil şahısla anlatan yazar, genelde arkadaşlık teması üzerinde duruyor. Sünger Avcısı’ndaki öyküler de, arkadaşlık hakkında. Öyle ki, yeri geldiğinde büyük bir servet ya da güzel bir sevgili arkadaşlık için feda edilebiliyor. Kuşkusuz Istrati’nin bunu tercih etmesinin de nedeni gayet kişisel. Kitabın giriş kısmı gibi duran “Okura” isimli bölümde Istrati şöyle diyor:

“Okurlar bizi Romain Rolland ile dost bilirler. Oysa şimdi açıkça söylüyorum, üç yıldan bu yana dost falan değiliz artık. Nedeni mi dediniz? Nedenini bilmeniz neyi değiştirir ki? Maalesef artık dost değiliz, hepsi bu kadar”(s. 20)

Öykülerindeki karakterlerin hepsi bir şekilde sistem dışıdır, bugünün dünyasına yabancıdır; gerçektir ama belki de bu gerçeklikleriyle bizler için biraz da fantastiktir. Paraya değer vermeyen, aylaklığı bir tercih meselesi olarak gören, plansız, programsız, anlık yaşayan insanlar. Bir yanıyla dışında dururlar hayatın ama aslında bir yanıyla da tutunamazlar bu hayatta. Bilinçli bir tercih değildir yani onlarınki, tamam gün gelir bir serveti arkadaşları için feda ederler ama genelde aç yatarlar. Kazanmaya değil, paylaşmaya değer verirler.

Kahramanların değil, yan karakterlerin öyküleriyle ilgilenen Istrati, hayatın da aslında kahramanlıklardan ibaret olmadığını anlatır bize. Onun yalın ama bir o kadar da etkileyici kaleminden çıkan öyküler, okumaya ayırdığınız vaktinizin iyi bir şekilde değerlendirilmesine olanak sağlayacaktır. Bu öyküleri sevenler için, yazarın “Arkadaş” isimli romanını da tavsiye ederim.

Paylaş