Bütün dünyaya mal olmuş sözlerin bir güldestesi Laurence Devillairs’in Büyük Filozoflardan 100 Önemli Aforizma adlı kitabında.

Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz. İnsan politik bir hayvandır. Ölüm hiçbir şey değildir bizim için. Haksızlık yapmak haksızlığa uğramaktan daha kötüdür. Beden ruhun mezarıdır. Her şey boş, bomboş, bomboş. Hey gidi günler! Hey gidi âdetler. Tutku çoğu zaman insanların gözlerini kör eder. Komşunu kendin gibi seveceksin. Önce söz vardı. Yaşama sanatı savaş sanatına yakındır. İnsan insanın kurdudur. Felsefe kitaplarını yasaklamak susamış birine soğuk su yasağı getirmekle aynı şeydir. İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur. Tanrı öldü. Cehennem başkalarıdır. Sinema felsefe için yaratılmıştır.

Bu sözler antikçağdan bugüne insanlığa yol gösterici oldu ve olmayı sürdürüyor.

Birçoğunu gündelik hayatta kullandığımız bu özdeyişlerin kimler tarafından ve ne için kullanıldığını merak edenler için bir elkitabı Büyük Filozoflardan 100 Önemli Aforizma. Günümüzde cep telefonundan anında her şeyi bulduğunu sananlar açısından da şaşırtıcı. İnternet çöplüğünde boğuşarak bulamayacağınız kavramlar, yorumlar var. Sanal dünyanın çekiciliği insandaki yaratıcılığı öldürmekle kalmıyor, nasıl olsa sanal âlemde vardır düşüncesi tembelliğe ve işlemeyen beyin hücrelerinin ölümüne yol açıyor. Bellek gücü zayıfladıkça zayıflıyor. Hesap makinelerinden önce kafadan hesap yapmak, bütün çarpım tablosunu bilmek ne kadar kolaydı. Cep telefonları çıkmadan telefon defterlerimiz vardı ve birçok numarayı aklımızda tutabiliyorduk. Şimdi insanlar kendi numaralarını bile bilmiyor.

Sanal dünyanın girdabının gücü arttıkça filozoflar, felsefe, aforizmalar da soluyor. “slm”, “tsk” gibi kısırlaşma kanser gibi yaygınlaştıkça düşüncenin gücü de zayıflıyor. Akıl artık ellerdeki akıllı telefonlarda. “Beğen” tuşunda düğümleniyor yaşam.

Buffon’un “Üslup insanın kendisidir” sözüyle başlıyor kitap. “Filozofların üslupları vardır” diyen Devillairs’e göre, gerçek açık ve seçik, kesin olabilmek için retorikten vazgeçilmesi gerektiği düşünülerek, unutulur ya da bilinmez. Şu halde bir söylemin sağlamlığını, bilimsellik iddiasını oluşturan her şey, güzelliği oluşturan şeylere zıt düşer. Nesnelliğin tarafsızlıkla eş anlamlı olması gibi üslup da doğru düşünmek değil düşünceyi süslemektir.

Seçtiği “100 Aforizma” yı sunup yorumlayarak şunu amaçlıyor Devillairs: “Felsefe okumak, haz ve heyecan veren estetik bir deneyimdir. Descartes, Hegel, Platon güzel olandır. Bu filozofların düşüncelerinin özgünlüğü, hatta anlamı, tercih edilen biçimden gelir. Gerçeği söylemek, onu iyi söyleme olgusuyla çelişmez. Kavram yaratıcıları olan filozoflar aynı zamanda baştan çıkarıcı, hileci, yalancı, masalcıdırlar, kısacası onlar üslup insanlarıdır. Öyle ki, bazen kendilerini birbirini izleyen düşüncelerden çok kelime oyunlarına verirler. Kimilerine göre, ki kuşkusuz bunlar en parlak kimseler değillerdir, dil kendine özgü bir varoluş biçimi sürdürür. Bir tür kapalı, entelektüel labirent içinde bir terim başka bir terimi çağrıştırır, tamı tamına “uygun kelime” bağlamında görülebileceği gibi. Bir üsluba sahip olmak –ister gerekli isterse de görünmez ya da saldırgan olsun– var olanı gerçeği açıklamaktan muaf olmak anlamına gelmez. Filozof gerçeği değil, gerçeğin yeniden bulunmasının yolunu yaratır. Felsefenin mantık yürütme yöntemleri, anlatı ve biçimcilik, kanıt ve öykü arasında gidip gelir. Felsefe doğuşundan itibaren kendisi ve sofizm arasında yaptığı ayrımı, doğrunun olmadığını söylemek için bile olsa doğruya bağlılığı, demagojik ve aldatıcı sanatı reddetmesi kişiyi doğruya olduğu kadar yanlışa da ikna etmesi üzerinden yapar. Ama var olanın kavranabilirliğini teşhir etmeyi düşünse de bunu kabul gören bütün yönetmeler aracılığıyla, ulaşmaya çalışmadan yapmaz. Bunu aynı zamanda düşmanı yenmeye çalışarak yapar çünkü bütün filozoflar –kimi zaman birbirlerinin yazdıklarını okumasalar bile– birbirine karşılık verir.”

Bizim sanal âleme kapılarak kapı dışarı ettiğimiz felsefeyi egemenler de okuldan ve dolayısıyla gündelik yaşamdan da kovmaya çalışıyor. Devillairs bir başka bakış daha ekliyor, bizi yakan dıştan felsefeyi yakan içe dikkat çekiyor. Felsefe cansız bir okul disiplini değildir. Öğretmenler ve akademisyenler çok kısa süre önce ellerine geçirmişlerdir bu disiplini. O zaman okunmasının, anlaşılmasının, hatta yorumlanmasının zor olması nasıl açıklanabilir. Felsefe dili gündelik dildir. Felsefenin matematik ya da tıp gibi kendine özgü bir dili yoktur. Gene de felsefe sürekli herkesin doğrulayabileceği, kanıtlayabileceği “sağduyu”yla alakalı olsa da muhtemelen dilin boş yere işleyişi konusunu saf dışı bırakmak için genellikle erişilmez görülebilir.

Şeyler karmaşık değildir ama dolaysız da değildir. Açık seçik gözüken şey ancak uzun süre düşündükten sonra bu açık seçikliğe ulaşmıştır. Felsefe “bu böyledir”in hükümranlığını kabul etmez. Kendiliğinden olan, filozof için kendiliğinden değildir. Belirgin bir şekilde görünen bir şeye ulaşmak için kavramlar üstünde uzun, sıkıntılı ve sabırlı çalışmalar yapmak gerekir. Hiçbir şey dolaysız değildir, her şeyin düşünülmesi gerekir. Ama bu filozofların en büyük fikirlerini basit bir şekilde ifade etmelerine engel değildir.

MÖ X. yüzyıldan günümüze 100 büyük fikir seçen Devillairs’e göre bu fikirlerin bazıları herkes tarafından, bazılarıysa yazarları yeteri kadar okunmadığından ve incelenmediğinden daha az biliniyor fakat çoğu şaşırtıcı ve kışkırtıcı. Hepsinin bir üslubu var ve Deleuze’ün deyişiyle “felsefe opera gibi”. Yorumlarımızın amacı, aslında felsefenin sürekli basit şekilde dile gelmeye çalıştığını göstermektir. Felsefenin, hayatın renkli, mutlu ya da acı dolu gerçekliğini tek bir somut kelimeyle kucaklama gücüne sahip olduğunu inkâr ederek felsefeyle hayatı karşılaştırmak haksızlıktır. Felsefede ne kadar hayat varsa, hayatta da o kadar felsefe vardır. Sadece somut olanın çok derin olmadığına ve metafiziğin soyutlamalarında sözde çürütülmeyen olgulara göre daha fazla açık seçiklik olduğunu kabul etmek gerekir. Yeryüzünde ve gökyüzünde felsefede düşünülmemiş şey yoktur, açık ve net iki sözcük tüm dünyayı içerebilir. Bir öğretinin ya da düşünce sisteminin yaratıcı sezgisini basit ve çağrışımcı bir formla göstermeye ve açıklamaya zorlayan bu tür felsefi indirgemecilik alıştırmaları çok yararlıdır. Bu pratiğin okullarda daha kapsamlı ve ayrıntılı biçimde uygulanmıyor olması çok üzücü…

Her fırsatta, bazen baştan çıkarıcı, bazen manipülatör, bazen provokatör, bazen anlatıcı, bazen de yol gösterici olarak karşımıza çıkan filozoflar kendilerine özgü yöntemleriyle hayatın içinde felsefeyi, felsefenin içindeyse hayatı ararlar. Bir nevi kavram yaratıcıları olarak değerlendirebileceğimiz bu büyük insanlar küçücük bir filizi kocaman bir bitkiye dönüştüren, gerçeği yaratan değil de gerçeğin yeniden bulunmasına yardımcı olan zihinleriyle dünyaya ışık tutarlar. Sokrates’in “Kendini bil”, Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır”, Diyojen’in “Gölge etme başka ihsan istemem”, Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” gibi, tarihe yön veren filozofların en ünlü aforizmalarını açıklayan bu seçki felsefe meraklılarını düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor. Sözlerin, söyleyenlerin, söyletenlerin, söylenenlerin buluştuğu bir eser. Filozof, felsefe denince hep akla zor ve anlaşılmaz kavramlar geliyor. Bu yapıt bu önyargıyı kıran ve felsefeye başlangıç olacak bir kapı.

Yaşar Öztürk

Paylaş