1984, Hayvan Çiftliği gibi unutulmaz kitaplarıyla tanıdığımız George Orwell‘ın en az o kitaplar kadar etkili ama edebi bir metin değil, bir inceleme olan kitabı Wigan İskelesi Yolu, Can Yayınları tarafından basılarak raflarda yerini aldı.

George Orwell’ın İngiltere’nin işçi mahallerinde yapmış olduğu araştırmaları kaleme aldığı Wigan İskelesi Yolu’nda, yazarın hemen hemen bütün yapıtlarında yer alan sosyal adaletsizlik vurgusuna daha belirgin bir şekilde rastlanır. İşçi sınıfının yaşadığı sefaleti, zorluğu, sıkıntıları öyle içten ve sarsıcı bir biçimde anlatır ki, okuyup da kapitalizme lanet etmemek imkansız hale gelir.

Wigan İskelesi Yolu 1937 yılında yayımlandığı sırada George Orwell faşizme karşı savaşmak için İspanya’da bulunmaktaydı. Zaten bu kitapta yazılanlara kendi gözleriyle tanık olup, bütün bu olan biteni böylesi içten bir dille ifade eden birinden böyle bir duyarlılık beklenirdi.

Wigan İskelesi Yolu‘ndaki işçilerin gündelik yaşamları, koşulları öyle kötü ki, aynı 1984 gibi rahatlıkla bu kitap için de distopya denebilirdi. Ya da bu metinler, 1984 romanındaki toplumun işçi mahallelerini anlatıyor deseydi Orwell, rahatlıkla buna inanır ve o şekilde Wigan İskelesi Yolu’nu okuyabilirdik. Çünkü, burada yaşananlar gerçek olamayacak kadar acımasız bir manzara koyuyor ortaya. 1984 kitabındaki kadar karanlık, umutsuz ve mutsuz bir toplum tasvir ediyor Orwell.

“Kahvaltı masasının altında dolu bir lazımlık kovası olduğu gün ayrılmaya karar verdim. Bu mekan, içimi karartmaya başlıyordu. Bunun nedeni, yalnızca pislik, kokular ve berbat yemekler değil, değişmeyen anlamsız bir çürümenin, insanların hamamböcekleri gibi süründüğü yeraltındaki bir yerde, savsaklanan işlerden ve alçakça yakınmalardan meydana gelen sonsuz bir karmaşanın içinde olma hissiydi.” (s. 22)


Wigan İskelesi Yolu, George Orwell, Çeviren Levent Konca, Can Yayınları, Ağustos 2016, 240 sayfa


wigan_iskelesi_yolu

arka kapak

Wigan İskelesi Yolu, George Orwell’in İngiltere’nin sanayi bölgelerinde bugün de fazla değişim göstermeyen ve zaman içinde siyasal etkisinden hiçbir şey yitirmemiş olan işçi sınıfı yaşamıyla ilgili deneyimlerini aktaran önemli bir inceleme. Sosyal adaletsizlik, korkunç konutlar, madenlerdeki çalışma koşulları, sefalet, açlık ve yaygın işsizlik sorunlarının müthiş bir öfke, insancıllık ve dürüstlükle aktarıldığı bu kitabı Peter Ackroyd, “Gerçek deha örneği… Orwell’in bütün öfkesi, hayal kırıklığı, umutsuzluğu ve acısı Wigan İskelesi Yolu’nda en anlamlı ifadesini buluyor,” diye tanımlıyor.

“Paranın feodalizme karşı savaşı olan İçsavaş’ta, Kuzey ve Batı kraldan yanayken, Güney ve Doğu parlamentodan yanaydı. Fakat kömür kullanımındaki artışla birlikte, sanayi Kuzey’e kaydı ve orada yeni bir insan tipi, başarısını kendisine borçlu olan Kuzeyli işadamı ortaya çıktı. Nefret dolu ‘ya başarılı olursun ya defolursun’ felsefesiyle Kuzeyli işadamı, yarım kron ile yola çıkan ve sonunda elli bin sterlini olan ve her şeyden çok, para kazandıktan sonra eskisine oranla daha da nobran olmasıyla övünen tiptir. İncelendiğinde, yegâne meziyetinin para kazanma yeteneği olduğu görülür. Bizden ona hayranlık duymamız beklenir; çünkü dar kafalı, çıkarcı, cahil, açgözlü ve görgüsüz olsa da, adamda ‘cevher’ vardır, ‘başarılı olmuştur’, başka bir ifadeyle, nasıl para kazanılacağını biliyordur.”

george_orwell

tadımlık

Sabahları duyulan ilk ses, fabrika kızlarının giydiği tahta ayakkabıların arnavutkaldırımına vurmasıydı. Sanırım ondan önce, hiç uyanık olup da duyamadığım fabrika düdükleri ötüyordu.

Yatak odasında çoğunlukla dört kişiydik; gerçek amaçlarına uygun olarak kullanılmayan mekanlara özgü o gelip geçicilik havasından mustarip sevimsiz bir yerdi. Yıllar önce ev sıradan bir ikametahmış; Brookerlar alıp bir işkembeci ve pansiyon olarak döşediklerinde kimi işe yaramaz mobilyaları da devralmışlar ve onları kaldırıp atacak enerjiyi asla bulamamışlar. O yüzden, misafir odası olduğu hala belli olan bir odada uyuyorduk. Tavandan sarkan ağır kristal avizenin üzerindeki toz tabakası o kadar kalındı ki, bir kürkü andırıyordu. Bundan başka, duvarlardan birini büyük ölçüde kaplayan çirkin, eski püskü bir mobilya, oymaları, küçük çekmeceleri ve şerit şerit aynaları olan büfe ile portmanto karışımı bir şey; bir zamanlar gösterişli olsa da, üzerinde lazımlık kovalarının yıllar boyunca bıraktığı halka izleri olan bir halı; oturulacak yerleri kırılmış iki adet yaldızlı sandalye ve üzerine oturmaya kalktığınızda kayıp gittiğiniz şu eski moda at kılından yapılma koltuklardan bir tane vardı. Mekan, diğer hurdaların arasına dört adet bakımsız yatağın sokuşturulmasıyla bir yatak odasına dönüştürülmüştü.

Paylaş