Michel Foucault, hem sosyal bilimlerde hem de siyasi literatürde halen etkili olan ve tartışılan isimlerin başında gelmektedir. Foucault’un özellikle biyopolitika ve yönetimsellik kavramları üzerinden gelişmekte olan bu tartışmalar, onun kendi söylemleri arasındaki tutarsızlıktan, söylemlerini aşabilecek başka bir kavram bulunamamasına kadar geniş bir aralıkta sürmektedir.

Thomas Lemke, Michel Foucault’nun College de France derslerinde geliştirdiği yönetimsellik çözümlemeleri üzerinde durarak Foucault’nun iktidar anlayışını gözler önüne serdiği Politik Aklın Eleştirisi – Foucault’nun Modern Yönetimsellik Çözümlemesi isimli çalışması Phoenix Yayınevi tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. Özge Karlık’ın çevirisiyle raflarda yerini alan Politik Aklın Eleştirisi – Foucault’nun Modern Yönetimsellik Çözümlemesi, hem Michel Foucault ile henüz tanışmamış olanlar için, hem de onunla ilgili bilgi hazinesini daha da geliştirmek isteyenler için çok önemli bir kaynak.

Thomas Lemke’nin zahmetli bir araştırmaya ve kısa bir süre öncesine değin pek de bilmediğimiz zengin arşiv materyallerine dayanan çalışması ilk yayınlanmasınının ardından neredeyse yirmi yıl geçmesine karşın bugün hala Foucault’nun iktidar çözümlemesinin en kapsayıcı ve materyal açısından en zengin tartışması olma özelliğini koruyor.

14356092_10154335030830485_1362788028_n


Politik Aklın Eleştirisi – Foucault’nun Modern Yönetimsellik Çözümlemesi, Thomas Lemke, Çeviren Özge Karlık, Phoenix Yayınevi, Ağustos 2016, 576 sayfa


Foucault’nun iktidar analizine bir giriş kitabı olma işlevi yanı sıra, Foucault’nun öğrencileri olan Daniel Defert, Giovanna Procacci, Jacques Donzelot gibi önemli isimlerin çalışmalarını da tartışmaya açan eser, düşünürün çalışmasının sosyal bilimsel araştırmalara ve sorgulamalara ne tür açılımlar getirebileceğini görünür hale getiriyor. Hem konunun uzmanlarınca hem de Michel Foucault’nun çalışmalarına ilgi duyan ve onu ilk defa okuyacak olanlar için temel referans kitap olma özelliği taşıyan bu çalışma, Foucault’nun mühim bir yeniden değerlendirmesi ile politik ve sosyal bilimsel nitelikteki çalışmalarının en kapsamlı kaynakçasını sunmakla kalmıyor; aynı zamanda, bizzat ‘politik aklın eleştirisi’ için bir araca da dönüşüyor.

Kitaptan tadımlık bir bölüm:

Foucault çalışmasını, en başından beri, hem geleneksel tarih yazımından hem de yerleşik felsefi ve toplumsal kuramların problem sunma biçimlerinden farklılaşan, bağımsız bir metodolojik yaklaşım olarak takdim eder. Bu yeni araştırma yöntemi, fikri takip niteliğinde bir arkeolojinin adını alır ve belli başlı çalışmalarını etkiler. “Sessizliğin arkeolojisini”temel alarak (1961, 8), deliliğin tarihi ve psikiyatrinin kurumsallaşmasının izini süren Klasik Çağda Deliliğin Tarihi‘nin (1961) ardından gelen, hastalık ve klinik tıbbın ortaya çıkışının yanı sıra, yaşam, dil ve ekonomi bilimleri üzerine yaptığı çalışmaların konu edildiği, Kliniğin Doğuşu: Tıbbi Algının Arkeolojisi (1963) ve Kelimeler ve Şeyler: İnsan Bilimlerinin Arkeolojisi (1966a) isimli diğer kitapları ile arkeolojinin metodolojik iddiası net bir şekilde cisimleşmiş olur. Bilginin Arkeolojisi (1969a), nihai olarak, çalışmasının istisnai kurumsal çerçevesini tayin etmeyi; kendi araştırma topolojisini ve “arkeolojik yöntemin” kavramsal yeniliklerini ortaya koymayı amaçlar.

Paylaş