İlk kitabı Kapalıçarşı Cinayeti ile dikkat çeken Esra Türkekulun ikinci kitabı Cadıbostanı Cinayeti, polisiye edebiyatımızın en verimli örneklerinden biri. Esra Türkekul’un kahramanı Berna, ilk kitapta olduğu gibi Cadıbostanı Cinayeti‘nde de bir cinayet soruşturmasını çözmeye çalışmakta ve okura heyecanlı bir anlatı sunmakta.

Yerli polisiye türünde nitelikli bir eser yakalamak, türe meraklı okurları gerçekten inanılmaz mutlu ediyor. Türün hakkını vermek, gerilimi ve heyecanı kitap boyunca muhafaza etmek, gizem unsurunu arada ipuçları vererek finale kadar olay örgüsüne yedirmek ve bunu ülkemiz toplumsal yaşamını zemin olarak kullanarak yapmak büyük bir marifet. Hele de bunun üzerine birkaç yaratıcı pırıltı eklenebiliyorsa metne, değmeyin okurun keyfine. Cadıbostanı Cinayeti tam olarak bunu yapıyor ve dört dörtlük bir okuma zevki sunuyor.

Kitabı özel kılan unsur, kahramanı Berna’nın oldukça sahici olması. Rahatlıkla özdeşlik kurabileceğimiz, yaşam biçimi olarak kendimize yakın bulabileceğimiz, anti-kahraman ile kahraman aralığında gidip gelen, tabir yerindeyse klasik bir orta sınıf yurdum kadını. Evden çeviri yaparak ara sıra da rehberlik hizmeti vererek para kazanan Berna’nın bir cinayet soruşturmasına dahil olabilmesi elbette pek de alışık olmadığımız bir durum. Ama Esra Türkekul bu olay örgüsünü ve nedensellikleri öyle güzel oturtuyor ki, Berna’nın bu soruşturmanın dışında olabilmesinin imkansız olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.

Üstelik sadece Berna değil, Berna’nın annesi ve teyzesi dahil, romanda tanıdığımız tüm karakterler oldukça gerçekçi; yakın çevremizi düşündüğümüzde ya da sokağa çıkıp etrafımıza baktığımızda görebileceğimiz insanlar hepsi. Hal böyle olunca, böylesi tanıdık bir atmosferde, üstelik sürekli ölüm haberlerine alıştırılmaya çalışıldığımız bir süreçte, sıradan bir 3. sayfa haberi olabilecek bir cinayet olayının nasıl da heyecan dolu bir anlatıya dönüşüverdiğini görmek okuru hem şaşırtıyor, hem de zevkten dört köşe ediyor.


Cadıbostanı Cinayeti, Esra Türkekul, Mylos Kitap, Nisan 2016, polisiye, 196 sayfa


arka kapak

Berna geri döndü. Kapalıçarşı Cinayeti’nde gezdirdiği Amerikalı turist öldürülünce polisiye işlere bulaşan genç rehber, bu sefer uslu uslu evinde otursa da kapısını gene bir cinayet çalıyor. Evinin yakınında, burnunun dibinde bir adam çalılıklarda ölü bulunuyor. Üstelik tahkikata gelenlerden biri ilk cinayetten tanıdığı İlker Komiser, meğer o da başkomiser olmuş. Böylece Berna’nın annesi Süreyya ve teyzesi Nazmiye’yle geçirdiği sakin hayat sarsılıyor. Esra Türkekul, ikinci kitabında Berna’yı hayata biraz yakınlaştırmış. Cinayeti çözmeye çalışan kişinin bizden biri olması da işi daha inanılır kılıyor. Umarız Berna üçüncü kitapta biraz daha insan canlısı olur. – Sevin Okyay

Kendinden, çevresinden, ülkesinden ve bizzat hayattan mustarip turist rehberi-çevirmen Berna bu sefer karşımıza biraz daha deneyimli çıkıyor. Dahası, dayanamayıp daldığı ve illa yüzünün akıyla çıkacağı pek esrarengiz yeni cinayetle uğraşırken hayatı hep baş aşağı gitmeyecekmiş havalarına bürünüyor. İlk romanı Kapalıçarşı Cinayeti’yle polisiye edebiyatımızdaki özel dedektifler arasına başarılı bir giriş yapan yazar Esra Türkekul’sa, neşeli anlatımı ve başarılı kurgusuyla polisiye edebiyatımızda yerini peyderpey sağlamlaştırıyor. – Algan Sezgintüredi

“…Çalışma odama yeniden dönünce, her konuda çok çabuk pes ettiğim fikri beynimi işgal etti. Sanırım bu düşünceyi tetikleyen, senelerdir dokunmadığım mantar panoda asılı eski notlar, alıntıladığım sözlerdi. Yıllar içinde gözümün alıştığı işlevsiz bir dekor olmanın ötesine geçememişlerdi. Boşandığımdan beri daracık konfor alanımın içinde, risklerden kaçınmaya çalışarak yaşamıştım. Son zamanlardaysa içimde nereye akıtacağımı bilemediğim bir enerji vardı. Önüme serili milyonlarca seçenekten hangisinin peşinden gideceğime karar vermeye çalışıyordum. Sahildeki ceset de işte o milyonlarca seçenek içinden ışıklar saçarak yükseliyor ve beni çağırıyordu. Bir yerden başlamam, odaklanmam ve devam etmem gerekiyordu. Oyun bile olsa… Cinayet oyunu…”

 

Paylaş