John Steinbeck‘in savaşı, işgali, zulmü ve tüm bunlara karşı insanlığın içindeki özgürlük tutkusunu anlattığı romanı Ay Batarken, Sel Yayıncılık tarafından basılarak raflardaki yerini aldı.


Ay Batarken, John Steinbeck, Çeviren Aslı Biçen, Sel Yayıncılık, Temmuz 2016, 110 sayfa


0000000700928-1

arka kapak

Geçimini madencilikle sağlayan ve uzun yıllardır savaş görmemiş huzurlu bir kasaba, askeri bir birlik tarafından apansız işgal edilir. Savaş nedir bilmeyen kasabalının beklenmedik şekilde karşı karşıya kaldığı bu olay, dışarıdan gelen düşmanın yanı sıra içlerinden çıkan hainlerin de keşfi anlamına gelmiştir. Sakin, sıradan ama bağımsızlığına da düşkün bu insanların zamanla hararetlenen sessiz mücadelesi, bardağı taşıran son damlayla, gözü pek bir meydan okumaya, öfkeli bir direnişe dönüşür.

John Steinbeck’in en önemli eserlerinden biri sayılan ve Nazi Almanyası’nın çizmesi altında ezilen Avrupa’nın pek çok ülkesinde illegal olarak basılıp milyonlara ulaşan Ay Batarken, askeri bir işgalin hikâyesini iki farklı yönden anlatıyor. Zor ve baskı karşısında insanların özgürlük talebinin ve yaratıcılığının önünde sonunda galip geleceğini ustalıklı ve kıvrak diliyle anlatan Steinbeck, bu eseriyle direnişçilere hem umut vermiş hem de ilham kaynağı olmuştur. Zorbalığın olduğu yerde direnişin ve özgürlük mücadelesinin en doğal hak haline gelişi Ay Batarken’de evrensel bir kurala, günümüze de ışık tutan bir gerçekliğe dönüşüyor.

 

John Steinbeck

tadımlık

Saat on kırk beşte her şey bitmişti. Kasaba işgal edilmiş, savunmaya çalışanlar yenilmiş, savaş sona ermişti. İşgalci, bu harekata da büyük harekatlar için sarfettiği dikkatle hazırlanmıştı. Bu pazar sabahı postane memuru ve polis şefi, herkesin sevgilisi bakkal Bay Corell’in teknesiyle balığa çıkmışlardı. Corell onlara kız gibi yelkenlisini ödünç vermişti. Postane memuru ve polis şefi, içi askerlerle dolu koyu renkli, küçük nakliye gemisinin sessizce yanlarından geçişini gördüklerinde, karadan millerce açıktaydılar. Kasabanın önde gelen memurları olarak kesinlikle onları ilgilendiren bir durumdu bu ama onlar limana nihayet dödüklerinde, müfreze kasabayı çoktan teslim almıştı. Polis şefi ve postane memuru Belediye Sarayı’ndaki ofislerine giremediler bile, hakları konusunda ısrarcı olduklarında da savaş esiri olarak tutuklanıp kasabanın nezarethanesine kapatıldılar.

Sivil savunma bölüğünü oluşturan on iki kişinin hepsi birden bu pazar sabahı kasabanın dışındaydı çünkü herkesin sevgilisi Bay Corell, kasabaya sekiz kilometre mesafede, tepelerdeki ormanlık alan içinde yer alan mükellef arazisinde düzenlenen bir atış yarışması için onlara öğle yemeği, nişan tahtası, fişek ve ödül bağışlamıştı. İri kıyım, hımbıl delikanlılardan oluşan sivil savunma bölüğü uçakların sesini duymuş, uzaktan paraşütlerin indiğini görmüş ve olabildiğince hızlı kasabaya geri dönmüşlerdi. Onlar geldiğinde işgalci caddenin iki yanına makineli tüfekleri yerleştirmişti bile. Çok az savaş deneyimi olan ve hiç yenilgi deneyimi olmayan hımbıl askerler tüfekleriyle ateş açmıştı. Makineli tüfeklerin sadece bir dakika takırdamasıyla altı asker delik deşik ölü yığınlara, üç asker delik deşik yarı-ölü yığınlara dönüşmüş, üç asker de tüfekleriyle tepelere doğru kaçmıştı.

Paylaş