“Zar zor yürüyorsam ve yalnızsam, tanınır olmaktan çıktıysam, yüzümün eski halinden eser kalmadıysa ve oradaki tüm uzuvlar beni bile şaşırtacak kadar gizlenmişse, daha önceden insan dediğine hâlâ aynı şeyi diyebilir misin? O artık yeni bir şey değil midir? Hatta onu kimse görmüyorsa, ona bir şey bile denebilir mi?”

David Vann’ın yeni romanı, Akvaryum, Vann okurlarının alışık olduğu dramatik anlatı örgüsünü koruyor. Ancak bunu masalsı bir dokuyla, romantik bir kaymayla zenginleştirerek hem tanıdık hem şaşırtıcı bir okuma keyfi sunuyor.

“Başımıza gelen her şey, ama her şey bizde bir iz bırakır ve o iz orada kalır. Hepimiz ayaklı bir enkazız aslında.”

Vann yine aile ve ailenin yükü hakkında yazarken bu kez bir umut ışığı yakıyor. Ancak bu umut, her sayfada yaklaştığı sezdirilen bir patlamayla, soluksuz bırakan bir gerilimle titriyor. Tabii okur da.

Hüznüne, karamsarlığına ve karanlığına cesaretin, direnmenin ve savaşmanın coşkulu tadını katan Akvaryum, hepimizin mahkûm olduğu akvaryumu dalgalandırıyor. Kimi şiddetli ve yıpratıcı bir dalgalanma kimi gün ışığı gibi okşayıcı…

“Aptallığımızın üzüntüsünü kelimeler anlatmaya yetmez. Fakat bir ay denizanasına, onun sonsuz gecede bir nabız gibi atan şemsiyesine baktığımda, belki de her şey yoluna girer diye düşünüyorum.”

arka kapak

On iki yaşındaki Caitlin, rıhtımda işçi olarak çalışan annesiyle yaşıyor. Annesinin çalışma saatleriyle kızın okul saatleri uyuşmadığından, çocuk sabahları sınıf arkadaşlarından iki saat önce okula gidip beklemek zorunda, okul çıkışında da annesinin işten dönüp kendisini alacağı saate kadar şehrin büyük akvaryumunda vakit geçiriyor ve geniş hayal gücüyle, balıklarla insanların yaşamı arasında paralellikler kurarak onları inceliyor:

“Bir şehrin en sevdiğim yanı hep bu olmuştur; akvaryumların en büyüğü olarak içinde koca dünyalar saklıdır.”

Renkli bir masal havasında başlayan roman, bir noktadan sonra David Vann’ın alışılmış gerilim çizgisine doğru hızla yol alıyor ve şaşırtıcı gelişmelere açılıyor. Küçük kız, balıkların dünyası olan akvaryumun sessizliği, huzuru ve güzelliğinden insanların yaşadığı çok daha tehlikeli ortamlara adım atmak zorunda kalıyor.

Paylaş