Bir zamanlar Ankara’dan göç ettikleri küçük bir kasabada anne ve babasıyla (Zerrin Tekindor -İştar Göksever) yaşayan -daha doğrusu- her yeni günde, hep aynı şeylerin tekrarlandığı, aynı insanlarla hep benzer şeylerin yapıldığı bu küçük dünyada yaşamaktan fazlasıyla bunalmış, belli ki ‘varoluş sancısı’ canını yakan, hassas ve de güzel bir kızımızdır Çiçek (Serenay Sarıkaya).

28157765134_907fbeb2de_z

Kız arkadaşlarıyla takılan, üniversite sınavlarına hazırlanan, kasabanın -kendisine hayran- genç ve bitirim esnafı (Özgür Emre Yıldırım) ile dalgasını da geçen Çiçek, 18. yaşını idrak ettiği gün pastasının mumlarını üflerken tuttuğu -hayatında değişiklik olması- dileği çok geçmeden gerçekleşecek; dersaneye İstanbul’dan gelen yeni edebiyat öğretmeni Doğan’a (Nejat İşler) abayı yakacaktır..

Kendinden 20 yaş büyük bu ‘karizmatik’ adama aşık olan Çiçek, o çok sıkıldığı rutin hayatından koparak, tamamen kendi içine dönecek; tüm talepkâr ve ısrarlı davranışlarına karşın bir türlü kendisine yaklaşmayan, hatta onu uzaklaştırmak için elinden geleni de yapan sevgili öğretmeni Doğan yüzünden, bu sefer de başka bir bunalımın içine yuvarlanacaktır..

26191538464_107d5ff60b_z

Zaman geçtikçe, hem ailesinin -kendisinden saklanmış- sırlarının açığa çıkması, hem de Doğan’ın geçmiş yaşantısındaki hazin bir tecrübenin yeniden zuhur etmesiyle birlikte Çiçek’in işi o kadar zorlaşır ki, zavallı kızcağızın bu pek ağır yükün altında kalıvermesi işten bile değildir..

Çiçekleri Seven Adam

Yönetmen Umur Turagay, sinemamıza yeni bir soluk getirme çabası değerli olsa da, özümsenmemiş bir taklitçiliğin içinde yalpalayan ilk filmi Karışık Pizza (1998)’dan tam 18 yıl sonra yaptığı bu ‘romantik drama’yla, beyaz perdeye dönüyor..

29819910054_105b9d6903_z

Bunca yıldır yaptığı onca işle, reklâm ve müzik videosu alanında adeta zirveye yerleşen Turagay’ın artık ustalaştığı kesin, ama galiba biraz uslandığı da; Tarantino-vari bir cesaretle ilk işine girişen yönetmenimizin bugün daha sert, daha cesur bir filmle karşımıza çıkmasını beklerdim doğrusu..

Öte yandan, bizim gibi böyle oturduğumuz yerden beklemesi de kolay tabii!.

Siyasal, sosyal, finansal- her türlü koşulların en baskıcı ve en olumsuzuna, hatta en dibine yuvarlanılmakta olan bir ortamda ve de ‘anaakım’ denebilecek bir mecrada ortaya konan bu ‘titiz’ çalışma karşısında, ‘buna da şükür’ denebilir..

30366347131_e0688ba335_z

Konusu itibarıyla Yeşilçam melodramlarını hatırlatan; ancak, üst düzey oyunculuk gücüne eşlik eden kaliteli sinema tekniğinin yanı sıra, gerçekliği ve gerçekçiliğine paralel olarak, mevzusuna abartısız ve de ‘tavizsiz’ bir bakış sunan içeriğiyle, o ‘öncül’lerine epeyce bi fark atan İkimizin Yerine, aile kurumuna yönelik -görece- sert eleştirisiyle, bu mevzulara ‘tabusal’ yaklaşan, muhafazakâr tandanslı  sinemamız açısından da farklı bir tavır ortaya koyuyor..

Öte yandan, dramını handiyse trajediye yaklaştıran filmin bu ‘melodramlaşma’ hâlinin (belli ki bu hedeflenen bir şey) adeta kendini baltaladığını, kahramanlarını ‘haddinden fazla’ hüznün ve gözyaşının içinde boğmaya çalışmasıyla sıradanlaştığını söylemek mümkün; ki bu da filmin en önemli kusuru oluyor..

30414251836_0618f93b16_z

Yapısını üzerinde yükselttiği o büyük, hatta ‘ilahi’ denebilecek tesadüfün varlığına karşın, inandırıcılığını hiç sorgulatmayan; olup bitenleri Çiçek’in ‘iç ses’iyle anlatarak da destekleyen ve bana göre riski büyük bu anlatım tarzını  gayet de iyi başaran filme en büyük katkıyı, senarist Pınar Bulut’un ‘doğal’ diyaloglarla bezeli, ayrıntılı ve de akıcı senaryosuyla yaptığı çok açık..

Süresi boyunca seyircisinin aklına getireceği, muhtelif ve oldukça ‘sakıncalı’ olasılıklarla yarattığı merak duygusunu sürekli ayakta tutmasının, filmin akıcılığını sağlayan en önemli unsur olduğunu da gözden kaçırmıyoruz elbette..

30152967260_af08f5a85a_z

Konunun asıl figürü olarak, film yükünün en büyük ağırlığını taşıyan, dizi olayına uzak kaldığım için, Behzat Ç. Ankara Yanıyor (2013)’daki küçük rolüyle hatırladığım Serenay Sarıkaya’yı gayet başarılı bulduğumu; daha önce de belirttiğim gibi- karizmatik, gizemli, mesafeli ve ezelden yaralı Doğan rolüne cuk oturan Nejat İşler’in Sarıkaya’ya eşlikte zorlanmadığını; bir diğer yaralı ve ‘takıntılı’ anne rolünde Zerrin Tekindor ile bu ‘problemli’ kadının cefasını yıllardır çeken babada İştar Göksever’in -özellikle finale giden bölümde- oyunculuk resitali verdiklerini; senaryonun belki de en ‘işlevsiz’ elemanını canlandıran Özgür Emre Yıldırım’ın, içinde yer aldığı her filmde olduğu gibi yine parladığını belirterek, huzurlarınızdan saygıyla ayrılıyorum..

Numan Serteli

Mümkün Mertebe'de yazar. Kötü filmlerin korkulu rüyası, mümkün mertebe genç aktrislerin sevgilisi, figüranların dert ortağı, iyilerin dostu kötülerin hasmı; nam-ı diğer: Mafya Babası

Latest posts by Numan Serteli (see all)

Paylaş