Geçtiğimiz günlerde yeniden okuduğum Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabı vesilesiyle, üniversitede gerçekleştirdiğimiz bir kampanya aklıma geldi. “Gregor Samsa sana bakıyor” başlığını taşıyan kampanyanın afişinde kocaman bir böcek resmi vardı ve üstünde de yukarıdaki slogan yazıyordu. Ben ve birkaç arkadaşım, “devrimci adamız, böyle çiçek böcek afişleri mi asacağız okula” diye karşı çıkmıştık ilk başta kampanyaya. Sonrasında ne kadar anlamlı bir iş olduğunu anlasak da, yiğitliğe bok sürdürmemek adına, yine kampanyaya uzak durduğumuzu hatırlıyorum.

Kampanyanın amacı, Kafka’nın Değişim isimli romanındaki Gregor Samsa’nın böcekleşme metaforunu kullanarak, yabancılaşma, duyarsızlaşma olgusuna dikkat çekmekti. Kampanyadan sonra, romanı henüz okumamış olanların da Değişim’i okumaya başladığını, okulda bir süre Kafka tartışıldığını hatırlıyorum. Üstelik duvarlarda siyasi afişleri görmeyi kanıksamış öğrencilerin bile dikkatini çekmeyi başaran bir yönü vardı asılan afişlerin.

Peki, Yeraltından Notlar’dan, Gregor Samsa’yı nasıl hatırladın diye soracak olursanız, sizlerin de her iki romanı tekrar okumanızı tavsiye ederim. Yeraltından Notlar’ın 2. bölümü, benim okuduğum baskının (Alfa Yayınları, 2004) 6. sayfası şöyle başlar:

“Dinlemek isteyip istemediğinizi bilmiyorum, ama şimdi sizlere neden bir böcek bile olamadığımı anlatmak istiyorum baylar. Size ciddi söylüyorum, çoğu kez bir böcek olmayı istemişimdir. Ama bu onura layık bile görülmedim.”

Bu onura layık görülen, Kafka’nın Değişim isimli romanının kahramanı Gregor Samsa’ydı. Samsa bir sabah uyandığında kocaman bir hamamböceğine dönüştüğünü gördü. Gregor Samsa, aynı Yeraltından Notlar romanının kahramanı X gibi önceden memurluk yapmaktaydı. X’in yeraltı süreci ile, Samsa’nın böcekleşme süreci aslında birbirine benziyor. X, bilinçli olarak yeraltına saklanmayı, toplumdan uzaklaşmayı tercih etmiş gibi görünse de, aynı Samsa gibi böyle yaşamak zorunda kalmıştır.

“Sonuç olarak: Hiçbir şey yapmamak en iyisidir baylar! Bilinçli tembelliktir en iyisi! Bu yüzden, yaşasın yer altı! Normal insana karşı kine varan bir kıskançlık duyduğumu söylesem bile, gördüğüm kadarıyla, bu koşullarda onların yerinde olmak istemem (yine de kıskanmaktan vazgeçmeyeceğim. Yok, yok, her durumda yer altı daha kazançlı!). Em azından orada… Eh! Şimdi bile yalan atıyorum! Yalan, çünkü yeraltının daha iyi olmadığını, istediğim ama bir türlü bulamadığım şeyin başka, tamamıyla farklı bir şey olduğunu iki kere ikinin dört ettiğini bildiğim gibi biliyorum! Şeytan alsın yeraltını!”(s.36)

Yeraltından Notlar, kendisini toplumdan soyutlayan, soyutlamak zorunda kalan X’in, iç çatışmalarını, bunalımlarını, histerik çıkışlarını, hezeyan anlarını anlatır. X, öğrenci olduğu dönemlerde, çalışmakta olduğu yıllarda, çevresi tarafından pek dikkate alınmayan, tabiri caizse “silik” bir karakterdir. Kendisini hep diğer insanlardan daha zeki olarak görür. Ama mevcut toplumsal ilişkiler içerisinde, bu yönünü ortaya koymayı bir türlü başaramaz. Toplumsal şartlar, onun hep daha silik, daha ezik biri gibi davranmasını sağlar. Bu noktada “Yeraltından Notlar”da net bir biçimde bir toplum eleştirisi vardır.

“Ben kötü bir insan değilim yalnızca, hatta ne olduğum bile belli değil: ne iyi, ne kötü ne de alçağım. Ne onurlu, ne kahraman ne de böceğin tekiyim. Bir köşeye çekilmiş, akıllı insanların huzur bulamayıp ciddi bir iş yapamayacaklarına, bunu becerebilenlerin yalnız aptallar olduğuna dair kötücül, sersemce bir düşünceyle kendimi oyalıyorum. Evet efendim, 19. yüzyılda kafası çalışan adamın omurgasız olması, onun ahlaki zorunluluğudur; ahlaklı, becerikli adam dar kafalıdır.”(s. 4)

X’in, yolda yürürken bir subaya yol vermek zorunda kalmasını dile getirdiği, onurunu kurtarmak için, subaya yol vermeyip, ona çarpabilmek için günlerce uğraştığını anlattığı sayfalarda, açıkça toplumsal eşitsizliklere bir eleştiri mevcuttur. X, kendisini yeraltına kapatmış değildir, kendisini toplumsal alanda ifade edemediği için, toplumun geri kalanı tarafından yok sayıldığı, görmezden gelindiği için, kendisini yeraltına kapatmıştır. Burası, onun toplumun geneline baktığı bir gözcü kulesi gibidir. Aslında bu anlamda hiçbir zaman dışında değildir o toplumun, çünkü zaten hep oraya dahil olmayı istemektedir, hem de yokluğu ile zaten oraya dahildir.

X’in arada sırada toplumsal alana katılma istekleri, çeşitli facialarla sonuçlanır. Okuldan arkadaşlarıyla buluştuğu bir yemek sırasında, arkadaşlarının kendisini sürekli hor gördükleri için, kendisi de aslında aşağılık hissettiği için, onurunu kurtarmak adına çeşitli tepkilerde bulunur. Kendisini aşağıladığını düşündüğü arkadaşlarından birini düelloya çağırır, onlara çeşitli hakaretlerde bulunur, ama sonrasında kendisini yine onlara ayak uydurabilmek için, arkadaşlarından borç isterken bulur. X’in onurunu kurtarma eylemleri, aslında kendisini küçük düşürme, kendisine eziyet etme girişimlerine dönüşür. O da bunun farkındadır, ama buna engel olamaz, çünkü o aslında iddia ettiği gibi “akıllı” biri değildir. Yani “omurgasız” olamaz hiçbir zaman, bu yüzden toplumsal ilişkilerin gerekliliklerini yerine getiremez.

X, yalnız kendisine değil, çevresindekilere de kötülük etmekten, eziyet etmekten kendisini alıkoyamaz. Bundan içten içe zevk de alır. Bütün bu aşağılıklar, düzeysizlikler, kötülükler şaşırtıcı bir biçimde ona zevk de verir. Bu durum Dostoyevski’nin babasının ölümünden sonra, sevinç duyduğunu kendisine itiraf etmesi gibidir. Dostoyevski’nin etkilediği yazarlardan biri olan Albert Camus’un Yabancı isimli romanında da, yine isimsiz kahramanın annesinin ölümünden mutluluk duyar.

X’in ağzından okuduğumuz Yeraltından Notlar’da, aslında X’in inanılmaz bir biçimde anlaşılma kaygısı vardır. Diyebiliriz ki, X’in bütün anlattıkları, kendisini bulma, kendisini anlama arayışıdır. Bununla beraber, onu okuyanların da kendisini anlayabilmesini ister. Ama içten içe, hiçbir zaman anlaşılamayacağını da düşünür. Onun söylediklerini anlayan birisi çıktığında da ilginç bir biçimde korkar, şaşırır, ve anlayan kişiye saldırmaya başlar. X her ne kadar kendisini toplumdan soyutlamaya çalışsa da, aslında deli gibi yalnızlıktan korkmaktadır. Hiç sevmediği, hakaretler ettiği yardımcısı Apollon’u kovamayışının nedeni de budur.

Kitabın sonunda X, kendi anlatısı için şöyle der:

“Bir köşede ahlak bozukluğumla yaşamımı nasıl mahvettiğimi, kötücül gururum yüzünden nasıl çevremden, yaşamdan kopup yeraltına çekildiğimi uzun bir öykü olarak anlatmanın ilginç bir yanı yok zaten. Hem romanda bir kahraman olması gerekir; oysa benim öykümde kahraman karşıtı tüm özellikler kasten bir antikahramanda toplanmış. İşte bu da bizim gibi yaşamla bağını az ya da çok yitirmiş, kör topal idare eden insanları en güzel anlatan ifadedir.”

Paylaş