Mitchel P. Roth‘un yazdığı Göze Göz, dünyanın farklı bölgelerindeki adalet tarihinin izlerini sürüyor. Can Yayınları etiketiyle basılan Göze Göz, “Suç ve Cezanın Küresel Tarihi” alt başlığıyla okurların karşısında.

arka kapak

Suç ve ceza… İnsanlık tarihinin başlangıcından gelip günümüzün dijital dünyasına bağlanan iki kavram. Ve bu uzun yolculuk boyunca cinayetler, hırsızlıklar, tecavüzler, yolsuzluklar, savaş suçları, bunların yanı başında idam, hapishane, sürgün, toplumsal baskı, linç…

Göze Göz’de Mitchel P. Roth oldukça güç, büyük ölçekli bir işe soyunuyor, suç ve cezanın farklı farklı coğrafyalarda, farklı farklı zaman dilimlerinde izini sürerek evrensel bir tarihini yazmaya gayret gösteriyor. Bu çalışmada Hammurabi Kanunları’na da Roma hukukuna da şeriata da Anglosakson hukuk geleneğine de yer var; yazar değişen zaman ve mekân içinde suçun tanımının yaşadığı evrimi, belli bir kültürde veya bir dönemde suç kabul edilenin bir başkasında nasıl normale dönüştüğünü, bununla birlikte doğal olarak suç karşısındaki yaptırımların da farklılaşıp yeni bir kimliğe büründüğünü incelikli, ayrıntılı bir biçimde ele alıyor.

tadımlık

2006 yılında uluslararası medya bir kez daha çeşitli cezaevi sistemlerinde olup bitenlerle çalkalanmaktaydı. Bunun ardından genellikle üzücü bir yoksunluk ve umutsuzluk öyküsünün geleceği beklenebilir. Hiç şahane bir cezaevi öyküsü duyan olmuş mudur? Çoğu örnekte, gelmiş geçmiş tüm cezaevlerinin yetersiz yemek ve hijyenle, fazla kalabalık ve isyanlarla, şiddet ve yozlaşmayla, çetelerle ve diğer kötü oluşumlarla ilişkilendirilmesine dair çok az anlaşmazlık olduğu için ilk tepki uygun olur. Ama bu kez, İsveç’te tutuklanan üç İsraillinin etrafında şekillenen görece istisnai bir durum söz konusudur. Çoğu durumda hükümlüler, özellikle yurtdışında hüküm giyen İsrailliler, yabancı cezaevlerinden kendi ülkelerine nakledilmek için can atarlar. Ama bu olayda böyle olmamıştır. Nakil teklif edildiğinde hükümlülerin üçü de “biftek, seks ve dünya kupası maçlarını ücretsiz yayınlayan özel televizyonlar”ın tadını çıkarabildikleri İskandinav cezaevinin daha uygun şartlarını öne sürerek teklifi reddetmişlerdir. Bu kulağa yeterince cazip gelmediyse bu “beş yıldızlı cezaevleri”nin avantajları hakkında daha fazlasını okumak yerinde olacaktır. Başlangıç olarak, daha önce sözü edilen biftekler, ücretsiz kablolu televizyon ve lüks apartman dairelerinde cezaevi bünyesinde sağlanan eş buluşmaları sayılabilir. Bunlara ek olarak, her hükümlünün yalnızca kendi hücresi yoktur, diğer pek çok kolaylığın yanında aynı zamanda yılda iki kez (polis arabası eşliğinde) Stockholm sokaklarında gezebilmektedirler.

Bu hikâye aynı zaman diliminde çok farklı iki ülkedeki özünde tamamen aynı cezalandırma biçiminin farklılıklarını mikro düzeyde gösterdiği için seçilmiştir. Her iki ülke de gelişmiş dünyanın yüksek uçlarında yer almaktadır. Mesele şudur ki bu düzey ve zamanda cezai yaptırımlarda bu denli bir farklılık varsa, suç ve ceza zamansal ve küresel bir perspektifte karşılaştırıldığında ayrımların çok daha açık olacağı beklenmelidir. Mantık Çağı on sekizinci yüzyılda cezaevlerinin ve hapis cezasının doğuşu suç ve cezanın küresel tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. İnsan bedenine acı çektirerek ceza vermenin sınırları varken, hapis kavramı gelişmeye; tutukluluğun çeşitli biçimlerine dair denemeler de yalnızca ekonomi, teknoloji ve hayal gücü tarafından sınırlanmış bir şekilde tüm dünyada devam etmektedir. Yirmi birinci yüzyıl İsveç ve İsrail cezaevleri örnekleri suç ve cezanın küresel öyküsüne yalnızca geçici bir bakış sağlamaktadır. Ancak biz öykümüze devam ediyoruz.

Göze Göz, okuru suç ve ceza sürekliliğinde zaman zaman rahatsız edici bir gezintiye çıkarmaktadır. Bu, tüm kafa kesmeler, asmalar, taşlamalar ve geçmişle günümüze dair bütün dehşet verici cezai yaptırımlarla bir zaman yolcusunun çıkmak için adını yazdıracağı turlardan değildir. Suç ve cezanın tarihini belirli ülkeler, dinler, bölgeler, kıtalarda inceleyen birtakım güzel kitaplar mevcuttur, fakat an itibarıyla çok ciltli kaynak kitaplar dışında hiçbiri bu konuyu küresel bir perspektifte ele almamıştır. Takip eden tarihî anlatı, bin yıllar boyunca gelişim gösteren suç ve cezayı geniş bir yelpazede incele­mektedir.

Bu kitabın amaçları doğrultusunda, ceza, tarihî/yazılı kaynaklarda genellikle devlet tarafından, kanuna karşı gelen biri hakkında uygulamaya konmuş hüküm olarak tanımlanmıştır. Tarihsel olarak suç kavramı günahla aynı hatlarda gelişmiştir. İncil, Kuran ve Tevrat suçun günah ve ahlaki doğruluk kavramları ile akla uygun kılınmasına katkıda bulunan dönüm noktası niteliğindeki gelişmelerdir. Her ikisi de kabul edilemez davranışlar olarak görülürken, suçu günahtan (ahlaki yasa ihlali) ayıran şey genellikle suçun yazılı bir kuralı çiğnemekle ilgili olmasıdır. Suçla ilgilenme sorumluluğunun dinî otoritelerden devlete geçmesi ve rahiplerin yerini polislerin almasıyla “günah yeni bir isim ve gözetmene kavuşarak ortadan kalkmış gibi görünmektedir”.2

Paylaş