Galerist, 12 Ocak’tan itibaren Göremediğimiz Tüm Işıklar adlı karma bir sergiye ev sahipliği yapacak. 11 Şubat 2017’ye kadar ziyaret edilebilecek olan Göremediğimiz Tüm Işıklar adlı sergi Hera Büyüktaşçıyan, Deniz Gül, Tunca  ve Burcu Yağcıoğlu’nun eserlerini bir araya getiriyor. Başlığını, Anthony Doerr’in aynı adlı kurgusal-tarih romanından alan sergi, hafıza, gelecek, bilgi, kavrayış ve umudun metaforu olarak “ışığın”, görülüp ulaşılamayan, hissedilip dillendirilemeyen, anlanıp anlatılamayan yanına dair bir sezgi oluşturmayı amaçlıyor.

tunca

Öğrenme ve bilme, bilme ve anlama, anlama ve yorum arasında tarih, hafıza ve sanat, anlam üreten makinalar  olarak harekete bağımlıdır. Ve hareket etmeyen bir makina anlamsızdır. Flaubert’in modernist önermeye karşı kuşkuculuğu içeren, Beckett ve Frankfurt Ekolü’nden yaklaşık yüz yıl önce kaleme aldığı ““Bouvard ile Pécuchet” de iki karakterin bu makinaların düzenlenme mekanizmasına karşı güvenlerinin sarsılmasını konu edinir. “Bilgi”nin inşası ve tarihin/hafızanın çelişkilerine yönelik ortaya çıkmış olan bu erken kehanete rağmen, tarihe bugünden bakmak, bugünün koşulları çerçevesinde yargılamak da hala günümüzün en çekici ama en lanetli yanıdır. Benjamin’e göre tarih, şimdiki zamanın oluşturduğu bir kurgulamanın nesnesidir ve yansıttığını iddia ettiği gerçekle ilgisi her zaman sorgulanabilir. Aşırı hassas dönemimizin keskin ışıkları altında geçmiş, gündemdeki bir alıntıya dönüşür. Bugün, analiz ve eleştiri hem tarih hem sanat anlatısının ayrılmaz bir parçasıdır ve tıpkı tarih/hafıza olgusunda olduğu gibi sanatta da pasif, kırılmaz, kusursuz ve tarafsız bir temsil beklemek mümkün değildir. Ancak günümüz gerçekliğinin algılanmasında fantazyaların ve imgelerin anlamını kavramak bir tür “bilme” sürecini tetikleyebilir. Sanat, olgular  yığını karşısında parlayıp sönüveren o ışıldama anını yakalayabilir, ışığın titreştiği bir geleceği kavrayabilir, akışın içinden bir “an”ı tohum gibi içinde barındırabilir.

Paylaş