Joyce Carol Oates imzalı Lives Of The Twins (İkizlerin Yaşamı) kitabından uyarlanan Tutku Oyunu (L’Amant Double – The Double Lover) François Ozon‘un son filmi. Ülkemizde 8 Eylül’de vizyona girecek olan filmin konusu şöyle:

Kırılgan bir genç kadın olan Chloé, depresyondadır. Sorunlarının üstesinden gelmek için gittiği psikyatristi Paul’a kısa süre içinde aşık olur. Aylar sonra birlikte yaşamaya başlayan ikilinin sağlıklı görünen ilişkileri, Chloé’nin, sevgilisinin gerçek kimliğine dair ondan bir şeyler sakladığını keşfetmesiyle gerilimli bir hal alır ve çift arasında bir köşe kapmaca başlar.

Yönetmen François Ozon, filmi Tutku Oyunu‘nu şöyle anlatıyor:

Joyce Carol Oates

Duyarlı yazı stili, keskin psikolojik gözlemleri, karmaşık karakterler ve zeki hikayeleriyle Joyce Carol Oates’u uzun süredir ilgiyle takip ediyorum. Grafoman olduğu gerçeği de beni her zaman ona yakın hissettirmiştir. Rosamond Smith mahlasıyla da yazdığını öğrendiğimde, onun uçsuz bucaksız hayal gücünün filme sağlayacağı katkıyı bildiğimden anında bu “minör kitaplar”ın dünyasına daldım. O sırada Lives of the Twins’e denk geldim. Kitabın ana hikayesine sadık kaldım (Bir kadın, daha sonra sevgilisi olacak psikiyatristinin, yine psikiyatrist olan bir kardeşi olduğunu öğrenir). Joyce Carol Oates, hikayeyi daha gerçekçi bir pencereden anlatırken ben hikayeyi Fransa’ya uyarlayıp, sondaki tıbbi açıklamayı ekleyerek daha çok hikayenin mental yanlarına eğildim. Film yine de yazarın en sevdiği konulara değinmekten imtina etmiyor: Nevrozlar, seks ve bölünmüş kişiliğin karanlık yanları…

İkizler

İkizler konusunu büyüleyici, korkunç ve sanatsal bir şey olarak işlemek istedim. Chloé’nin müzede çalışmasına karar verdim. Koruduğu sanat, Chloé’yi zehirlemeye başlıyor. Filmin başında, müzedeki eserler estetik olarak nispeten memnun ediciyken film ilerledikçe bu eserler, Chloé’nin içinde kopan fırtınaları yansıtırcasına daha organik ve korkunç bir hal alıyorlar. Aklıma doğal olarak Dead Ringers geldi. Joyce Carol Oates’in de kitabı, Cronenberg’in, yine oldukça organik ve jinekolojiyi ele alan filmini izledikten sonra yazdığını düşünmüyor değilim. Cronenberg hikayeyi ikizlerin gözünden anlatırken J. C. Oates, iki kardeş arasında sıkışan genç bir kadına odaklanıyor. Ağrıyan ve canını yakan karnını göstermek ve erken dönem hamilelikle parazit fetüs arasında yaşadığı karmaşayı resmetmek için Chloé’yi hikayenin merkezine yerleştirmem önemliydi.

PSİKANALİZ

Uzun zamandır psikanaliz terapi deneyimini filme almak istiyordum. Chloé, doktorunun karşısına oturmuş rüyalarını, duygularını, hislerini, ailesini anlatıyor… Seyirci onun özel hayatına dahil oluyor ve endişelenmeye başlıyor: Bir buçuk saat bunu mu seyredeceğim? Kendimi, tanımlanmış kodlarla oluşturulmuş nötr ve statik bir yapıyla temsil edilen klasik analitik yoruma hapsetmek istemedim. Daha akıcı bir şeyi yakalamaya çalıştım. Seyircinin Chloé’nin terapisini, bir psikiyatristin hastalarını dinlediği şekilde akıcı bir zeminde takip etmesini istedim. İlk seanslardaki görsel efektler ve değişen bakış açıları neredeyse tamamen diyalogların antitezi mahiyetinde. Filmin daha dikkatli bir ikinci izlemede, her şeyi ilk on dakikada söylediğini göreceksiniz. Ama bunu duymak zorunda değilsiniz.

İKİLİ YAŞAM

Louis karakteri, Chloé’nin kendine Paul ile deneyimlemekten alıkoyduğu arzularını ve fantezilerini yaşamasına izin verdiği bir avatar olarak görülebilir. Ancak gerçek şu ki, Paul’a duyduğu sevgi onu daha tatmin edici, yoğun ve yasaksız bir cinsellik yaşamaktan alıkoyuyor. Filmlerim her zaman, gerçeklikle başa çıkabilmek için fanteziye duyduğumuz ihtiyaç üzerinedir. Herhangi bir ilişkide, mutlu ilişkiler dahil, hem öfke vardır, hem de fantezilerimizi açığa çıkarabilecek bir zihinsel alana ihtiyaç duyarız. Partnerimiz hiçbir zaman tüm arzularımızı yerine getiremez. Çoğu zaman daha fazlasına ya da daha farklı bir şeye ihtiyaç duyarız.

ZİHİNSEL BİR GERİLİM

İlk on dakikadaki gerilimli sübjektiflik, filmin tamamına yayılıyor. Chloé’yi lineer bir düzlemde takip etmek istedim. Filmde zihinsel ve fantezilerle bezeli patinajlarla bütünlenen akışkan bir gerçekliğe demir atmış da olsam, gerilim dinamikleriyle oynayarak anlatımsal bir gerilim yaratmak istedim. Bu sayede tamamen gerçekçi bir yaklaşımdan uzaklaşıp, karakterin hayal dünyasıyla flörtleşebildim. Dışarıdan gelen tehlike ve tehditlerin Chloé’nin içinde yaşadığı kaosu ortaya çıkarması fikrini sevdim.

YÖNETMENLİK

FRANTZ gibi kısıtlayıcı ve klasik bir filmden sonra Chloé’nin hayal dünyasına dalmam, bana daha cesur stilistik tercihler yapma fırsatı sağladı. TUTKU OYUNU, özünde zihinsel bir hikaye. Ben de bu hikayeyi, mimari bir düzende, simetriyle, yansımalarla ve geometriyle oynayarak yönetmek istedim. Tüm set, sanki beyin bir düşünceyi oluşturuyormuşçasına, bir şeyler daima inşa ediliyormuşçasına kuruldu. Son birkaç filmimi 35mm çektim ama daha keskin, daha çağdaş, yer yer bir cerrah titizliğinde ama estetik olarak her zaman tatmin edici görüntüler yakalayabilmek için TUTKU OYUNU ile dijitale ve sinemaskopa döndüm.

PAUL / LOUIS

Chloé ile ilişkisinin sahici olabilmesi, Paul’un iyi bir psikoterapist olmasından geçiyordu. Öte yandan Louis, psikanalizin tüm kurallarını ve yapısını hiçe sayıyor. Boyunu aşan iddialarda ve yorumlarda bulunuyor. İlk seanslarında Chloé’yi tanıdığı imasında bulunarak seyirciyi gerçekten Paul olup olamayacağı konusunda düşündürüyor. Louis sanki Paul’un söylemediklerini yüksek sesle, hem de vahşice, tabuları yıkıp, süperego tanımaksızın dile getiriyor. Kardeşlere dair her şeyi aynalardaki görüntülerde, özellikle de dekorlarda buluyoruz. Paul’un terapi odası rahat ve davetkar, deri mobilyalar, lüks halılar ve sıcak renklerle dolu. Louis’nin terapi odası ise mermerle döşeli, soğuk renklerle ve sahte çiçeklerle dolu. Aynalara gelince… Paul’un aynaları yatayken, Louis’ninkiler dikey.

ANNELER

Chloé’nin hayatındaki üç kadın da anne figürü olarak görülebilir. Komşuyu oynayan Myriam Boyer, her şeye müdahil olan, hafif grotesk, başkalarının derdiyle kendini heder eden, içini doldurduğu kedisiyle hafiften cadı havasına sahip bir anne. Myriam Boyer’in sesi hep hoşuma gitmiştir. En kısa sürede karakterini inşa ediyor. Rahatsız edici bir karakteri oynamasına rağmen filme ufak bir mizah ve renk getiren tek karater o. Jacqueline Bisset ise, Chloé’nin filmin başında Paul ile yaptığı ilk seansta bahsettiği gerçek annesi, ortalıkta gözükmeyen annesi. Onun fantezi dünyasında bu anaç figür Bayan Schenker oluyor. Jacqueline Bisset, Anglosakson çekiciliğiyle, kedi gibi güzelliğiyle ve Marine’e benzeyen yüz hatları, teni, çilleri ve delici bakışlarıyla bu rol için en doğru isimdi. Dominique Reymond, klinikteki anne. Chloé’ye durumuyla ilgili nazikçe ama duygusal bir bağ kurmadan bilgi veren kişi. Dominique’in role getirdiği havayı ve boşluk hissini seviyorum.

SON SAHNE

İkizler üzerine araştırma yaparken parazit ikizlerin varlığını öğrendim. Adaptasyonumu yaparken evreka! anımdı bu çünkü bize o zamana kadar gördüğümüzden daha fantastik ve korkunç bir gerçekliğin yolunu açtı. Bu son, doğanın derinliğinin bedenlerimize neler yapabileceğini gösteriyor. Filmin sonunda bir huzur buluyoruz. Rahatsızlığı teşhis edilip tedavi ediliyor, bir şeyler yerli yerine oturuyor gibi oluyor. Ama her şey de çözülmüyor. Chloé, hala bir boşluk hissediyor. Bu sonu ne negatif ne de pozitif görüyorum. Tıpkı cinsellikteki gibi sert ve amansız, bilinçaltında ve arzuyla dolu.

Paylaş