Çoğunuz görmüşsünüzdür Kadıköy sokaklarındaki o yazıları: Filmin Adı Ne?
Bu cümle aslında -ironik bir şekilde- bir film ismi. Kadıköylü genç yönetmen Timo Roy’un ilk uzun metrajlı filminin adı. “Bu filmi sokakta yaptım, reklamını da sokaklara yaydım” diyen alaylı bağımsız sinemacı Roy, “harbi” diliyle kendini ve sinemasını anlattı.

Kadıköy sokaklarında sıfır bütçeyle filmler çeken, bu filmlerin reklamını yine sokaklarda, duvarlara yazarak yapan genç sinemacı Timo Roy, “Modern sinemaya karşıyım. Sanata kriter koyulamaz. Ben işin yeraltı tarafında kalmayı tercih ediyorum.” diyor.

filmin_adi_ne

Filmlerine geçmeden önce sizi tanıyalım.

Kadıköy’de doğdum, büyüdüm, burayı benimsedim. 29 yaşındayım. Meslek lisesinden sonra okumadım. Okulu hiç sevmedim, uzattım. Lise 1’deyken askerlik kâğıdı gelmişti, siz düşünün yani o kadar (gülüyor)

Sonra sinema eğitimi almadınız mı?

Hayır, gerek görmedim. Çünkü film yapmanın, okulda sinema tarihi okumakla ilgisi yok! Aldım kitapları evde okudum. Pek çok şeyi, bir sinema-tv mezunu kadar iyi biliyorum. Ama bunlar hep teori, pratik önemli.

Neden film yapıyorsunuz?

İzlemeyi, çekmeyi, kurgulamayı seviyorum. Normal bir işte çalışınca hiçbir şey üretmeden sadece para alıyorsun, kendine bir şey katmıyorsun. Sigortalı bir iş, evlilik, çocuk… Aile ve toplum senden bunu bekliyor. Bana gelmez bu! Kimse sormuyor “senin hayalin ne” diye.

Eğitiminiz yok, bütçeniz de. Peki, nasıl çektiniz Filmin Adı Ne? filmini?

Param yok ama özgürüm. Bu benim filmimse istediğim gibi çekerim. Sponsorluk için başvurdum birkaç yere ama olmadı. Önce senaryoyu rafa kaldırdım. Sonra kafam bir attı; parasız da olsa çekeceğim ben bu filmi dedim ve çektim. Al kameranı çık çek. Kimse sana engel değil ki. Sonra otur kurgula. Millet bu film olaylarını fazla büyütüyor gözünde.

Filme isim mi bulamadınız yoksa sadece dikkat çekmek mi amacınız?

Film, ilk yazdığım senaryodan çok uzaklaştı, aynısını çekmedim, çekemedim. Çünkü çekim sürecinde söz veren pek çok kişi (oyuncu, teknik ekip) filmi bırakıp gitti. Sözlerinde durmadılar yani. Filmde de biraz bunu anlatıyorum zaten. Mesela çekime gelmeyen oyuncunun sahnesini iptal etmek yerine o sahneyi çekip, onun gelmediğini falan anlatıyorum. Böyle böyle yaptım filmi. İsim konusu da şöyle; filmin sonunda belirsizlik var. O nedenle isim koymadık, daha doğrusu böyle bir isim seçtim.

Seyirciyle nasıl buluştu?

İstanbul (Kadıköy/Karga’da), İzmir, Eskişehir gibi kentlerde ücretsiz gösterimler yaptık. DVD’leri ücretsiz dağıttık. Şu an Youtube’da da izlenebiliyor.

Pek para harcamandan yaptığınız filmi, seyirciye de bedava sunuyorsunuz.

Aynen. Bu işin parayla ilgisi yok bence. İnsanların onu anlaması gerek. Üşengeç toplumuz, sürekli bahane üretiyoruz. Kalk yap! Ben beş parasız film yaptım, olabiliyor yani. Bunu göstermek istedim. Derdim para kazanmak değil sevdiğim işi yapıyorum. Parayı başka yerden de kazanırım.

1512201618109509resim2

Filmi festivallere gönderdiniz mi?

Festival muhabbetine uyuz oluyorum. Gönderdim ama ‘Kriterlerimize uygun değil’ diye yanıt geldi. Hangi kriterler yahu? Sanatın kriteri mi olur? Filmler hakkında ahkâm kesen jüri üyeleri de hep akademisyen. Bu işin tarihini okumuşlar ama hiçbir şey üretmemişler.

Bir de, +90 İstanbul adında bir belgeseliniz var. 

Adaletin doğru işlediği, kadın ve trans cinayetlerinin olmadığı, çocuk tecavüzcülerini içinde barındırmayan, bombaların patlamadığı, faşizmin hiç olmadığı ve özgürlüğün kısıtlanmadığını anlatan bir belgesel. Bu belgeselde Tarihi Yarımada gibi turistik yerler yok, istenilmeyen ve sevilmeyen yönleri var.

İlk filmde daha bireysel bir konuyu anlatırken, bu belgesel ile toplumsal konulara da değiniyorsunuz.

Sokakta zenginle fakir aynı hizaya getirir. Yaptığım işler de buna yönelik. Alışılagelmiş işler yapmak istemiyorum. Aynı kişilerle aynı ringde dönüp durmak yerine, ringin dışında hareket etmeye gayret ediyorum. Ki benim gibi düşünen insanlar da var. Ben benzer kafada olan bu insanlara bir şeyler anlatmak istiyorum. Zaten diğer tarafa anlatamazsın ki. Biz toplumun yüzde 20’siyiz. Benim gibi kişiler artmalı, çoğalmamız gerek. Gerilla yönetmenler artsın. Herkes Nuri Bilge, Zeki Demirkubuz gibi fotoğraf karesi gibi, sessiz festival filmleri yapmasın. Sanat eğlenceli, aykırı olmalı, rahatsız edici ve yeraltında olmalı.

Bu belgeseli de diğeri gibi internete koydunuz değil mi? Endişe ettiniz mi hiç?

Evet. Aslında en başta biraz endişeliydim. Hükümeti, imam hatipleri, kadın cinayetlerini… Pek çok şeyi eleştiriyorum çünkü. Başıma bir şey gelir diye düşündüm. Sonra ‘Koy gitsin ne olursa olsun’ dedim kendi kendime.

Belgeselde ekstra bir söz yok ki aslında. ‘Siz bu’sunuz, bunları yapıyorsunuz’ diye ayna tutuyorum. Ben bağımsız bir bireyim. Kimse bana ne yapacağımı söyleyemez, kendi bildiğimi yapıyorum. Saygılı biriyim. Çevremi temiz tutarım. Hayvanlara iyi davranırım, insanlara da. Banka soymam, kimseyi taciz etmem. Ben böyle bir insan iken, onları eleştirdim diye beni alırlarsa, demek ki onların bir sorunu var…

Gökçe Uygun

Gökçe Uygun

Kültür Mafyası'nda yazıyorum, Gazete Kadıköy'de yazıyorum. Yazmaya ve yaşamaya çabalıyorum.
gokceuygun@gmail.com
Gökçe Uygun

Latest posts by Gökçe Uygun (see all)

Paylaş