Kadınlar, orijinal adıyla Elles (2011) 8 Mart’ta Türkiye’de gösterime girdi. Daha çok, belgeseller çekmiş Polonyalı Malgorzata Szumowska’nın yönetimindeki filmin teması, cinsellik-aile-fahişelik olguları üzerinden oluşturulmuş. Fahişelikle ilgili kalıplaşmış düşünceleri kırmaya çalışan film, bunu oldukça hassas ve yeni yeni araştırılmaya başlanan bir konu olan “öğrenci fahişeliği” üzerinden yapıyor.

elles 1

Fahişelik yapan üniversite öğrencileri üzerine, Elle dergisi için bir makale hazırlamakta olan gazeteci Anne’in kendini, toplumdaki yerini; aile, cinsellik, para, ahlak gibi kavramlar üzerinden sorgulamasının konu edinildiği filmde, yönetmenin bu konudaki liberal duruşu, filmin açılış sahnelerinde kendini gösteriyor. Seyirciye kurgulanmış bir belgesel izlediği hissini veren filmde yönetmen, açılış sahnelerinde bolca el kamerası ve uzun sekanslar kullanmış.

Filmin başlarında son derece steril diyebileceğimiz bir aile hayatı olan, oyuncu Juliette Binoche’un canlandırdığı Anne karakterinin, düzenli, ancak sonraları gittikçe düzensizleşen hayatı; karakterin yaşadığı çelişkileri, ön plana çıkan mekan olarak karakterin evinde göstermeyi seçen yönetmenin ne kadar yerinde bir karar verdiğini gösteriyor. İnce ayrıntılarla bu dönüşüm başarıyla anlatılıyor. Örneğin, filmin açılış sahnelerinden birinde Anne (Fransızca bir özel isim olmasına rağmen, ismin Türkçede anne olarak okunması güzel bir tesadüf!), kocası ve çocuklarını sabah erkenden okula yolcu ederken, o günün akşamı yapacağı yemeğe karar vermek için uzun uzun düşünüyor ve buzdolabındaki eksik malzemelere bakıyor, dolabın içinde özenle dizmiş olduğu malzemelere göz gezdiriyor, uzun uzun plan yapıyor. Bu gereksiz gibi görülebilecek sahnenin ardından, filmin sonlarına doğru aynı karakterin marketten aldığı sebze ve meyveyi poşetiyle olduğu gibi dolapta boş gördüğü yerlere koyuvermesi, dolabın kapağını ittirerek ve çarparak kapatmaya çalışması bahsettiğim ince ayrıntılara güzel bir örnek. Bir diğeri de, Anne’ın fahişelik yapan kızlarla görüşmek için gittiği mekânın pis tuvaletinde yaşadığı rahatsızlığın daha sonraki sahnelerden birinde, evde oldukça şık giyinmiş karakterin pahalı elbisesiyle tuvalete öylece, eteklerini toplamadan oturması gibi paralellikler yönetmen tarafından başarıyla beyazperdeye yansıtılmış. Son olarak Anne’ın kocası ve oğullarıyla kurduğu ilişkinin değişmesi, deyim yerindeyse Anne’ın başta daha edilgen ve düzenleyici konumunun yerine daha sorgulayan, evdeki erkeklerle tartışan bir karaktere dönüşmesi de filmin artı yönlerinden.

elles 2

Öğrenci fahişeliği gibi bir konuyu ele alıyormuş gibi görünse de, aslında orta sınıf evli kadının hayatını sorgulayan bir film, Kadınlar. Bu nedenle, en iyi yönetmen, en iyi film ve en iyi oyuncu alanında Altın Portakal ödülünü alan 2010 yapımı Çoğunluk filmine benzetilebilir. Özellikle Kadınlar’da -az önce sözünü ettiğimiz- açılış ve kapanış sahnelerinde yönetmen tarafından kurulmaya çalışılan paralellikler, Çoğunluk’ta da benzer biçimde yönetmen Seren Yüce tarafından verilmeye çalışılmıştı. Ama Kadınlar’da yönetmenin, öğrenci fahişeliğini anlatmak gibi bir derdi olmadığını, asıl derdinin ailede evli kadının derinliklerini psikolojik açıdan ele almaya ve de para-cinsellik ilişkisini evlilik kurumuyla birlikte düşündürtmeye çalışması açısından film, bu yönüyle Çoğunluk’tan ayrılıyor. Çoğunluk’ta ana karakter, değişimler geçirse de, filmin bütününde ağır bir biçimde hissettiğimiz orta sınıf aile üyelerinin birbirlerine duydukları sevgisizlik, kopmaya yakın ilişkiler, ancak bir yandan da sahip oldukları maddi imkândan ve rahatlıktan vazgeçmemek adına, yalnız kalmamak için değişmemeye korkakça yenik düşmeleri, yönetmen Seren Yüce tarafından başarıyla beyazperdeye aktarılmıştı. Bu filmde de bu türden bir anlatım tercih edilse de, yönetmen konuyu daha muğlâk bir anlatımla ele almış. Bir de yazının ilerleyen bölümlerinde de söz edeceğimiz büyük bir probleme sahip etik açıdan.

Filmde oyuncular, karakterleri başarıyla yansıtabilmişler. Anne rolünde Juliette Binoche çok başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Senaryo gereği filmi başından sonuna kadar tek başına sırtlanmış olan Juliette Binoche, banyodaki mastürbasyon sahnesi ve Alicja karakterini canlandıran Joanna Kulig ile yakınlaşması gibi zor sahnelerin de altından başarıyla kalkabilmiş. Yalnızca Charlotte rolünde izlediğimiz genç oyuncu Anais Demoustier, Charlotte karakterini canlandırırken yeni şeyler denemeye hevesli ve meraklı genç kız rolünü fazlaca abartılı oynamış ve canlandırdığı karakterin sıklıkla dile getirdiği -yalan söylemenin zorluğu ve bunun getirdiği vicdan azabı, ya da pişmanlık gibi duyguları- hakkıyla yansıtamamış. Fakat genel olarak filmdeki rol dağılımı, ciddi biçimde problemli. Juliette Binoche, çok başarılı bir oyuncu ancak teatral olmasa da sakin ve telaşsız oyunculuğu, kamera önündeki rahatlığı ve tecrübesiyle, aynı sahnede kendi yaşından küçük ve deneyimsiz oyuncularla da, akranı oyuncularla da yer alsa, sahneleri ele geçiriyor; filme sahip oluyor. Tam da bu nedenle Kadınlar filmi, yönetmen Malgorzata Szumowska’nın değil de, Juliette Binoche’un yönetimindeymiş gibi görünüyor. Bu konunun özellikle altını çizmek gerektiğini düşünüyorum, yönetmen çektiği filmin başarılı olmasını istiyorsa oyuncu yönetiminin altından mutlaka kalkabilmeli.

elles 3

Filmin asıl problemi, fahişelik gibi -ister seçilerek, ister zorunluluktan yapılsın- oldukça hassas bir konuyu cinsel özgürlükler bağlamında ele almaya çalışması. Fahişelik, kadın için başlı başına bir cinsel istismar ve sömürü alanıyken, bunu herhangi bir özgürlük biçimi gibi sunmanın ne kadar abesle iştigal olduğu ortada. Kadının cinsel özgürlüğünü arzuladığı tüm adamlarla sevişebilerek kazanabileceği düşüncesi ise toplumsal dinamikleri görmemek ve bunun bireyde yarattığı psikolojik etkileri yok saymak anlamına gelmekte. Mesela, “Savaşma, seviş!” sözü, 1960’lı yılların sonlarında hippi kuşağının en önemli sloganlarından biriydi. ABD’nin o yıllarda Vietnam’a karşı başlattığı savaşa ve genel olarak dünyada yapılan savaşlara karşı ortaya çıkan hippi kuşağı, savaşın anlamsızlığını, hayatın anlamının bedensel arzularımızın peşinden gitmek olduğunu savunurdu. Hippi hareketinin çıkış noktalarından biri de sevişmenin barışçıl bir eylem olduğu düşüncesiydi. Fakat o dönemde, özellikle hippi kuşağından kadınların ve erkeklerin örneğin korunmadan birlikte olmaları feminist çevrelerce de eleştirilmiş, bunun tüm politik, hukuki, psikolojik, toplumsal, ailevi sonuçlarını yine kadının üzerine yıkan olumsuz yönü olduğuna kanaat getirilmişti. Yani, bu dönemde kadın birçok erkekle evlenmeden ve korunmadan birlikte olabilirdi(hatta olmalıydı), ancak hamile kalırlarsa büyük sorumluluklarla ve güçlüklerle karşı karşıya tek başlarına mücadele etmek zorunda kalıyorlardı.

Günümüz sinemasında kadın yönetmenler, kadın ve aile konusunu çokça irdeliyorlar; kadrajlarına evlenmemiş, evlenip boşanmış, fahişelik yapan kadınlarla evli ve çocuklu kadını alıyorlar… vs. Ama bu şüphesiz tutturulması zor bir denge. Zaman zaman muhafazakâr ya da aksine liberal bir anlatıma başvuruyorlar. Bunun yetkin dille anlatılması için film öncesi yeterli duygusal ve düşünsel ön hazırlığı yapmayan yönetmenin kolaylıkla düşebileceği tuzaklar olduğunun altını çizmek gerekir.

elles 4

Juliette Binoche’la yapılan röportajda Binoche’a filmde fahişeliğin yüceltilip yüceltilmediği sorulduğunda, ünlü oyuncu yönetmenin seyircinin başta arzu duymasını istediğini, ancak sonra hikayesiyle seyirciyi karşılaştırmak istediğini, bu yönden de Haneke’nin filmlerinde yaptığı gibi seyirciyi sinirli ve gergin bir biçimde köşeye sıkıştırdığını ve neden böyle hissettiğini sorgulattığına benzer bir şey yaptığını söylese de, Haneke’nin filmlerinde yaptığı türden bir psikolojik zorlamadan eser yok. [1]

Zaten yönetmen de bu anlamda kendini deneyen bir film yapmış. Zira onunla yapılan röportajda hayatta karşılaştığı her şeye “yeni bir deneyim- a new experience” türünden bir bakışı görmek mümkün:

“Charlotte ve bir müşterisi arasındaki seks sahnesi bir süre sonra sertleşiyor. Bu sahneyi göstermenin amacı neydi?” sorusuna yönetmen Szumowska, “Amacı, kızların başına bu tür “boktan” şeylerin gelmesi. Yani, sadece fahişelik güzel bir dünya değil. Bazen hata yapar; yanlış müşteriyi seçersin. Bunlar oluyor” gibi bir cevap veriyor. [2]

Cansel Uygun

[1] http://blogs.indiewire.com/thompsononhollywood/berlin-film-festival-juliette-binoche-talks-elles-masturbation-her-upcoming-portrayal-of-camille-claudel#

[2] http://www.huffingtonpost.com/2012/05/03/malgorzata-szumowska-elles-juliette-binoche-joanna-kulig-anais-demoustier_n_1469094.html

*Kültür Mafyası Dergisi’nin Kasım 2012 tarihli sayısında yayımlanan yazının güncellenmiş halidir.

cansel uygun

Latest posts by cansel uygun (see all)

Paylaş