Ermeni Soykırımı sıklıkla gündemimize gelen, üzerine tartışılan sıcak bir konu. Genelde bütün tarafların argümanlarını iyi ya da kötü duyar, biliriz. Ama bu tartışmalarda hiç bahsedilmeyen bir konu var. Ermenilerin, soykırımdan sonra gerçekleştirdikleri intikam eylemleri, suikastlar ve bunun için kurulmuş gizli örgütleri.

Kalkedon Yayınları‘ndan çıkan Nemesis Operasyonu isimli kitap, Ermeni Soykırımı’nın intikamını almak için kurulan örgütü ve onun eylemlerini anlatıyor. Kitabın yazarı, aynı zamanda sinemacı olan Eric Bogosian. Bogosian, küçüklüğünden beri bildiği soykırım ile ilgili, çoğu kimsenin özel olarak araştırmadığı bu nedenle pek bilinmeyen bir tarihi süreci derleyip karşımıza çıkartıyor.

Ermeniler, aradan yıllar geçmiş olsa da soykırımdan sorumlu tuttukları İttihatçılara suikast düzenleyerek intikamlarını almaya çalışıyorlar. Üstelik bunu profesyonel bir şekilde, örgütlü olarak gerçekleştiriyorlar. Eric Bogosian, bu örgütün kuruluşunu ve eylemlerini anlatırken, bir yandan Osmanlı’nın başından beri tarihsel süreç içerisindeki Ermenilerin konumuna ve soykırıma odaklanıyor. Gayet derli toplu bir tarihsel anlatı ortaya koyan Bogosian’ın, tarihin gizemli kalmış bir yönüne dair ortaya koyduğu bu eser, konuya ilgi duyanlar için önemli bir eksikliği tamamlıyor.

nemesis_operasyonu


Nemesis Operasyonu – Ermeni Soykırımı’nın İntikamı İçin Yapılan Suikastler, Eric Bogosian, Çeviren Önder Seçkin, Kalkedon Yayınları, 2016, 394 sayfa


Kitaptan tadımlık bir bölüm:

15 Mart sabahı saat 10 sularında paltolu tıknaz bir adam, Berlin’in şık semtlerinden Charlotenburg’da oturduğu apartmandan çıktı. Elinde bir baston vardı ve ilkbahar başındaki serin havaya rağmen şapkasızdı. Avrupa tarzı şapka giyince rahat edemiyordu. Zaten kendisine de yakışmıyordu. Casusların cirit attığı bu kentte fes giymeye de cesaret edemezdi. Türk olduğuna dikkati çekmek, yapmak isteyeceği son şeydi. Kaldırıma adım atınca, temiz havayla kendine geldi. Kış uzun ve sert geçmişti ancak hava yumuşamaya başlıyordu. Sürgünde yaşayan Türk, yakında İstanbul’daki evine dönecekti. Jön Türk yoldaşı General Mustafa Kemal doğuda başarılı olmuştu ve savaş nihayet bitecekti.

Paltosunu giymiş olan Talat Paşa, Almanya’da takma bir adla gizleniyor ve kendini bir iş adamı olarak tanıtıyordu. Daha önceki yıllarda Hardenbergstrasse’deki apartmana taşınan Talat, Büyük Savaş sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun lideri olarak ün yapmıştı. “Talat” adı tüm dünyada biliniyordu ancak şu an için bu isim netameliydi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz kuvvetleri İstanbul’u işgal edince, savaş suçlarıyla ilgili davalar açılmış ve Talat suçlu bulunarak, ölüm cezasına çarptırılmıştı. Şimdilik, mütevazı “Selah Bey” olarak idare etmek daha iyi olacaktı.

Sürgün, Talat’ın gücünden bir şeyler götürse de, nüfuzunu tamamen yitirmiş değildi. Hala önemli bir adamdı ve birçokları ona lider gözüyle bakıyordu. Ancak saklanmaktan başka seçeneği yoktu. Daha birkaç gün önce İngiliz ajanı Aubrey Herbert’le gizlice bir araya geldiğinde bir suikasttan korkup korkmadığı sorulunca, soğukkanlılıkla, “Hiç aklıma getirmedim,” demişti. Ancak hiçbir zaman aklından çıkmıyordu. Ermenilerin peşinde oldukları, başına ödül konduğu söylentileri dolaşıyordu. Talat, salt varlığının insanların gözünü korkutmasına alışık olmasına rağmen çok dikkatli olması gerektiğini de biliyordu.

 

Paylaş