Domingo Yayınevi etiketiyle basılan Rutger Bregman‘ın Gerçekçiler İçin Ütopya kitabını Turgay Özçelik inceledi…

Yoksulluğun olmadığı ve günlük çalışma süresinin birkaç saate indiği bir toplum hayal edebiliyor musunuz? Herhangi bir koşul olmadan, yalnızca insan olduğunuz için devletten sabit bir ödeme aldığınız, mesleğinizi günde birkaç saat çalışarak sürdürebildiğiniz, kendinize ve yapmak istediklerinize ayırabileceğiniz bolca vaktinizin olduğu ve geçim kaygınızın olmadığı bir yaşam… Bu bir ütopya mı? Her ne kadar gerçekleştirmek imkansız gibi dursa da, aslında ütopik bir fikir değil ve gerçekleşebilir.

Rutger Bregman‘a göre yukarıdaki fikrin insanlara ütopik gelmesinin en önemli nedeni, “gerçekçi ol imkansızı iste” motivasyonunu kaybetmiş, umutsuz ve depresif bir toplum haline gelmemiz. Bregman, Gerçekçiler İçin Ütopya kitabında, Dünya Sağlık Örgütü’nün depresyonu gençler arasında en büyük sağlık sorunu olarak belirtmesini hatırlatıyor ve Kuzey Amerika’daki ortalama bir çocuğun, 1950’lerde yaşayan psikiyatri hastalarından daha kaygılı bir durumda olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz yüzyılın başlarını düşündüğümüzde, şu an bilimsel ve teknolojik gelişmenin gelmiş olduğu nokta hayal bile edilemezdi. Sadece iletişim olanaklarımız, geçen yüzyılın en zengin insanının bile erişemeyeceği düzeyde. Yani toplumsal tarihimize “ilerlemeci” bir perspektifle baktığımızda, Bregman’a göre birkaç yüzyıl önce yaşamış atalarımızın “cennet” tasavvurlarına benzer imkanlara sahibiz. Ama, tüm bu ilerleme, gelişme, teknolojiyle birlikte bugün geldiğimiz noktada 2016 tarihli Gıdada Sürdürülebilirlik Endeksi’ne göre dünyada gıdaya erişimi yetersiz 1,8 milyar insan yaşıyor. Yani bugün rüya gibi olanaklar mevcut, ama bu olanaklara erişemeyen milyonlarca insan var. Yoksulluk ve açlık, hala insanlığın çözüm bulması gereken en önemli sorunlardan biri. Yoksulluğun yanında, belki de gelmiş geçmiş en mutsuz ve sorunlu bireyleriz.

“Düzenli bir narsizm diyetiyle beslendik hepimiz ama sınırsız olanaklarla dolu koca dünyaya salındığımız anda giderek daha çoğumuz hezimete uğruyoruz.”

Katı, samimiyetten uzak bir yarışın içerisindeyiz. Daha fazla çalışıyoruz ve kapının arkasında saklananın işsizlik canavarı olduğunun farkındayız. Bununla birlikte sürekli gözetim, denetim ve kontrole maruz kalıyoruz. Sosyal medya ya da dijital olanakların bize sunmuş olduğu özgürlük yanılsamasıyla birlikte hiç olmadığımız kadar baskı altında hissediyoruz. İhtiyaçlarımız ve arzularımız, reklamcılar tarafından; kelimelerimiz ve düşüncelerimiz egemen ideoloji tarafından şekillendiriliyor. Sağlıksız ve zehirli gıdalarla besleniyoruz, kirli bir havayı soluyoruz, doğadan giderek uzaklaşıyoruz ve artık hayal kurmuyoruz. Özetle, yok oluyoruz, ama farkında değiliz.

Bregman, hayal kurma yetisinin azalmasını yoksullukla ilişkili olarak “zihinsel bant genişliği”ne bağlıyor. Sürekli kaygı, stres içerisinde olanların zihinsel kapasitelerini kullanma konusunda sıkıntı yaşadıklarını belirtiyor.

Gerçekçiler İçin Ütopya‘da zihinsel bant genişliği sorununu, bu sorunu oluşturan koşulları ortadan kaldırmaya yönelik öneriler var. Özellikle temel gelir ile ilgili kısmı oldukça ilginç. Bu öneriler kadar, onların altını doldurmak için örnek verdiği bilimsel araştırmalar da oldukça dikkat çekici. Bregman, içerisinde yaşadığımız distopyadan bir çıkış yolu gösteriyor. Gösterdiği yolu eksik ya da yanlış bulabilirsiniz; önemli olan, böyle bir yolun mümkün, keşfedilebilir ve gerçekleşebilir olduğuna inanmak.

Bugün, her zamankinden daha fazla umuda ihtiyacımız var, uğruna çaba göstereceğimiz hayallere, ütopyalara geri dönmeye…

“Dünyayı değiştirmek istiyorsak, gerçek dışı, mantık dışı ve imkânsız olmalıyız. Unutmayın: Köleliğin feshini, kadınlara oy hakkını ve eşcinsel evliliğini isteyenler de bir zamanlar deli damgası yemişti. Tarih haklılıklarını ispatlayana dek.”

turgay özçelik

Kültür Mafyası Editörü
turgay@kulturmafyasi.com
Paylaş