Bir dönemi anlamak, bir toplumun yaşam pratikleri hakkında minik ancak açıklayıcı ayrıntılar öğrenmek, temel kaygılarıyla tanışmak için roman okumak her zaman iyi bir yöntem olmuştur. Hele bir de yazar çocukluğunu, ilk gençliğini memleketinde geçirip, başka ülkeler de gördüyse, bu başkalığı karşılaştırma yetisini de satırlara ince ince işlediyse… Uzma Aslam Khan Pakistanlı bir yazar. Amerika, Fas, Tunus gibi ülkelerde üniversite düzeyinde dersler verip, romanlarıyla en iyi kurgu ödülleri almış bir yazar. Erdem Yayınlarının Türkçe’ye kazandırdığı Benden Öte isimli romanı da üzerine sayısız araştırma ve makale yazılabilecek derinlikte bir eleştirel bakışı barındırıyor. Kitap çizgisel ve belli ülkelerle tıpkılaşmayı işaret eden Batı Tipi Modernleşme Kuramı’na eleştirel bir perspektiften bakmak isteyenlerin başucu kitaplarından biri olmaya aday.

Uzma Aslam Khan

Uzma Aslam Khan

Bilindiği gibi Batı Tipi Modernleşme Kuramı, toplumların gelenekten modernliğe doğru yaşanan bir sürece muhatap oldukları takdirde gelişebileceklerini söyler. Toplumların modern ekonomik gelişme aşamasına ulaşmaları için kültürel ve toplumsal bir değişim sürecine ihtiyaç duyduklarını savunur. Ülkeler “gelişmiş”, “gelişmekte olan” ve “geri kalmış” olarak sınıflandırılır. Belli programlar etrafında gelecekler tasarlanır ve sözü edilen haritaların içinde devam eden tüm ömürler, yaşam pratikleriyle birlikte “yok” sayılarak programın gerisinde kalınmaması için zorlanır. Bu zorlama için tıpkı Benden Öte‘de görülebileceği gibi ülke dışından ve içinden pek çok grup, halkın üzerine çöker.

Benden Öte‘yi okurken iletişim kuramlarının eleştirel ayağında yer alan Kültürel Çalışmalar’ı hatırlamamak imkânsız. Kültürel Çalışmalar her türlü kültür ürününü “metin” olarak görerek değerlendiren disiplinlerarası bir alan. Kültürü, R. Williams’ın tarifiyle insanın yapıp ettiği her şey olarak ele alarak bir “metin okuma” işine girişmek aynı zamanda yukarıdan ve dayatmacı her türlü kültürel giydirmenin de eleştirisini yapmak anlamına geliyor. Tıpkı Uzma Aslam Khan’ın kendi halkını, bir metin gibi karşısına koyarak okuması ve Benden Öte‘yi yazması gibi.

Uzun bir süredir bu kitabın Türkçeye kazandırılması için çalışan Erdem Yayınları Kültür Editörü Zeynep Delav ile Benden Öte‘yi konuştuk.

BİÇİMİ DE NE ANLATTIĞI DA ÖNEMLİ

Bu kitabı seçme sürecinizden bahseder misiniz? Neden Uzma Aslam Khan?

Zeynep Delav: Çevrilecek olan kitabı seçmek başlı başına uzun bir çalışmayı gerektiriyor. Öyle bir kitap olmalıydı ki hem kurgu açısından dikkat çekmeli hem de dünyaya dair bir şey söylemeli. Uzma Aslam Khan bu aradıklarımızı karşılıyordu. Pakistanlı ve bize orada, günlük yaşam içinde neler olduğunu çok özel bir biçimde anlatıyor.

Pakistanlı ve Amerika’da yaşan bir kadın yazar Uzma Aslam Khan. Olaylara neresinden bakıyor? Okuru nereye doğru çekiyor?

Yazar üniversite eğitimi için Amerika’ya gidinceye kadar ülkesinde, Pakistan’da yaşamış. Dolayısıyla dışarıdan bir göz değil. Neler yaşadıklarını, sıkıntılarını ve ülkesinin içinden geçtiği uzun çatışma dönemlerini çok iyi biliyor. Sonra Amerika’da ülkesinin dışarıdan nasıl göründüğünü fark ediyor. Bir önyargıyla karşılaşıyor daha doğrusu. İşte bu nokta kitabın temel taşlarından biri diyebiliriz. Pakistan’ın geri kalmış sayılmasını ve bu geri kalmışlığın suçlusunun Pakistanlılar olduğu inancı kitapta çok çarpıcı bir şekilde anlatılıyor. Kahramanlar öyle bir sıkıştırılma içindeler ki hem ülke içindeki silahlanmış grupların hem de Batı’nın dayattığı kuralların altından kalkmak zorundalar. Örneğin hep besledikleri koyun türünü bile değiştirmeye zorlayan bir yapı var. Neden? Çünkü Batı Tipi Hayvancılık Programı uygulanıyor. İşte tüm bunların içinde yaşan bir halkın inanç, komşuluk, yaylaya göç, mevsimlerle olan ilişki, aşk gibi pek çok şeyi kitapta bulabiliyorsunuz.

benden_ote

Kitap aynı zamanda bir Pakistan doğa gezisi de yaptırıyor okura ne dersiniz?

Evet. Yazar öyle incelikle betimliyor ki doğayı ister istemez internetten araştırıp sözü edilen dağlara, göllere bakma ihtiyacı hissediyorsunuz. Tabii kitapta kullanılan dağların, göllerin, mağaraların ve buzulların tümü birer imge. Yazar hikâye içinde onları çok ustalıkla yerleştirmiş.

KADINLARI YAZAN KADIN

Kitapta özellikle iki kadının aşk hikâyesi var. Aslında bu iki kadın aynı zamanda romanın üzerlerine kurulduğu iki karakter. Yazar Pakistan’ı kadınların üzerinden mi anlatmak istemiş?

Meryem ve Farhana. İkisi de Pakistanlı ancak Farhana “Batı”da yaşayan bir Pakistanlı. Olay buradan başlayarak ayrışıyor diyebiliriz. Evet ikisi de âşık, ikisi de ölüm acısını yaşamış, ikisi de özlüyor ama bunları yaşama biçimleri oldukça farklı. Yazarın sizi hikâyenin içinde oradan oraya hiç fark ettirmeden geçirip götürmesi de Uzma Aslam Khan farkı. Bir kadın yazarın hikâyesini kadınların üzerinden anlatması etkiyi de arttırmış diye düşünüyorum.

Pakistan üzerinden bir anlatı olsa da yazarın hedefi bir konunun altını çizmek olmalı. Uzma Aslam Khan’ın Benden Öte‘de söylediği şey sizce nedir?

Bu eleştirel bir kitap. Pek çok edebiyat eseri görebilirsiniz bir şeyi eleştiren elbette. Bence bu kitabın eleştirisi şu açıdan önemli. Batı’nın kendisi dışındaki ülkelere yaklaşımının acımasızlığı ve zorlayışının köylerde, şehirlerde yaşayan sıradan insanı nasıl etkilediğini olabilecek en açık şekilde anlatması. Mekânların gerçek oluşu okura sanki bir belgesel izliyormuş gibi hissettiriyor. “Bir halka dışarıdan bakarak okuma yapılmaz ve hiç bir halka dışarıdan kader çizilemez.” diyor aslında bize yazar.

Fatma Hazan Türkkol

 

tadımlık

“İrfan’ın sözünü dinliyor ve gözleri devamlı Meryem’in çadırının üzerinde, gölün üzerinde, Kiran’ın elini tutan İngiliz kadının üzerinde geziniyordu. Kadın keçi gibi yürüyordu. Fazla hevesliydi. Meryem yöre halkıyla kaynaşmak isteyen ‘iyi kalpli’ yabancıları daha önce de görmüştü. Genellikle -o kadının da yaptığı gibi- çocukları seçerlerdi. Belki de bu İngilizler denizleri aşarak ve buzula tırmanarak gölü görmeye geldiklerinde, kendilerini olduklarından daha farklı hissetme ihtiyacı duyuyorlardı. Meryem bu ihtiyaca yabancı değildi. Göl âdeta bu ihtiyacı doğuruyordu. Çünkü insan gölün yüzeyindeki aynaya baktığında, görmek istediğini görürdü.”

***

“Kapınızın eşiği malzemelerle doluyken, Amerika manzaralarının fotoğrafını çekerek neden vakit kaybediyorsunuz ki Nadir Şeyh?” İsmimi ‘Nader Shake’ olarak telaffuz etmişti.

“Affedersiniz anlayamadım?”

“Burası bir stok fotoğraf ajansı. Biz dergilere ve bazen de doğrudan müşterilere fotoğraf satarız. Hatta bazen de çok iyi paralara satarız. Sizinle ilgilenebiliriz ama manzaralarınızla ilgilenmiyoruz.”

“Neyle ilgileniyorsunuz öyleyse?”

“Amerikalılar ağaçlarını biliyorlar zaten.”

“Kaktüslerini biliyorlar mı?”

“Bir dahaki memlekete gidişinizde fotoğraf çekin.” Adam hâlâ anlamadığımı görünce açık konuşmaya karar vermişti. “Bize fakirliği gösterin. Sefaleti. Doğa fotoğrafçısı olmaya çalışarak vakit kaybetmeyin. Avantajınızı kullanın.”

Paylaş