‘‘Bir, iki… fredi geldi
Üç, dört… kapını ört
Beş, altı…’’

Arkadaşlarım, lojmanların arasındaki hurdalığa saklanmış bu şarkıyı söylerlerken benim Elm Sokağı Kabusu’nun hayaleti Fredi’den korktuğumu bilmiyor olacaklardı. Annemin akşam yemeği için almamı istediği ekmeği eve götürürken sesleri duyunca çok korktum. Yanlışlıkla altıma yapıvermişim. Karşıma çıktıklarında pantolonumdaki ıslaklığı gördüler. Gülmeye başladılar. Ben de güldüm onlarla birlikte. Hurdalığın biraz ilerisindeki lojmanlardan annelerinin onlara seslendiklerini duyduklarında koşarak eve döndüler. Ben de eve döndüm.

Annem altımı ıslattığım için kızdı bana. Nedenini sormadı. Sorsa da anlatmayacaktım zaten. Saçımı çekti. Beni en sinirlendiren şeyin saçımın çekilmesi olduğunu biliyordu. Odama girip, kapıyı hızla kapattım. Kapının üstündeki kirişten biraz sıva döküldü yere. Onları elimle toplayıp odamdaki mavi plastik çöp kutusuna attım. Kapımın kilidini söktükleri için, üzerine teybimi ve ağırlık yapsın diye kitaplarımı koyduğum sehpayı arkasına dayadım. İçeri girmelerini istemiyordum. Annem odamdan çıkmam için ısrar etmedi. Pantolonumu ve çamaşırımı değiştirdim. Yatağımın üzerine oturup kovboylu duvar kağıdımı incelemeye başladım. Bir saat kadar sonra, parmaklarımda tuttuğum sümüğe şekil vermeye çalışırken, annem, ‘‘Yemek hazır’’, diye seslendi. Karnım çok acıkmış olduğu için kapımın arkasındaki sehpayı hızlıca yana doğru ittirip onlarla masaya oturdum.

O, ellerimi yıkamamı söyledi. Karşı çıkmadım ve lavaboya gittim. Musluğu açtım. Su lavaboya akarken banyodaki kuğu desenli fayanslara baktım bir süre. Küvetin yanındakilerden kırık olanına yaklaştırdım yüzümü. Kuğunun kanatlarından biri ve sazlıklardan birinin yarısı yoktu. Kalp şeklinde bir beyazlık… Orayı yakından incelediğimde, kırık fayansla duvar arasında iki tane siyah saç teli gördüm. Onun beni banyoda öldüresiye dövmesinin üzerinden bir yıl geçmişti. Ama saç tellerim orada duruyorlardı hala. Baş parmağımın ve işaret parmağımın tırnaklarını birleştirip, onlara cımbız şeklini verdikten sonra iki siyah teli çekip aldım oradan. Ben de onları arıyordum zaten. Başımın arkasında, saçlarımın seyrelmiş olan bölümüne ekledim onları. Sonra musluğu kapatıp sofraya döndüm.

Annem, kıymalı mercimek yemeği, köfte ve salata yapmış. Tabağımdaki köftelerin hepsini bitirdim. Mercimek yemeğini zorla yedirdi bana. Sıkılarak kalktım masadan. Yemekte ikisi de gergindiler ve hiç konuşmamışlardı. Odama geri döndüm. Birazdan kavga etmeye başlayacaklarını biliyordum. Benim rahatsızlığıma iyi gelmediğini düşündükleri için odamın duvarına monte edilmiş, çok sevdiğim boy aynasını sökmüşlerdi. Ama ben çekmecemin gizli bölmesinde ufak bir el aynası saklıyordum. Onlar içeride kavga ederlerken ben aynayı alıp, yüzümü incelemeye koyuldum. Elimi kullanarak, önce gözlerimi, sonra ağzımı sonuna kadar açtım. Gözlerimi kıstım, yüzümü büzüştürdüm. Dilimin ucunu aynaya değebilecek kadar dışarı çıkardım. Aynayı yaladım. Tatsızdı. Ama daha önce böyle bir şey yapmamıştım. Garip görünüyordum bunu yaparken. Sevdim bu hareketi.

Odamın kapısı çalındı. Oydu kapıyı çalan. Her zaman en mutlu anlarımı mahvetmeyi başarabiliyordu. Kapıyı yarıya kadar aralayıp, ne istediğini sordum. Bakkaldan rakı ve sigara almamı söyledi. Ona hayır diyemeyeceğimi çok iyi bildiği için sadece ne istediğini söyleyip gitti. Bir süre sonra ellerimin yine titremeye başladığını fark ettim. Akşamları dışarı çıkmaktan ne kadar korktuğumu biliyorlardı. En çok da o biliyordu. Zevk alıyordu benim korkmamdan. Onu daha fazla bekletemeyeceğim için ayakkabılığın üzerindeki parayı aldım ve askıdaki kırmızı yeleğimi giyip çıktım dışarıya.

Apartmanın önüne çıktığımda caddenin ne kadar sessiz ve karanlık olduğunu fark ettim. Yolumun üzerindeki üç sokak lambası da zar zor yanıyordu. Bizim apartmanla ilk lamba arasında üç binalık mesafe vardı. Nefesimi tuttum ve koştum. İlk lambanın altına gelebilmiştim. Geriye kalmıştı iki sokak lambası ve bir bina, sonra bakkala ulaşabilecektim. Ama caddenin karşı tarafındaki tenha alandı beni asıl korkutan. Karanlıkta yürümekten çok, o deniz kenarındaki düzlükten, terkedilmiş arabaların bulunduğu hurdalıktan korkuyordum. Başımı sola çevirmemeliydim. O yöne bakmaya cesaretim yoktu. Yine altıma kaçırmak istemiyordum. Bir sonraki sokak lambasıydı ilk hedefim. Nefesimi tutup, depar atarak oraya da ulaştım. O korkunç yerin hizasına gelmiştim. En çok korktuğum yer. Yavaş yavaş kaçırmaya başlamıştım altıma. Ağzıma tuzlu bir su geldi. Yağmur yağmaya başladığını düşündüm önce. Göğe baktım. Çiselemiyordu. Ağlamaya başlamışım meğerse…

Arkadaşlarımın beni böyle görmesini istemiyordum. Akşam yemeği saati geçmişti. Birazdan orada oynamak için sokağa çıkacaklardı. Göz yaşlarımı sildim. Onlara görünmeden üçüncü lambaya ulaşmak zorundaydım. Bu kez altıma daha fazla kaçırmamak için bacaklarımı birbirine sıkıştırarak hızlı hızlı yürümeye başladım. Sonunda üçüncü lambaya ulaşmıştım. Üstelik oradan da uzaklaşmıştım. Arkama da bakmamıştım hiç. Lambanın altında kendi kendime sevindim. Gülmeye başladım. Artık bakkala varmam için sadece bir binayı geçmem gerekiyordu. Onu da geçtikten sonra yolu tamamlamış olacaktım. Bakkal, dükkanının önündeki ekmek dolabını, abur cubur reyonunu içeriye taşıyordu. Ona yardım etmeye çalıştım. İstemedi. Dükkana girdim. ‘Ne istiyorsun?’ diye sordu. Ne alacağımı unutmuştum. ‘Bilmiyorum’ dedim. ‘Hadi kapatıyorum dükkanı’ dedi. Ben içeride reyonlara bakarken, ‘Baban mı gönderdi seni?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. Bana bir büyük rakı ve bir de onun her zaman içtiği sigaradan verdi. Elimdeki paraya çekinerek bakıyordu. Neden bilmiyorum, bakkal benden hep korkardı. Parayı ona uzattım. Alırken elleri titredi. Orada onu beklemeye başladım. Uzun uzun baktı bana. Çıkmamı istiyordu ama ben o yolu tek başıma dönmek istemiyordum. Sert bir ifadeyle, ‘Hadi’ dedi, kapıyı göstererek. Bakkaldan çıktım.

Kapının önünde bir süre bekledim. Hızlıca yürüdüm ilk lambaya doğru. Sonra gözlerimi kapattım. İkinci lambaya doğru koştum. Arkadaşlarımın sesini duydum sonra. Gözümün ucuyla baktım. İleride, hurdalıkta oynuyorlardı. Net biçimde görebiliyordum onları. Onların yanına gitmek istiyordum, ama korkuyordum. Bana seslendiler. Yanlarında bir kız vardı. Merak ettim. Biraz tereddüt ettikten sonra yanlarına gittim. Elimdeki şişeyi ve sigarayı aldılar. ‘Sağ ol!’ dediler. Beni yanlarındaki güzeller güzeli kızla tanıştırdılar. Adı Rüya’ymış. Gülümsedi bana. Merhaba, dedi. Bir şey diyemedim. İlk defa bu kadar güzel bir kız görüyordum hayatımda. O arkasını dönüp, uzaklaşırken ben sadece onu izliyordum. Upuzun dalgalı sarı saçları vardı. Üzerinde mavi-beyaz enine çizgili kısa kollu bir bluz vardı. Dar mavi bir pantolon giymişti. Vücudu çok güzeldi. Aşık olmuştum. Bir ara bana baktı. Gülerken ağzının bir yanında kocaman bir gamze oluştuğunu gördüm. Korkularım bir anda yok olmuştu sanki. Daha da ilerledim. Aklıma güzel bir fikir geldi. Küçükken ayaklarımızı soktuğumuz, şimdi çok pislenmiş olan ufak nehrin kenarında börülceler olurdu. Baktım hala vardılar. Onları toplamaya başladım.

Yıllar önce annemle buraya gelip, deniz börülcesi toplardık. O zaman mutluydum. O, beni severdi. Benden utanmazdı. Annem de daha çok seviyordu beni o zamanlar. Topladığımız börülceleri eve getirip ayıklardık, eskiden. Soframızda eksik olmazdı deniz börülcesi. Ben hep en güzellerini toplardım. Şimdi de öyle yaptım. Karanlık olmasına rağmen en tazelerini seçtim Rüya için. Çiçek gibi olmuştu. Ona verdim elimdeki buketi. Herkes gülmeye başlamıştı. Ben de güldüm. Rüya da güldü. Daha da yakından bakmak istiyordum Rüya’ya. Sonra onun yanındaki erkeklerden biri, ‘Hadi bakalım, sen evine git artık!’ dedi. Rüya, ‘Yapmayın böyle çocuğa’ gibi şeyler söyledi. Ondan ayrılmak istemiyordum ama beni ittirmeye başladılar. Uzaklaşmak zorunda kaldım. Son bir kez ona bakmak için arkamı döndüğümde, bana bakıp hediyemi işaret ederek ‘Çiçek için teşekkürler’ dedi.

Sokağın öbür tarafına geçtiğimde artık o hurdalıktan korkmadığımı hissettim. Ama eve yaklaşırken hatırladım. Bir sorun vardı. Onun rakısını ve sigarasını arkadaşlarım almışlardı. Eve elim boş dönersem çok kızacağını biliyordum. Beni dövecekti. Bakkala gittim koşarak. Dükkanı kapatmıştı. Arkadaşlarımın yanına gittim. İçkiyi ve sigarayı sordum onlara. Görmediklerini söylediler. Ben de deniz börülcesi toplamaya karar verdim. Onlardan koca bir buket yaptım Rüya’ya yaptığım gibi. Eve gittim. O açtı kapıyı. Buketi uzattım ona. Eline alıp yere fırlattı. Küfretmeye başladı. Beni ittirdi. Elinden zorla kurtulup odama kaçtım. Sehpayı dayadım kapının arkasına. Annem çığlıklar atmaya başladı. O, zorluyordu kapıyı. Geçen sene bana yaşattıklarını hatırladım. Bacaklarımı yere sabitleyip, sırtımı dayadım kapıya. Daha da zorluyordu. Omuz atıyordu ve benden daha güçlüydü. Sonunda dayanamayıp, yere düştüm. Kapıyı açtı. Beni dövmeye, yüzümü tekmelemeye başladı. Ağzıma demirimsi bir tat geldi. Sonra halının üstündeki koyu kırmızı suyu gördüm. Çırpınarak ondan kurtuldum. Yüzüne baktım. Bir şey yoktu. Akan kan benimkiydi. Kontrolümü kaybediyordum. Bağırmaya ve onu hırpalamaya başladım. O da şaşırmıştı buna, bende şaşırmıştım.

İlk defa karşı çıkıyordum ona. Annem kapının önünde durmuş bir yandan çığlıklar atıyor, bir yandan hıçkırarak ağlıyordu. Bir süre dövdüm onu. Yere düşmüştü artık. Zar zor nefes alıyordu. Yorulmuştu. Yalvarırım yapma oğlum, gibi şeyler söyledi. Bir daha bana dokunmayacakmış. Söz verdi. İnanmadım. O sırada aklıma çekmecenin gizli bölmesinde sakladığım el aynası geldi. Çerçevesiz aynayı çıkardım. Ellerim titriyordu. Ama kararlıydım. İkisinin de yüzlerindeki şaşkın ifadeyi görüyordum. Gülmeye başladım. Ayağımla sırtına basarak, yüzünü halıya yapıştırdım. Eğildim ve başının arkasındaki deriyi yüzdüm. Çığlıklar atmaya başladı. Oluk oluk kan akıyordu başından. Benimse elimde yüzlerce siyah saç teli vardı. Bayılmıştı sonunda. Elimle başımın arkasına, saçlarımın olmadığı yere koydum deriyi. Deri yere düştü. Sonra sehpanın üzerindeki Japon yapıştırıcısını aldım. Karşıma durmuş, bana anlamsız bir şeyler söyleyen annemi yana ittirdim. Banyoya gittim. Kapıyı kilitledim. Aynadan yardım alarak yapıştırıcıyı bitirene kadar başımın arkasına buladım. Derideki kanı temizleyip havluyla kuruladım. Sonra da kelime yapıştırdım. Güzel olmuştu. Bundan böyle benim de gür saçlarım vardı.

cansel uygun

Latest posts by cansel uygun (see all)

Paylaş