“Günler birer damlaya dönüştü. Her gün tek damla gibi; hiçbir şey birikmiyor. Bir yıl ancak bir bardak ediyor”

Günlük türünün en önemli isimlerinden biri olan Andre Gide, edebiyatçı günlüklerinin birer portre, öykü, anı, tarih yazısı olduğunu söyler. Türk edebiyatının abidevi günlüklerinden biri olan Damla Damla Günler‘de  Adalet Ağaoğlu tam da bunu yapıyor. Everest Yayınları tarafından tekrar basılan ve 4 ciltten oluşan Damla Damla Günler’de dönemin siyasal koşulları, edebiyatçı portreleri, geziler, tarihî anekdotlar, TRT yılları, çekişmeler, büyük sevinçler, üzgünlükler, hüzünler yer buluyor… Adalet Ağaoğlu ülkenin ve dünyanın toplumsal-siyasal yakın tarihini anlatırken, beraberinde kendi kişisel öyküsünü de anlatıyor.

13140753_10153978775705485_1101313831_n

Peki hangisinden başlayacağım?


Damla Damla Günler 1-2-3-4, Adalet Ağaoğlu, Everest Yayınları, 2015


“Oyun yazarı” Adalet Ağaoğlu’ndan “romancı” Adalet Ağaoğlu’na giden yolda yazarımızı adım adım izliyoruz. Bu günlükler, sadece Türk edebiyatına ait değil üstelik. Her yönüyle entelektüel bir yazarın bütün ilgilerini, meraklarını, analizlerini, dünyaya bakışını okuduğumuz ve büyük dünya anlatısına ait çok önemli bir günlük Damla Damla Günler.

“Tısım çıkmıyor. Kitabı [Ölmeye Yatmak] yatağımın içine aldım, durmadan okuyorum. Ne tuhaf, yazılıp da oynanmış bir oyunum, sahnelenmesi sonrasında hemen biterdi. Benden çıkıp giderdi. Bu, bitip gitmiyor. Her bakışta ya bir mürettip hatası ya da kendi hatalarımı buluyorum. Biri çıkar da okursa, diye ödüm patlıyor. (Okunsun istemiyorsan, niye basılsın diye yandın tutuştun peki?) Benden çıkıp gitmesini istiyordum da ondan.”

Paylaş