Sana gittiğim her şehirden yazmamı
istemiştin, yapamadım. İsteğin saçma
olduğundan, büyük çaba gerektirdiğinden
değil: Yaşadıklarımızdan uzaklaşmaktı
benim tasam, kalan son gücümü ilişkimizden
izin almaya harcamıştım, sana her şehirden
yazmak gevşetmeye çalıştığım bağlarda bir kez
daha düğüm olmaktan başka neye yarayacaktı?
Bu kartpostalı görür görmez Paris’te aldıydım,
oradan buraya çantamda sürükledim, yanımda.
Delacroix’nın “Dağınık Yatak”ı avuçiçi kadar
bir suluboyaymış meğer, ufacık yüzeyde hüner!
Arnavutköy’e ilk geldiğim geceyi anımsadım
ister istemez, ben gideli kavuşmuşsundur gene
kendindeki derbedere: Üstüste onca yalnız
geceden bu sabaha kadar biriken herhalde
uzun, tükenmez yığınıdır kavgalı uykunun.
Bana bunları düşündürdü Delacroix’nın resmi,
sanırım sana başka çağrışımlar yapacaktır –
o dağınık yatağı ortak gecelerimizin aynası
olarak göreceğinden şüphem yok: Yadsıyamam
orada tenimin doyduğunu ama kadınım ben,
tini aç bırakıldığında yavaş yavaş kuruyan,
boş yarısı dolu yarısını zaman geçtikçe istila
eden şey. Şehirden şehre geçerken, otelden
otele hep bunu kurdum, sen benim sonsuz
konuşmalarımın sağırı, çalkantılarımın körü,
kıyından uzaklaşmamın kayıtsız seyircisi
oldum – bir daha dönemem o eve, yatağa ben,
birinin sessizliğini dinleyeceksem artık
kendiminkini seçtim.

Enis Batur

Paylaş