Türkiye edebiyatının usta kalemlerinden biri olan Oya BaydarÇöplüğün Generali ile, edebiyatın en çok ilgi gören alanı olan bilim kurguya el atıyor. Toplumsal bellek ve farkındalık kavramları üzerine inşa edilen kitapta, post apokaliptik bir atmosfer kurularak, politik bir alt metin üzerinde, kurgusu ve diliyle oldukça ilginç bir hikaye anlatılıyor. Roman, tamamen hayali bir ülkede geçiyor. Fakat romanda işlenen hikaye, bizler için oldukça tanıdık.

Çöplüğün Generali”nde söz konusu ülkenin iki farklı dönemi anlatılıyor. Paralel evrenler olarak da anlamlandırılabilecek bu iki farklı dönemi birbirinden ayıran olay “Büyük Deprem” adı verilen bir felaket. “Büyük Deprem”den sonra bütün kent yerle bir oluyor, ve sonrasında yeniden inşa ediliyor. Ülke, felaket sonrası “Merkez” adı verilen bir organizasyon tarafından yönetiliyor. “Merkez”, halk tarafından seçilmiyor belki ama, gelişmiş teknoloji sayesinde, halk tarafından onaylanıyor. Bu yeni toplumun en büyük özelliği duyarsızlık. Çok gelişmiş, modern yaşam standartlarına sahipler, tüm sosyal yaşam acayip bir düzen içerisinde ilerliyor. Fakat, vatandaşların hiçbirisinde, merak ve duyarlılık gelişmemiş. Hiç kimse, kendi üzerine vazife olmayan bir konuyla ilgilenmiyor.

Büyük Deprem” öncesi ise, büyük bir toplumsal kaos hakim. Hemen hemen her gün, bir yerlerden bombalar, silahlar çıkıyor, ve gizemli ölümler, ve ortadan kaybolmalar yaşanıyor. Bütün bunları, bu olaylar üzerine bir kitap hazırlamakta olan bir yazarın, yazdıklarından öğreniyoruz. Yazar, eserini henüz tamamlayamadan ortadan kayboluyor, ve üstüne “Büyük Deprem” gerçekleşiyor. Yıllar sonra, hafıza üzerine çalışmalar yapan bir bilim adamı, “Büyük Deprem” adı verilen döneme dair hiç kimsenin bir şey hatırlamadığını fark ediyor ve bu döneme dair araştırma yapmaya başlıyor. Bu süreçte, Yazar’ın bir kitap hazırlığı içerisinde olduğunu öğreniyor. Ve bu büyük “Hafıza Gizemi”ni çözebilmek için, o kitabın izini sürmek gerektiğine karar veriyor.

Roman, hem hikayesi, hem de kurgusu ile, okuyucu açısından oldukça sürükleyici bir okuma süreci vaat ediyor. Üstelik, Oya Baydar’ın kalemi, öyle ayrıntılar yakalıyor ki, bu gerçek ötesi evreni, zihinlerinizde hissedebiliyorsunuz. Örneğin, ülkenin “Büyük Deprem” sonrası, gelecek zamanlarında, teknoloji o kadar ilerliyor ki, gündelik yaşam alışkanlıkları tamamen değişiyor. Örneğin, bugün 3D gibi özelliklerle daha gerçekçi kılınmaya çalışılan sinema, bire bir izleyiciyi filmin içerisine dahil eden bir sisteme sahip oluyor. Filmin başında, filmdeki hangi karakterle özdeşlik kurmak istediğinizi seçiyorsunuz, ve bu seçimin ardından film boyunca, o karaktermiş gibi hissediyorsunuz. Bu özelliğin, nasıl bir sinema deneyimine dönüşeceğini elbette tahmin etmek zor, ama gerçekten sinema sanatı, ve sinemanın son yıllardaki gelişimi düşünüldüğünde, çok da uzak olmayan bir ihtimal gibi görünüyor. Bu ayrıntı, bir sinema yazarı olarak, beni en çok cezbeden kısımdı hikayede. Ve kitabı bitirdiğimde, bu kısım üzerinde oldukça uzun bir süre düşünmeme neden oldu.

Hafıza, bireylere has bir kavram olarak düşünülür. Oysa, toplumların da bir hafızası olduğu bir gerçek. Ve bu toplumsal hafıza, bireylerin hatırlama ve farkına varma durumlarını da belirliyor. Toplumsal hafızayı şekillendiren unsurlar, genelde eğitim, iletişim araçları ve sanat dallarıdır. Oysa “Çöplüğün Generali”, toplumsal hafızanın, bir virüsle de şekillendirilebileceği iddiasını sayfalarına taşıyor. Biyolojik silahlar, özellikle Soğuk Savaş’ın etkisiyle, sinema ve edebiyat başta olmak üzere, sanat dallarında oldukça fazla işlendi. Üstelik, bu alanda, belli başlı ülkelerin çeşitli çalışmalar yaptığı da bilinen bir gerçek. Ancak, kitap, bu durumun mümkün olup olmadığından ziyade, böylesi bir olayın gerçekleşmesinin kimlerin işine yarayacağı sorusu üzerinde duruyor. İnsanların unutması, ya da hatırlaması en çok kimi ilgilendirir. Kimlerin işine gelir, ya da kimlerin düzenin bozar.

Çöplüğün Generali”ni okumak, rahatsız olunan şeylerin değişmesi için, öncelikli olanın insanların farkında olması olduğunu dile getiriyor. Farkında olmak için de, unutmamak, hatırlamak gerekiyor. Oya Baydar’ın kitabı, siyaset, militarizm, toplumsal bellek gibi bir çok konuda, farkındalığımızı artırmanın altyapısını hazırlıyor.

Paylaş