Hayatla kavgalı, düzenle dâvalı, hırçınlığı suratına yansımış, mutsuz görünümlü bir resim öğrencisi olan Cem (Özgün Çoban) ile aynı üniversitede sinema okuyan, gökten yanlışlıkla düşmüş bir meleği andıran, güzeller güzeli, ‘babasının bir tanesi’ Aslı (Burcu Biricik), bir gün göz göze gelirler, hatta çarpılırlar ve olaylar gelişir de gelişir..

29202496686_5ae4d3caa6_z

Tamam, hafiften bi yakışıklı olabilir, lâkin yolda görseniz -büyük ihtimalle- yolunuzu değiştirmeyi düşüneceğiniz bu ‘serseri kılıklı’da ne bulduysa artık Aslı, bir ömür boyu sürecek gibi görünen ‘yıpratıcı’ bir maceranın içine düşmüştür; ki kendisine, “Kolay gelsin bebişim” diyoruz.. Tabii tam bu sırada, ‘Kadınların Serseri Erkeklerden Hoşlanması’ başlıklı eski dersimizi hep birlikte hatırlıyoruz, di mi arkadaşlar?.

Ne kadar güzel huylu, ne denli yüce gönüllü olursa olsun, müebbeden ‘Testosteron Mahkûmu’ erkek milletinin -yazık ya!-  cibilliyetini her haliyle ve gerçekliğiyle ortaya koyan, bir aşk hikâyesi bu.. Tamam, biraz kadından yana tavır koysa da -olacak o kadar!- bir kadın ile erkek ilişkisinde süreci oluşturan med ve cezirleri, her cephesiyle ve de ayrıntısıyla ortaya koyması, bu filmi benim için değerli kılan en önemli özellik oldu..

Sevdiği adam için -baba evini bir kaçak gibi terk etme de dahil- her türlü özveride bulunan, hatta kariyerine boşvererek, işe girdiği bir hamburgercide kendini ve ömrünü tüketen Aslı kızımıza “Aptal!” diyebiliriz ve bunda, son derece de haklı oluruz aslında..  Bu nitelememize Aslı dahi karşı çıkmayacaktır büyük ihtimalle; lâkin -kelimenin tam manasıyla- ‘tutulmuştur’ işte şu öküze!.

Evet Cem öküzüne!. Tabii o da sevmiştir Aslı’yı -hoş, sevilmeyecek kız da değil ki!- ama, resim yapmayı daha çok sever; özgürlüğünü ve bizzat kendini, daha da çok sever.. Hayatla kavgası, O’na olan sevgisinden daha güçlü olan bu ‘bencil’ oğlanın -Aslı misali- bir aşkın içinde erimesini, orada kendini unutmasını beklemek, abesle iştigaldir; bunu istese de yapamaz zaten.. Kız bir anlığına uyanınca ‘derin uyku’sundan, pişman olur adam, af diler; ne yazık ki yeniden ve her daim uykuya yatmaya teşnedir kızımız; ama oğlumuz, asla değişmeyecektir..

“Elini kolunu bağlar aşk ki bir büyüdür

Ondan kurtulabildiğin an seni büyütür”

Ünlü ozan, değerli sevi adamı Aşık Serteli’nin, içinde nice ibretler yüklü şu beyitini kendine rehber eylemiş gibi görünen film, finalinde oluşturduğu, yapay dilemmalı o ‘heyecanlı bekleyiş’ sekansında, gereğini yapmayı bilecektir..

28154703163_54ae1f9fae_z

Hep Sevmektir Mühim Olan

Birçok başarılı televizyon dizisine imza atmış yönetmen Türkan Derya’nın tecrübesi -ilk uzun metrajı olmasına karşın- öylesine belirgin ki.. Derya’nın, bizzat yazdığı senaryoya olan hakimiyetiyle birlikte temeli sağlam atılmış film, özellikle oyuncu yönetimi ve inişleri çıkışları bol bir öykünün içinde debelenen, değişen kahramanlarının ruh hallerine başarıyla uyum sağlayan, adeta ‘klasik tiyatro’ anlayışıyla güçlendirilmiş ‘dramatik kurgu’suyla, mükemmele yakın parlıyor..

Buna karşın film, ikilinin müşterek yaşantılarının değişik evrelerine geçişler yaparak ilerlerken, ‘flashback ya da forward’ kurgularında karşılaşılan ‘belirtisizlik’, oluşturduğu “Şimdi nerdeyiz ki?” sorusuyla, seyircisini -gereksizce- zorlayabilir diye düşünüyorum..

Hâzâ bir aşk hikâyesine ‘ustaca ve yeterince’ yerleştirilmiş; ‘Türkiye’de Alevi Olmak, Alt Kimliğini Ortaya Koymak ya da Alt Kültürünü Yaşamak’ gibi, hayati önemi -iktidarlarca- iplenmeyen, çözülmesi de beklenmeyen/istenmeyen sosyo-politik ve kültürel sorunları hatırlatan bölümler, Çok Uzak Fazla Yakın’ı -sürüsüne bereket- emsallerinden güzelce bi ayırıyor..

Romantik filmlerin o iç bayıltıcı, aşktan soğutucu, ‘kartpostal’ hatırlatıcı, klişeleşmiş -dolayısıyla da komik görünen- adeta ‘saadet fışkırtan’ sahnelerin fazlalığı rahatsız ediyor etmesine de; öte yandan, özenli çekilmiş, iyi oynanmış olmaları durumu biraz tolere ediyor.. Ayrıca film ‘Çok sevenlere’, hatta çok sevdiği için, muhatabı üzerinde ‘sonsuz’ hak sahibi olduğunu iddia edebilen dengesiz densizlere de; “Mühim olan çok sevmek değil, hep sevmektir oğlum!. Hadi şimdi ikile!” mealinde bir ‘kapak’ çalışması da yapıyor..

Numan Serteli

Mümkün Mertebe'de yazar. Kötü filmlerin korkulu rüyası, mümkün mertebe genç aktrislerin sevgilisi, figüranların dert ortağı, iyilerin dostu kötülerin hasmı; nam-ı diğer: Mafya Babası

Latest posts by Numan Serteli (see all)

Paylaş