Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Jean-Claude Grumberg’in yazdığı Çabuksığınlar’da, göçmenler ve sığınmacıların acı hikayesi anlatılıyor. Yeryüzünün bu ortak acısını olağanüstü bir hüzünle işleyen Grumberg’in hikâyesine Ronan Badel’in muhteşem çizimleri eşlik ediyor.

Günümüzün en çetrefil insani sorunlarından bir tanesi göçmenler ve sığınmacılar hiç kuşkusuz. Çabuksığınlar, bu çetrefilli soruna çocuk duyarlılığı ve sevecenliğiyle bakıyor.

Peki bu sorunun çözümü ne kadar insani?

çabuk sığınlar


Çabuksığınlar, Jean-Claude Grumberg, Resimleyen Ronan Badel, Çeviren Simla Ongan, Yapı Kredi Yayınları, Haziran 2016, 88 sayfa


Satın Al

 

Kitaptan tadımlık bir bölüm:

Çabuksığınları tanıyor musunuz? Yok, hayır, haritalara bakmayın, eski atlaslara da, çünkü Çabuksığın diye bir ülke yok. Çabuksığınların evleri her yer ya da hiçbir yer, özellikle de hiçbir yer. Neden özellikle hiçbir yer? Çünkü bir yerde doğanlar ve sadece doğdukları yerde evlerinde yaşayanlar Çabuksığınları sevmiyorlar, hatta onların evlerine yakın yerlerde  doğanlar  bile  sevmiyor  onları.  Neden?  Bazıları –özellikle de burunları yuvarlak olanlar– Çabuksığınları burunları sivri olduğu için sevmediklerini söylüyor ve burunları sivri olanlar da Çabuksığınları burunları fazla yuvarlak olduğu için sevmediklerini söylüyorlar. Bazıları da Çabuksığınları gözleri mavi olduğu için sevmiyor, ya da siyah veya kahverengi, tıpkı domuzlarınki gibi diyor Çabuksığınları gerçekten sevmeyenler. Çabuksığınları çok uzun, çok fazla uzun, veya çok kısa, çok fazla kısa oldukları, ya da çok orta boylu, çok fazla orta boylu oldukları için sevmeyenler de var. Çirkin buluyorlar onları. Yani, genelde pek sevilmiyor Çabuksığınlar, anladınız sanırım. Geçelim bu konuyu.

Şimdi, günün birinde, uzak bir ülkede, ya da yakın, her şey sizin bulunduğunuz yere bağlı, Bayan Çabuksığın kocasına şöyle seslendi:

“Biliyor musun Bay Çabuksığın?”

Çabuksığınlar kendi aralarında çok kibar konuşurlar, ya da çok kaba, bu hangi Çabuksığınlardan söz ettiğimize bağlı. Bizim Çabuksığınlarımız, yani hikâyelerini anlattıklarımız kibarlar, hem de çok kibarlar.

“Biliyor musun Bay Çabuksığın?” “Hayır, Bayan Çabuksığıncığım.” Dediğim gibi çok kibarlar. “Buradan gideceğiz.”

“Buradan gitmek mi?” “Evet, buradan gitmek.” “Niye gidilsin buradan?”

“Çünkü burada Çabuksığınlar sevilmiyor.” “Hımm, peki nereye gideceğiz?” “Çabuksığınların sevildiği yere.”

“Biliyor musun Bayan Çabuksığın?” “Hayır, Bay Çabuksığın.”

“Burada kalalım.”

“Ama burada sevilmediğimize göre…” “Başka yerde de sevmiyorlar bizi.” “Nereden biliyorsun?”

“Neyi nereden biliyorum!” “Başka yerde sevilmediğimizi.” “En başta söylendi ya.”

“İnsanların her söylediğine bakacak olursan.”

“İnsanların her dediğini dinlemiyorum, burada az önce söylenmiş olanı dinliyorum.”

“Az önce buradan gideceğimizi söyledim.” “Peki.”

“Böyle işte!” “Ne zaman?” “Ne ne zaman?”

“Ne zaman gideceğiz?” “Yarın sabah.”

“Yarın sabah mı?!”

“Evet, yarın sabah gidiyoruz?” “Çocuklara söyledin mi?”

Paylaş