Bir zamanlar hayatın ve insanın mükemmelleşmesine dair öylesine büyük, öylesine muhteşem planlar yapmıştık ki; bugünse karım bunları minik bir ölçekte de olsa hayata geçiriyor. Sadece o başardı. Ben iyi bir memuriyetle profesör olduktan ve iyice köşeye sıkıştıktan sonra benim planlarımı yürekten benimseyiş tarzı bu onun. Büyük şeyler yapamamak onu yıldırmıyor. İşte kadın eli, kadın emeği böyle bir şey – cesur. Onların yanında biz acemiyiz.”

Dizginlenemez bir hayal gücü olan, yapayalnız bir genç kız Ruth. Başkalarının yanında yalnız, kendiyle kaldığında yapayalnız. Kendi gücünün, derinliğinin farkında değil. Geleceğin getirebileceklerinden, hayatına verebileceği şekilden bihaber. Canlılığını ve gücünü hissedebilmek için hayallere gömülmesi gerekiyor; gerçek yaşam bir bilinmezlik, bir ıssızlık diyarı onun için. Bütün masalların en güzelinin peşinde, yaşama uzak.

Ve sonra Erik. İşine kendini adamış bir eğitmenin hassas içgüdüleriyle Ruth’un iç zenginliğini fark eden Erik. Ruth hayallerinin uçurumuna yuvarlanıp gitmesin diye onu himayesi altına alan Erik. Gerçekçi, zorba. Dediğim dedik, tutkulu.

Savunmasız birini yumruklayarak ezmek korkunçtu. İçi o zamana kadar hiç tanımadığı amansız güçlülükte bir merhametle doldu, daha önce hiç yaşamadığı buruk, acınası bir duygunun içine düştü.”

Erik’in eşi, Klara-Bel. Kocasına bağımlı, itaatkâr, anaç ve sevecen bir kadın. Oğlu Jonas ve Erik’in mutluluğundan başka bir amacı yok hayatta. Elinden gelse, gelebilse aralıksız hizmet etme sevdasında… Belki herkesin sandığından daha güçlü ve bağımsız.

Evet, onu talan etmek, yağmalamak istemişti! Ama o buna izin vermiyordu işte: Gaspçısına kendi eliyle armağanlar veriyordu, cömertçe bağışlıyordu: ‘Al senin olsun zavallı mutluluk bağımlısı, ben vazgeçebilirim, daha güçlü olan benim, ben vazgeçebilirim, sen vazgeçemezsin.”

Üç karakter de tahmin ettiklerinden farklı bir yola sürüklenir. Erik’tir şimdi bir hayalin uçurumundan aşağı yuvarlanan: Aşk. Kendi ilkeleri ve sorumluluklarıyla bir anda bağı kopan Erik. Bağımsızlığı ve varlığından habersiz olduğu bir güçle yalnızlığı kucaklayan Klara-Bel. Kendi benliği için, gerçek yaşamını var etmek için her acıya, her hayal kırıklığına katlanabileceğini anlayan; başkasının hayalleri karşısında kendi gerçekliğini tercih eden Ruth.

Ve o anda içinde birden ayrılık acısı – dizginsiz, yakıcı, katlanılmaz – kabararak bütün düşünceleri sürükleyip götürdü.”

Lou Andreas-Salomé ilk olarak 1895’te yayımlanan yapıtında klasik anlatımın olanca gücünü kullanıyor. Bir yandan derinlemesine ruhsal tahlillerle ilerleyen roman, öte yandan kadınların toplum içindeki kısıtlanmışlığının yarattığı sorunlara da değiniyor.

***

Ruth İlknur İgan tarafından kusursuz denecek bir çeviriyle Türkçeye kazandırılmış. Kitabın editörel çalışması, mizanpajı ve baskı kalitesi de aynı ölçüde tatmin edici.

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com
Paylaş