Seri katil hikayeleri, ister gerçek dünyadan ister hayal gücünden beslensin, sinema ve edebiyatın ilgilendiği sabit alanlardan biridir. Bu sabitlik hem sinemada, hem de edebiyatta söz konusu alanın bir alt tür haline gelmesine sebep olmuştur. Seri katil hikâyelerine ilgi yoğun olunca, bir süre sonra yazılan romanlar ya da çekilen filmler birbirine benzemeye ve her türde olduğu gibi “seri cinayet hikâyeleri”nde de belli klişeler oluşmaya başlamıştır. Bu yüzden, bu alanda yeni bir ürün ortaya koyabilmek için, ortada yaratıcı bir hikâye olması gerekir.

BBC’de yayınlanan Eastenders dizisinin senaryo yazarı olan Jeff Povey’in yazdığı Seri Katiller Kulübü, söz konusu yaratıcı bir fikrin üzerine şekillendirilmiş. Şöyle ki; Povey, “Birbirinden farklı bir sürü seri katil hikâyesi biliyoruz, ya bu seri katiller bir araya gelip görüşürse, bir kulüp oluşturursa ne olur?” şeklinde bir fikir atıyor ortaya. Temellendirmesi de şu; seri katiller, hem kanun kaçağı oldukları hem de büyük bir kısmı sosyopat oldukları için, sosyalleşme kapasiteleri oldukça kısıtlıdır, bu yüzden de yalnızlığa mahkûmdurlar. Modern zamanların terapi grupları misali, bu yalnızlıklarının tek çözümü, bir araya gelip bu yalnızlıklarını paylaşmalarıdır.

Seri Katiller Kulübü’nde, Amerika’da yaşayan bir grup seri katil bir araya gelerek bir kulüp oluştururlar. Kulübe üye olabilmek için birden fazla insan öldürmek ve katillik özelliğini de halihazırda sürdürüyor olmak gerekiyor. Kulüpte katiller birbirlerine gerçekleştirdikleri cinayetleri anlatırlar, dertleşirler, yöntem ve tecrübelerini paylaşırlar. Bütün katiller kulübe, her biri Hollywood’dan seçilmiş sahte isimlerle katılırlar. Hiçkimse özel yaşamı hakkında bilgi vermez.

Bizler hikâyeyi, kitabın hemen başında yanlışlıkla bir seri katili öldüren ve ardından da öldürdüğü seri katilin kimliğini kullanarak onun yerine geçen, cüce sayılabilecek kısalıkta ve asosyal kahramanımızın bakış açısından takip ederiz. Kendisinin gerçek adı verilmemekle birlikte, yerine geçtiği katilin adı, Grandson-of-Barney’dir. Grandson’ın yerine geçtikten sonra, gazete ilanı kullanılarak yapılan davet üzerine Seri Katiller Kulübü’ne katılır. Kulüpte kendisine seçtiği isim Dougles Fairbanks Jr.’dır. Tony Curtis, Cher, Chuck Norris, James Mason, Burt Lancester, William Holden ise diğer kulüp üyelerinden birkaçı. Dougles, bir seri katil gibi davranmaktadır, ama o bir katil değildir, ve kulübe katıldığından beri, yerine geçtiği katil bir cinayet işlememiştir. Bu durum bazı kulüp üyelerinin dikkatini çeker ve onu sıkıştırmaya başlarlar.

Dougles, foyasının ortaya çıkmasını engellemek için, zamanla kendisinden şüphelenen diğer katilleri öldürmeye başlar. Kurbanların seri katil olduğu bir seri cinayet dizisi böylece başlamış olur. Bu durum hem FBI’ın, hem de ünlü seri katil KK (Kentucky Katili)’nin dikkatini çeker. Kulüp üyesi olmayan KK’nin de kulübe girmek istemesi ve Ajan Wade’in Douglas’ın kimliğini deşifre etmesiyle işler karışır ve Douglas dışında da cinayetler gerçekleşmeye başlar. Douglas’ın hayatta kalabilmek için hem KK’nin kim olduğunu öğrenmesi, hem de öldürmeye devam etmesi gerekmektedir.

Seri Katiller Kulübü en başta bahsedilen yaratıcı bir fikir barındırmasına rağmen, başarılı bir hikâye sunamıyor. Şöyle ki, seri cinayet hikâyelerinde olması gereken gerilim unsuru bu kitapta yok. Peki gerilim yok, o zaman dram ya da mizah unsurları baskındır diyeceksiniz, ne yazık ki onlar da yok. Var olan sürpriz son ise, henüz kitabın başlarında kolaylıkla tahmin edilebiliyor. Jeff Povey, karakter yaratımından ziyade, hikâyenin gelişimi ve diyaloglar üzerine kafa yormuş. Diyaloglar oldukça gerçekçi, ancak karakterler zayıf. Kitabın yazınında edebi bir yan ne yazık ki yok. Basit bir anlatıma sahip. Fikrin ilginçliği dışında başka bir özelliği olmadığı için, kitabın sonunu da tahmin ettikten sonra, geri kalan sayfaları okumak oldukça sıkıcı bir hal alıyor. Benim gibi, ismine ve konusuna aldanma olasılığı olanlara duyurulur…

 

Paylaş