São Luiz Teatro Municipal ile İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımı olan Köpeklerin İsyan Günü; festivalde gerçekleştirdiği prömiyerin ardından Ekim’de Lizbon’da sahnelendi. Köpeklerin İsyan Günü, 17 -20 Kasım ve 4-18 Aralık tarihleri arasında Zorlu PSM’de seyirciyle buluşacak. Tiyatromuzun genç ve güçlü  kalemi Ceren Ercan ile yeni ve yine çok sarsıcı oyunu Köpeklerin İsyan Günü’nü ve isyan ettiğimiz konuları konuştuk…




img-20160419-wa0033

Geçenlerde Beyoğlu için bir şeyler yapma fikrine dair bir iletinizi okumuştum. Eskiden müdavimi olduğumuz mekanlara gitmeye, yeni yerler keşfetmeye ve Beyoğlu’nu yalnız bırakmamaya dairdi. Öyle samimi ve güzeldi ki… Hem umutsuz hem de umutlu… Bugünlerdeki ruh halimiz. Tüm bunların kaleminize yansıması nasıl oluyor?

Ceren Ercan: Tam olarak çelişkim bu Gizem. Bu da uzun ve derin bir konu. Biz seninle ayrıca buluşup bu konuda bir sohbet mi etsek 🙂 Ne hissettiğimizi şaşırdığımız günler yaşıyoruz. Peş peşe kötü haberler, devam etmek için sürekli mutlu olma çabası. Umutlu olmak gerek evet ama umutsuzluktan doğacak olan şeyin daha kötü olacağını kim söylüyor? Olumlu düşünce üzerine olan öğretilerden hiç hoşlanmıyorum. Eylemsizleştirdiğini, öfkeyi bastırdığını düşünüyorum. Bir tür anti-depresan. Anlamlı bir eylem arıyorum. Buraya dair aidiyet hissimi tamamen kaybetmek en büyük korkum. Tüm tanıdıklar Moda’ya göçtü bile. Benim kendimi ait hissettiğim tek yer Beyoğlu. Ben uzaklaşamam buradan. Peki nostalji sevdalısı birine dönüşmeden burada nasıl bir yaşam alanı örebilirim kendime? Bu ara önce bunu kurmaya çalışıyorum. Yalnız biriyim ben çünkü. Çekinerek söylüyorum ki hiçbir “kulübe” ait olamıyorum 🙂 Anlamlı bir eylem arayışı içindeyim sadece.

Köpeklerin İsyan Günü, İstanbul Tiyatro Festivali’ndeki şahane açılışının ardından Lizbon’a gitti. Yanılmıyorsam oradaki tek temsilcimizdiniz. Tepkiler nasıldı?

Köpeklerin İsyan Günü Portekiz, Türkiye ortak yapımı bir oyun. Sao Luiz Teatro Municipal ve İstanbul Tiyatro Festivali ortaklığı ile gerçekleştirildi. Avrupa’nın önemli tiyatrolarına ev sahipliği yapıyorlar. Romeo Castellucci’yi, Blitz’i programlarına alan bir tiyatroda oynamak büyük bir keyifti. Ulusal basında çok sıkı analizler çıktı, seyirci büyük bir dikkatle izledi oyunu. Portekiz’de Türkiye tiyatrosu hiç bilinmiyor. Bir sonraki oyunumuzu merak eden bir seyirci bıraktık arkamızda. En önemlisi buydu sanırım.

Ceren Ercan

Ceren Ercan

İstenmeyen’i izlediğimde adeta çarpılmıştım. Köpeklerin İsyan Günü’nü izlediğimde de aynı hisse kapıldım. Bir önceki oyunda Gezi’nin izleri vardı. Bu kez neler referans oldu yazarken?

İstenmeyen’de; Türkiye’de cumhuriyet değerleriyle inşa edilmiş orta sınıf ailenin yeni toplumsal değerler içinde aldığı yön üzerine düşünme fikri vardı. Orada kendi batısı ve doğusu arasında sıkışmış olan Türkiye’yi aile içinden okumaya çalışıyorduk. Modern orta sınıf ailenin; geçiş dönemindeki Türkiye’ye ait olan sorumluluk alanları tartışılıyordu. Kendi varlığını toplumsal alanda kimliklendiremeyen oyun kişileri üzerinden cumhuriyetin inşa ettiği aile fikrinin geldiği noktaya dair eleştirel bir bakıştı o aslında. Gezi sürecinin hemen arkasından yazılmıştı oyun. Gezi’nin ardından; ev, aidiyet ve aile bağını ülke üzerinden yeniden düşünmek anlamlı geliyordu. Köpeklerin İsyan Günü ise Türkiye’de yaşanan son on yıllık toplumsal değişimin yüzünü en keskin şekilde gösterdiği bir zamanın temsili. Yine bugünün koşulları içinde modern orta sınıfın yaşadığı değişime ve sıkışmaya bakıyorum aslında. Ancak bu kez değişimi beceremeyenlerin ya da reddedenlerin yıkımına tanıklık ediyoruz. Tarihsel olarak çok güçlü bir sıkışmanın ortasında yaşıyoruz. Pek çoğumuzun annesi, anneannesi, belki kendisi, bir anda Avrupa tiyatrosunda örneklerini gördüğümüz trajik karakterlere dönüşüverdiler. İnandıkları her şeyin ters yüz edildiği, tarihin baştan yazıldığı bir devrin içinde kendi yıkımına doğru kaçınılmaz olarak ilerleyenler onlar. Bu kaçınılmaz yıkım yeni bir başlangıç imkânı olabilir mi? Bu kez gelecek fikrini yıkımın içinden görmeye çalışıyorum.

Köpeklerin İsyan Günü bana hayal kırıklığı, yalnızlık ve geçmişe özlem gibi şu an çokça hissettiğimiz duyguları anımsattı. Tüm bunların yanına umudu da koyabilir miyiz hala?

Geçmişe özlemin kendisi aslında nostalji hastalığından başka bir şey üretmiyor. Gerçekliğinden emin olamadığımız, kurgulanmış bir ‘Altın Çağ’a duyulan özlem… Oyunda farklı sınıftan karakterler yan yana geliyor. Yaşlı kadının mektupları yoksulların dilinden yeniden yazıldığında o ‘Altın Çağ’ın kendisi de tartışmaya açılmış oluyor. Hangi devir, kimin için muhteşemdi? İçinde olduğumuz günü inşa eden şey ne? Cumhuriyet idealizmi içinde yaşanan bir geçmişe, farklı pencerelerden bakan karakterler buluşuyor oyunda. Farklı sınıflardan ve toplumsal yapılardan gelen bu karakterlerin zorunlu yan yanalığını iyi okumak gerektiğini düşünüyorum. Umut varsa eğer bu yan yanalığın getirdiği kaçınılmaz yıkımın ardından gelecek günde bence.

mdm_0120

Köpeklerin İsyan Günü, 2017 Ocak ayında Tahran’da dünyanın en önemli festivallerinden biri olan Fajr’da olacağı duyurulmuştu. Süreç nasıl ilerledi?

Fajr’dan gelen teklif bizi oldukça sevindirmişti. Ancak oyun, metnin içeriği ve sahneleme biçimi yüzünden İran’da sansür bariyerine takıldı.

Oyunlarınızda toplumsal gelişmeler ve onun bizler üzerindeki etkileri güçlü bir şekilde hissediliyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, bir yazar olarak sizi nasıl etkiliyor?

Sokakta, hayatın her alanında artan baskı çok endişe verici. Her sabah yılgınlık verici yeni bir güne uyanıyoruz. Yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar toplumun gözünde birer potansiyel suçluya dönüştürüldü. Sınıfsal, kültürel ve etnik farklılıklar iktidarın dilinde kolayca manipüle edilen alanlar.. Böyle bir dönemde uzak mesafeden bakabilmek, soğukkanlılıkla toplumu kavramaya çalışmak çok zor. Tiyatronun ihtiyacı olan; farklı değerleri bir araya getirirken taraf tutmadan güçlü bir toplumsal çelişki yakalayabilmek benim için. Bu gündemde soğukkanlılıkla o güçlü çelişkiye ulaşmaya çalışmak çok zor. Onu deniyorum ben.

mdm_0200

Oyunlarınızın, güçlü bir metin, yönetim ve sahici oyunculuklar ile birbiriyle uyum içinde olduğunu düşünüyorum. Biraz Tiyatro Platform’dan ekip içindeki çalışma sürecinizden bahseder misiniz?

İstenmeyen’i ben yönetmiştim. Bu kez Mark Levitas’la beraber çalıştım. Uzun yıllar başka bir tiyatronun çatısı altında birlikte tiyatronun farklı alanlarında üretimde bulunduk.  Bu deneyim ve arkadaşlığımızın getirdiği güven duygusu bizi Platform’u kurmaya sürükledi.  Ona güven duyduğum için metni emanet ettim ve sonucunda izlemekten keyif aldığım bir oyun çıktı ortaya. Oyuncular ve yaratıcı ekip çok iyi bir iş çıkardılar. Metni severek sahiplendiler. Bir yazar daha ne ister?

Türk Tiyatrosu’nun Türk Sineması’ndan daha iyi olduğu yönünde görüşler var. Böyle bir kıyaslamayı nasıl yorumluyorsunuz?

Bu çok güzel bir soru ancak çok derin bir konu. İki disiplinin de kendine has bir doğası, birbirinden farklı araçları var. Tiyatro canlı, yaşıyor, bir eylemsellik içeriyor. Kökünde bir törensellik var. Daha süratli tepki verebiliyor toplumsal olana. Seyirci ile kurduğu ilişki bambaşka ikisinin de. Tiyatroda seyirci katılımcı, adeta “suç ortağı”. Bu dönem yaşanan baskı ortamında seyirci tiyatro ile bu nedenlerle farklı bir bağ kurdu bence. Tiyatroya sahip çıktı. Geçen bir ödüllü ilk filmin yapımcısı ile konuşuyorduk. Filmden o kadar çok söz edildi ki basında buna rağmen 650 bilet satışı olmuş toplamda. Pek çok yeni yazarın oyunu bunun çok daha üstünde sayıda seyirci ile buluşuyor bir sezon içinde. Türkiye Sineması’nın dünyada görünürlüğü tiyatrodan çok daha fazla onu da atlamayalım bu arada. Dediğim gibi bu üzerine uzun uzun konuşulacak bir konu.

mdm_9947

Yazarken size neler ilham veriyor? Sevdiğiniz oyun yazarları, kitaplar, müzisyenler ve filmler hangileri?

Dramaturji alanından geldiğim için tüm oyunlara, filmlere ve gördüğüm şeylere radyonun içini açan çocuk hissiyle yaklaşıyorum. Nasıl yapılmış diye merak ediyorum. Yapısını çözmeye çalışıyorum. Sarah Kane tekrar tekrar okuduğum bir oyun yazarı. Shakespeare sürekli baş ucumdadır, Çehov da öyle. Morrissey hep çok ilham verici. John Cassavetes ve Wim Wenders en sevdiğim yönetmenler.

Paylaş