Bir zamanlar Zerdüşt de, bütün ötedünyalılar gibi, insandan ötesinin kuruntusuna kapılmıştı. O zamanlar dünya, acı çeken ve işkence edilen bir Tanrının eseri gibi gelirdi bana.

Düş gibi gelirdi bana dünya ve bir Tanrının masalı gibi; bir hoşnutsuz Tanrının gözleri önündeki renkli dumanlar.

İyi ve kötü, sevinç ve acı, ben ve sen, – yaratıcı gözler önündeki renkli dumanlar gibi gelirdi bana. Yaratıcı kendinden uzağa bakmak istedi,- bunun üzerine dünyayı yarattı.
Acısından uzağa bakmak ve kendini yitirmek, esritici bir sevinçtir acı çeken için. Esritici bir sevinç ve kendini unutuş gibi gelirdi bana dünya bir zamanlar.

Bu dünya, sonrasızca eksik, bir sonrasız çelişmenin örneği ve eksik bir örnek, – eksik yaratıcısı için esritici bir sevinç: – böyle görünürdü bana dünya bir zamanlar.

Böylece ben de, bütün ötedünyalılar gibi, insandan ötesinin kuruntusuna kapılmıştım bir zamanlar. İnsandan ötesinin mi sahi?

Ah, kardeşlerim, yarattığım bu tanrı, insan eseri, insan çılgınlığıydı, bütün tanrılar gibi!

İnsandı o, hem zavallı bir insan ve Ben kırıntısı: kendi külümden ve ateşimden gelmişti bana bu hayalet, gerçek, öteden gelmemişti bana!

Ne oldu, kardeşlerim? Kendimi altettim, acı çekeni; kendi külümü dağa götürdüm, kendime daha parlak bir yalım türettim. Bakın işte! Derken hayalet kaçtı benden!
 – Tamamını okumak için:
   
  “Böyle Buyurdu Zerdüşt”
  Friedrich Nietzsche

  Cem Yayınevi, 2002, 390 s.

Paylaş