Sanırım 5-6 yaşlarındaydım. Okumayı erken sökmüştüm, ilkokula da erken gönderildim bu sebeple, akranlarım yuvaya giderken. Dayımın eşi, bana ilk kitabımı hediye etti.  Büyükçe, kalınca, beyaz bir kitap. Adı Küçük Prens’ti. Süslü, parlak dış kabını çıkartıp kitabın kendi düz ve boş kapağına hemen renkli kalemlerle bir şeyler çizmişim, pek hatırlamıyorum tabii, şimdi bakınca utanılası… Fakat birkaç yıl elimde kaldı o kitap ve o zamanlar özellikle içindeki çizimler beni çok etkilemişti, çocukluğumdan hatırladığım birkaç kareden biridir, fil yutan boa yılanının şapkaya benzer çizimi, bir de o muazzam baobab ağaçları…

küçük prens 2

Tabii yıllar geçtikçe tekrar tekrar okudum kitabı ve her seferinde başka bir tat aldım, daha doğrusu daha iyi anlamaya başladım okuduklarımı, gördüklerimi… Bir bebek olarak dünyaya gelip, birkaç 10 sene çocukluk yaşayıp sonra “yetişkin” oluyoruz ama içimizde hep o çocuğu korumak istiyoruz ya, esas “ben” dediğimizin o masum çocuk olduğunu düşünüyoruz ya çoğumuz, işte bunu anlatan bir kitaptır biraz da Küçük Prens. Bir yaşam felsefesinden bahseder aslında. Bir çocuğu, yaratıcılığıyla çok fazla etkileyecek ve kamçılayacak yanları vardır, dilinin naifliği, şiirselliği de bir çocuğa masalsı ve anlaşılır gelir, fakat bir yetişkinin her eline alıp okuduğunda farklı tatlar yakalayabileceği, farklı dersler alabileceği, büyülü bir kitaptır Küçük Prens bana göre.

1943 yılında yazılmış roman. Radyo uyarlamaları, tv çizgi filmi, tiyatro, bale, opera, müzikal uyarlamaları var yıllar boyunca denenmiş. Bu sene ise 3d uzun metraj animasyon film adaptasyonuyla karşı karşıyayız ve beklentiler elbette dünya çapında çok yüksek! Film,  şu zamana kadar en çok bütçe harcanmış Fransız animasyon film olarak da pazarlanıyor. (80 milyon dolar olduğu iddia ediliyor). İstanbul Capitol sinemaları Küçük Prens için çok güzel bir organizasyon düzenledi. 276 dil ve lehçede Küçük Prens koleksiyon kitabı sergisi ve Küçük Prens’in dünyasının özel dekoru hazır bulunuyor 20 Ekim 2015’e kadar. Vizyona girmeden bir gün önce de filmin öngösterimini düzenlediler, orada izleme fırsatı bulduk büyük bir merakla beklediğimiz bu filmi.

küçük prens 1

B612 Asteroid’inde tek başına yaşayan Küçük Prens’in gezegenindeki çok sevdiği güle daha faydalı olabilmek için çıktığı gezegen yolculuğundaki son durağı  dünya malumunuz. Filmin fragmanında gördüğüm bazı animasyon figürler beni korkutmuştu açıkçası. Son zamanlarda sıklıkla izlediğimiz çoğu başarılı animasyonda aslında biraz birbirine benzeyen karakter çizimleri oluyor, kız çocuklarının gözleri saçları kaşları birbirini andırıyor ne kadar orijinal bir animasyon da olsa. Bu tarz büyük gözlü birkaç çocuk figürü görünce korkmuştum, hem Küçük Prens’i alakasız bir hikayeye çevirmiş olmalarından, hem de görsel olarak kitapta aldığımız tadı veremeyeceğinden, o suluboya çizimlerinin yerini tutamayacağından…  Filmde gerçekten de farklı bir hikayenin bir iç hikayesi olarak sunulmuş bildiğimiz Küçük Prens’in hikayesi. Günümüzde geçiyor hikaye, küçük kızını okul sınavlarına büyük bir hırsla hazırlayan bir anne var. Zamanında Küçük Prens’le tanışmış pilot kahramanımız ise bu anne-kızın yaşlı komşuları. 9 yaşında, derslere hazırlanmaktan çocukluğunu yaşayamayan küçük kız, pilotla arkadaşlık ederken onun Küçük Prens hikayesini öğreniyor ve Küçük Prens’i bulmak için yollara düşüyor. Hikayenin bu kısmına geldiğimizde birdenbire animasyon tekniği değişiyor, stop-motion tekniğiyle çekilmiş bir şekilde izliyoruz Küçük Prens’li, gezegenli, meşhur gül’lü sahneleri. İşte bu tam isabet! Eğer Küçük Prens’in olduğu sahneler de bildik çizimlerle, büyük gözlerle, hikayenin başlangıcındaki animasyon tekniği ile çizilmiş olsaydı gerçekten büyük hayal kırıklığı olurdu diye düşünüyorum. Tüm hikayeyi bütünüyle stop motion ile yapsalardı da sanırım sıkıcı ve takip etmesi zor ve yorucu olurdu. Bu iki tekniği birleştirerek vermeleri büyük bir zeka, biraz da pazarlama işi elbet, fakat itirazımız yok. Zira stop motion bölümler, kitaptaki suluboya çizimlerini andırması ve işe ciddiyet katması bakımından şahane olmuş. 3D’nin ise filme maalesef hiçbir şey katmamış olduğunu söylemeliyim, halbuki kendimizi Küçük Prens’in dünyasında hissetmemize daha çok hizmet edebilirdi ve bu çok yerinde olurdu böyle bir hikaye için.

21420225818_c1ff6e24e3_z

Ben 79 doğumluyum ve akranlarım Küçük Prens dediğimde benim gibi heyecanlanıyor, duygusallaşıyorlar. Fakat yeni nesilin de Küçük Prens’le tanışması gerektiğini düşünüyorum. Küçük Prens, büyük insana birçok şey öğretir. Mesela der ki, “En iyi yüreğiyle görebilir insan, gözler asıl görülmesi gerekeni görmez.” Mesela der ki: “Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir. İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.” Mesela der ki: “Ne kavranılmaz bi yer şu gözyaşı ülkesi…”

Küçük Prens’te öyle çok simge, öyle çok anlatı var ki. Otorite tutkusu, kibir, iletişimsizlik, umutsuzluk, sahip olma tutkusu, sorgusuz sualsiz yerine getirilen görevler, biçimin özden daha önemli olduğu gezegenimiz dünya ve ona uzaktan bakmak… Bunları layığıyla işlemiş bir film var karşımızda.

21616951131_58458734d2_z

Yapımın hafif Alis Harikalar Diyarında’vari, halisünatif ve masalsı dokusu sizi etkileyecek. Hans Zimmer ve Richard Harvey ellerine teslim edilmiş müzikleri de öyle…  Küçük Prens’in sizin hayatınıza da dokunmasına müsaade edin. Çocuğunuzu da alın izleyin bu filmi, içinizdeki çocuk da olur…

Melis Zararsız

Cinedergi, TRT Radyo 1, okur, izler, dinler, yazar, hisseder, yaşar...
Melis Zararsız

Latest posts by Melis Zararsız (see all)

Paylaş