Sinema eleştirmeni Stephen Hunter’ın yazmış olduğu 47. Samuray isimli roman, klasik Hollywood senaryo yapısına uygun bir şekilde ilerleyen bir hikaye örgüsüne sahip. Polisiye, intikam motivi ve Uzakdoğu film türlerinin izinden giden hikaye, her ne kadar sıradan olsa da, Samuray kültürüne dair ayrıntılı bir şekilde yapılmış araştırmalara dayalı öyküsü ve Kurosawa filmleri dahil çoğu Uzakdoğu filmlerine yapmış olduğu göndermelerle dikkati çekiyor.

Hayatının büyük bir kısmı savaşmakla (Vietnam dahil) geçmiş olan Bob Lee Swagger’ın emeklilik hayatı, Japonya’dan gelen Yano’nun beklenmedik ziyaretiyle sona erer. Yano’nun babası ile, Bob’un babası aynı savaşta karşı karşıya gelmişlerdir. Yano babasından kalan Samuray kılıcını aramaktadır. Ülkesine geri döndükten sonra Bob kılıcı bulur, ve Yano’ya iade etmek için Japonya’ya gider. Ama elinde tutmuş olduğu basit bir çelik parçası değildir, tarihsel bir değeri olan ünlü bir kılıçtır, ve taliplisi çoktur. Buradan itibaren hikaye klişeler şeklinde ilerliyor. Olayın içine Yakuzalar, Samuray efsaneleri, ninjalar, porno sektörü, CIA, Kore’li işbirlikçiler, çift taraflı ajanlar giriyor. Bu kadar çeşitlilikten sonra hikaye biraz renkleniyor ama yine birkaç tane Amerikan aksiyon filmi izleyen birinin çok kolayca tahmin edebileceği bir şekilde ilerliyor.

Her ne kadar kitabın kahramanı Bob, Tom Cruise’un Son Samuray filminden hoşlanmadığını belirtse de, hikaye filmle benzer bir biçimde ilerliyor. Bob, Yakuzalar ve Samuraylar arasında intikam alabilmek için, tez zamanda hızlandırılmış bir kursla Uzakdoğu kültürüne ve savaş sanatına haiz oluyor, üstelik Amerikanvari maçoluğunu ve kurnazlığını da koruyarak.

47samuray

Ama Stephen Hunter bu klişe hikayenin içerisine Samuray kültürünü incelikle ve muhtemelen yoğun bir emekle işlediği için, kitap akıcı bir şekilde ilerliyor. Zevkle izlediğiniz Akira Kurosawa filmlerinden sahneleri gözünüzde canlandıracak ayrıntılar, Roninlerle ilgili efsaneler tüm o kılıç ve gurur üzerine kurulu Samuray kültürünün çekiciliği kitabın olumlu özellikleri. Öyle bir kültür ki her bir kılıç hareketinin bir adı ve anlamı var, bir kılıcı cilalayabilmek için yılları alan bir eğitim ve birikim gerekiyor, her savaş belirli bir ritüel içerisinde olması gereken kurallara sahip, bireyin toplumla kurduğu ilişki onur ve gurur üzerine kurulu. Yani “47. Samuray” Uzakdoğu kültürüne ve sinemasına meraklı okuyucuları bir ölçüde tatmin edecektir, fakat bunun ötesinde herhangi bir edebi değer ve özellik de beklememek gerekir kitaptan.

Stephen Hunter, kitapta ayrıca bugünkü Japon toplumuna dair de eleştiriler getiriyor, özellikle çok fazla gelişmiş olan Japon pornosu, Manga’lar, Ergen kız fantezileri vb. üzerinden . Ancak bütün bunları Japonların çok çalışmasına ve böyle adlandırmasa da hayata yabancılaşmalarına ve yozlaşmalarına bağlıyor. Oysa kitabındaki Amerikalı kahraman, iyi adamı oynarken aynı zamanda Japon porno pazarını Amerikan sermayesine açmaya da hizmet ediyor. İzleyecekseniz Amerikan pornosu izleyin, kendinizi yormayın biz sizi yozlaştırırız…
 

Paylaş