Çatı, Serbest Bölge’nin ilk oyunu. Beş insanın yaşamına misafir ediyor oyun bizi; hayatın anlamı ve anlamsızlığı üzerine bir sorgulamaya da. Her şey alabildiğine doğal, hayattan. Çünkü onlar ezberleri değil, kendi sözlerini söylemek istiyor.

Birbirinden farklı, ama aslında birbirinin aynı beş insanın hikâyesi bu. Umutsuzluk, öfke, boş vermişlik, uyuşmuşluk, uyumsuzluk… “Normal”in dışında yaşayan ve toplumun dışına iteklenmiş beş insan bir çatı altına başka ne gibi duygular toplayabilir ki?

Serbest Bölge’nin “Çatı” oyunu bizleri bu beş insanın yaşamına misafir ediyor. Yıkık dökük, eski bir apartman dairesinin kapısından daha adımınızı attığınız an, aslında çoktandır süren bir oyunun ortasına düşüyorsunuz. Orada olmamanız gerektiğini düşünüyor, ama çoktan uyandırılmış merakınızla hiçbir şeyi kaçırmadan izlemeye devam ediyorsunuz. Ev sahiplerinizle dip dibe olmanız da cabası. Kavga ettiklerinde geriliyor, takıntılarına sinirleniyor, zaaflarına hayıflanıyorsunuz. Çünkü seyirci değil, tanıksınız! O yüzden de oyunun tek bir anını bile kaçıramazsınız. Üstelik ne bu gerçekliği bozacak ışık dekoru var oyunda, ne de kostüm. Her şey, herkes olması gerektiği, hayattaki gibi. Biz oyunu terk ederken, onlar hâlâ hayatta kalmanın anlamı ya da anlamsızlığı üzerine sonuçsuz bir tartışmaya devam ediyor.

Onlar kim mi? Ben de şimdi size bunu anlatacaktım.

Funda Eryiğit: İstanbul Üniversitesi konservatuvar son sınıf öğrencisiyim.

Görkem Şarkan: Ben de… Siyasal Bilgiler okuyordum, ancak bıraktım, oyuncu olmak için değil, sadece öngörülen işleri yapmak istemiyordum. Çocukluğumdan beri bir şeyler üretmek gibi bir derdim vardı. Edebiyatla çok ilgileniyorum. Tiyatro da edebiyatın bir kolu. Neden oyunculuk olmasın diye düşündüm. Heveslendim ve işte buradayım.

F. Eryiğit: Neden oyuncu olduğumu aslında bilmiyorum. Oynamaya lisedeki tiyatro grubunda başladım, 14’ümde. Tiyatro grubu çok çekici gelmişti, çok enteresan insanlar vardı, farklılıklardı! Ben de 14-15 yaşında biri olarak tabii ki herkesten çok “farklı”ydım ve kimse beni anlamıyordu! Sonra ergenliğim bitti, ama tiyatro ilgim sürdü. Üniversitede siyasal bölümünü kazandım, sonra bıraktım ve kendime meslek olarak oyunculuğu seçtim. Sanırım ben oyun fikrini, bir kurgu içinde yer almayı seviyorum.

Oyunun yazarı ve yönetmeni Görkem Şarkan. Aynı zamanda oyunculardan biri de o. Ona oyunda Eryiğit’in yanı sıra Mustafa Barış Koçkar, Taner Ölmez ve İsmail Semih Habiboğulları eşlik ediyor. Onlar da konservatuvar öğrencisi. Altında toplandıkları isim Serbest Bölge, proje bazlı bir topluluk. “Çatı” da ilk oyunları.

G. Şarkan: Kişisel bir çabaydı benimki, oturup yazdım, sonra oynayalım mı, dedim. İlkokulda oynadık. Güzel tepkiler alınca, daha çok insanla buluşmak istedik. Beş kişi oturup ismimizi belirledik. Sahneleme biçimi açısından boş alan gerektiriyor bu oyun. Hep, seyirci ile oyuncunun organik bağ kurabildiği bir biçim üzerine kafa yorduğum için, aklıma ilk “Boş Alan” ismi geldi, ancak Peter Brook’un böyle bir kitabı var, filan, vazgeçtik ondan. Şu alan, bu alan derken, Serbest Bölge çıktı. Yaptığımız, yapacağımız her içerik, oyun kendi biçimini oluşturacak. O yüzden de Serbest Bölge tam bize uygun bir isim oldu.

F. Eryiğit: İşe girişince tiyatro olmayı gerektiren başka ilişkilerle karşılaştık; sahnelerle konuşmak, kiraların ödenmesi, tanıtımlar… Biz kendimize oyun alanı yaratmaya çalışıyoruz aslında. Kafamızda fikirler var, onları sahnelemek istiyoruz.

G. Şarkan: Aslında ben oynamakla yanıp tutuşuyorum diyemem. Öncelikle anlatmak istediklerim var, laflarımı söylemek istiyorum. Bunun için de form olarak bana en yakın gelen dramanın en ilkel haline dönmeye çabalıyorum.

Oyunda zaman atlamalarının olmaması, sizi müzikten müziğe geçirerek sahnelere hazırlamaması, ışıklarla kişiden kişiye geçirmemesi bundan. Görebileceğiniz kadar doğal bir soyutlama “Çatı”.

F. Eryiğit: Metni doğru biçimle buluşturunca tam anlamına ulaşıyor. Seyirciler gelsin ve o evi gözetler konumda olsun istedik. O yüzden seyirci evin dört bir tarafında, hemen dibimizde oturuyor oyun boyunca.

G. Şarkan: Oyun oynanırken seyirciyi içeri alıyoruz. Seyirci bu duruma çok şaşırıyor, geç mi kaldım diye panikliyor, kendini oraya ait değilmiş gibi hissediyor önce, sonra da gözlemlemeye çalışıyor. Üzerindeki izleyici süveterini atıyor, çünkü yakınında süren bir hayat var. Seyircinin elinden iktidarını alabildiğimiz kadar alıyoruz. Böylece karakterlerle ilgili yargıda da bulunmuyor, anlamaya çalışıyor.

Yaşamın anlamsızlığına uyuşturucu ile katlanabilen Kuzey ve onlara uyuşturucu bulmak için seks işçiliği yapan sevgilisi Kelebek, ruhsal sorunları olan Baytar, intiharı düşünen, ancak kendini öldüremeyecek kadar da korkak Verter, mutsuzluğunu ve karamsarlığını hep aynı kitabın sayfalarına dalarak alt etmeye çalışan Beyaz… Kötü ya da iyi yok bu oyunda. Haklı ya da haksız da. Sadece insanlar ve hayatın anlamı ya da anlamsızlığı üzerine tartışmaları var, ama kendilerinin farkında bile olmadığı bir tartışma bu.

G. Şarkan: İnsanlık tarihini Batı üzerinden kuruyoruz ya, Batılı zihnimiz bize diyor ki, bunlar şimdi bize bir şey işaret edecek ve biz de taraf olacağız, çünkü tiyatro bir iktidar alanıdır, kitleler üzerinde etkilidir ya. Biz izleyicileri rahatlatıp eve yollamak istemiyoruz. Oyun bize ne diyor dersen? Anlamın bittiği yerde başlıyor oyun, benim kafamda öyle başladı. Hayatta kalmaya çalışmanın, sistemin içinde hayatı idame ettirmenin, sistemin içinde kendi ufak sistemini kurmanın saçmalığını fark ettiğimde ve çok canım yandığımda tutunmak için bunları yazdım.

F. Eryiğit: Seyirci, ben bugün tiyatroya gittim, demek için oyun izliyor. Seyirci ile ortaya konan dram arasındaki bağ kaybolmuş gibi geliyor bana. Bu bağ kurulunca herkesin oyundan alacağı bir şey olacaktır. Aslında, seyircinin oyunu sıkılmadan izlemesi bile yeterli bence.

Toplumun dışına atılmış beş insanın hayat sorgulamasına misafir olmak için elinizi çabuk tutun. “Çatı” 3, 10, 19 Mart tarihlerinde saat 21.00’de İkincikat’ta oynayacak. Serbest Bölge yakında yeni bir oyunla daha çıkacak karşımıza, ama henüz adı belli değil, oyunun biçimi de. Yine de iyi oyunculukları, özgün metinleri, farklı sahneleme biçimlerinin yeni oyunda da süreceği kesin. (Cumhuriyet Pazar, 27.02.2011)

Paylaş