Türkiye’nin ilk Beatles tribute grubu olan Meat The Beetles’ı daha yakından tanımak için grup üyeleriyle özel bir röportaj gerçekleştirdik:

Meat The Beetles adlı grubu bir tanıyalım. Ne zaman kuruldu, kimler kurdu, amaç neydi ve bu oyuncaklı ismi de anlatalım lütfen.

Meat The Beetles, Emre, Selçuk, Arif ve İlker’in, 90’lı yılların başında aynı üniversitede mühendislik okurken kurdukları müzik grubu My Deer Friend’i 2009 yılında tekrar canlandırmak üzere yeniden bir araya gelmeleri ile kuruldu. Ancak My Deer Friend akustik bir gruptu, ve genel olarak “Oldies” dönemini kapsayan bir repertuvarı vardı. İhtiyar delikanlılar önce bu yeni birlikteliklerini bir The Beatles “tribute” (saygı) projesi olarak konumlandırmaya ve efsanevi Beatles müziğinin doyulmaz tadına tarz olarak olabildiğince yaklaşabilmek için eski akustik soundlarını fişe takmaya karar verdiler. Bu karar üzerine davula Bartu ve solo gitara Görkem’in davet edilmesi ile Meat The Beetles’ın çekirdek kadrosu oluşmuş oldu. Beatles müziğini 50 sene sonra bile olsa canlı çalmanın tüm zorluklarını kısa sürede idrak eden ekip, çaldıkları her ortamda aynı sound’u yakalayabilmenin önemini anladılar ve bunu kendi başlarına sağlamanın zorluğunu fark ederek ilk birkaç sahne deneyimlerinden sonra ses mühendisi olarak Eren’i de yanlarına aldılar.

Türkiyede farklı farklı yerlerde sahne aldınız, alıyorsunuz. Fakat esas Liverpool maceralarınız var ki, ben öncesinde sizden biraz dinlediğim kadarıyla bile yeterince heyecanlandım. Bize Liverpool deneyimlerinizden ve size, grubunuza neler kattığından bahseder misiniz?

Liverpool müzik dünyasının en çığır açıcı ve unutulmaz grubu The Beatles’ın doğum yeridir. Beatles üyeleri İkinci Dünya Savaşı yıllarında bu şehirde bombardıman altında doğmuş, savaş sonrası Rock’n’Roll’un doğuşu ve yükselişini içlerine çekerek büyümüş, bu şehirde biraraya gelmiş ve tüm dünyanın kalbini kazanarak ölümsüzleşmişlerdir. Ünlü olmadan önce Beatles’ın tam 292 kez sahneye çıktığı ve yine kendileri gibi efsanevi menajerleri Brian Epstein ile tanıştıkları yer olan The Cavern Club da bu şehrin tam kalbinde yer alır. Cavern yönetimi kendilerini dünyanın en ünlü kulübü olarak lanse ediyorlar ve ünlerini borçlu oldukları gruba saygılarını göstermek için her yıl Ağustos ayında Beatles festivali düzenliyorlar. Bu festival her yıl bütün dünyadan yaklaşık 70 tane grup, sanatçı ve söyleşi katılımcısı ağırılıyor. Aynı şekilde yine dünyanın her tarafından Beatles severlerin de seyirci olarak biraraya gelmesiyle, Beatles müziği ile büyümüş bizler için akıl almaz güzellikte bir ortam meydana geliyor.

Bu festivale Türkiye’den ilk katılan grup Dağhan Baydur, Erdal Kızılçay ve Fuat Güner’den oluşan DEF grubuydu. 1999 yılında festivale katılan, her biri ayrı birer üstat olan abilerimiz orada büyük beğeni topladılar (doğal olarak) ve 2002 yılında İngiltere Kraliçesinin 50. yıl jübile kutlamalarına davet edilerek Kraliçe ve Paul McCartney’in de bulunduğu muhteşem bir seyirciye çaldılar.

Biz tabii ki onlar gibi bir iddiamız olmasa da 2012 yılında ilk olarak aynı festivale katıldık. Beatles’ın doğum yerinde ve hatta Cavern Club sahnesinde çalmak bizim için Kutsal Toprakları ziyaret etmek gibi unutulmaz bir olaydı. 12 konserlik ilk seyahatimiz sonrasında 2014 ve 2016’da da aynı festivale katıldık ve 2016 yılında Cavern sahnesinde festivalin kapanış konserini vererek kendi adımıza gurur verici bir anıya sahip olduk. Bu festivalde tanıştığımız Beatles severler ve organizatörler sayesinde İsveç ve Kazakistan’da da sahne aldık.

Bir Beatles Tribute grubu olmanın avantajları ve dezavantajları olsa gerek, biraz demin de bahsettiğiniz üzere. Bunlardan bahsedelim mi?

Sanırım hem avantaj hem dezavantajları tek bir cümle ile ifade edebiliriz. Sınırlı bir dinleyici kitlesine çalıyoruz; ama dünyanın en kalabalık sınırlı seyirci kitlesine çalıyoruz. 🙂

Türkiyede müzik yapmak nasıl bir iş? Ya da nasıl bir keyif? Nasıl bir adanmışlık istiyor?

Dünyanın her tarafında müzik veya sanatın diğer kollarını icra etmek zor, meşakkatli ve hayat standartları açısından çok özveri isteyen bir uğraş. Hele Türkiye, içinde bulunduğumuz zor fiziki ve ekonomik şartlar düşünüldüğünde, müzikle yaşamanın insanüstü bir çaba ve özveri gerektirdiği bir ülke. Ama müzik aynı zamanda bir aşk, bir tutku… İşte bu aşk bizi de, bizim gibi damarlarında müzik sevgisi ile yaşayan herkesi de ayakta tutuyor.

Kimleri takip ediyorsunuz? Malum bir çok yeni mekan açılıyor ve konserler de, yeni çıkan isimler de günden güne artıyor. Sizce Türkiyede başarılı müzisyenler kimler,  ya da yeni çıkan grupları nasıl buluyorsunuz, sizce İstanbulda müzik gruplarının sahne alabileceği yerler yeterli mi, mekanları nasıl buluyorsunuz? genel bir değerlendirme alalım.

Yeni bir çok müzisyen ve grubun çıktığı doğru. Bunların bir kısmı da gayet başarılı. Ama mekanlar konusu aynı değil maalesef. Canlı, güzel ve çeşitli müzik yapılan mekanlar gittikçe azalıyor.  Bu yüzden de canlı müzik ortamlarında hem rekabet yükseliyor, hem de kalite düşüyor. Her şeye ragmen demin de bahsettiğimiz aşk ve umutla müzik yapmaya devam ediyoruz. Son dönemde saygı grupları da artmaya başladı. Beatles .çalan birkaç grup daha var. Onun dışında Pink Floyd, Queen, Rory Gallagher, AC/CD saygı grupları da artık mekanlarda çok güzel müzikler icra ediyorlar. Bir de yeni çıkan grup isimleri çok güzel. Ahmet Beyler, Son Feci Bisiklet, Adamlar, Yüzyüzeyken Konuşuruz… Yaratıcılık sadece müziğe değil isimlere de yansıyor. 🙂 Evrencan Gündüz’ü de severek takip ediyoruz mesela.

Teknolojinin gelişmesiyle müziğin genel anlamda dijitale dönüştüğü bir dönemdeyiz, bu gelişmeleri nasıl buluyorsunuz?

Biz eski kafalıyız. Elbette ki teknoloji çok önemli, ve yaratıcılığın müziğe dönüşmesinde çok büyük rol oynuyor. Ama biz müziğin daha “bilek gücüyle” yapıldığı yılların enerjisinden etkileniyoruz. Eh… malum… Beatles. 🙂

Meat The Beetles olarak sizin internet mecralarını kullanımınız nasıl?

Bizim de kişisel ve grup olarak hikayelerimizin, performans tarihçemizin, fotoğraf ve videolarımızın olduğu bir internet sitemiz var: www.meatthebeetles.com. Müzikseverler bunun dışında bizi adımızla Facebook, Twitter, Instagram, Google+ gibi birçok mecrada da bulabilirler. Müzikte eskiyi sevsek de internet mecralarına ilgimiz var. Buralardan bizimle iletişime geçildiğinde hem mutlu oluyoruz, hem de mümkün olduğu kadar hızlı cevap vermeye çalışıyoruz. Bizi izlemeye devam edin hatta yazın bize lütfen.

Hedefleriniz neler, sizi nerelerde göreceğiz, aklınızda belirli projeler ya da katılmak istediğiniz etkinlikler vs. var mı?

Her şeyden önce yurtdışı kariyerimizin gelişmesi bizi çok mutlu ediyor. Liverpool festivalinden mümkün olduğunca kopmamayı, ayrıca da yeni alternatifler yaratarak başka ülkelerde de konserler vermeyi istiyoruz. Ancak tabii ki bu maliyetli ve zaman isteyen bir konu. Zaman kısmını biz halledelim, diğer konuda da müzik ve Beatles seven sponsorlara buradan sıcak bir gülümseme gönderelim. 🙂

Yurt içinde ise hedeflerimizin en başında, ilk günden beri olduğu gibi, gittikçe daha çok Beatles severlerle bir araya gelmek, ölümsüz Beatles şarkılarını hep beraber bağıra çağıra söyleyip eğlenmek geliyor. Bunu da hem müziğe hem müzisyene hak ettikleri saygıyı gösteren bar ve kulüplerde yapmak, hem de yurt çapında gerek festivallerde, gerekse tematik veya kurumsal organizasyonlarda John, Paul, George ve Ringo’nun müziğini çalarak gerçekleştirmeyi umuyoruz. Kayıt mı??? Neden olmasın? 🙂


Grubu takip etmek isteyenler için web ve sosyal medya adresleri:

www.meatthebeetles.com

https://www.facebook.com/meatthebeetles/

https://twitter.com/MeatTheBeetles

instagram : meatthebeetles

Ayrıca Melis adında bir basın danışmanımız var. Çok cici bir kız, arayın tanışın bir sohbet edin bence 🙂

Melis Zararsız

Cinedergi, TRT Radyo 1, okur, izler, dinler, yazar, hisseder, yaşar...
Melis Zararsız

Latest posts by Melis Zararsız (see all)

Paylaş