Aysel Gürel’in 60 yıl boyunca biriktirdiği ve ölümünün ardından kızları Müjde ve Mehtap Ar tarafından özenle, sandıklarda saklanan el yazması binlerce sayfa şiir, söz, mektup ve çalışma notlarının bir kısmı Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam kitabında toplandı.

10 yıldır bir sandıkta saklanan, bugüne dek sanatçı Tarkan’a, o da kısmen açılmış bu arşiv, Aysel Gürel hakkında hazırlığına başlanan bir dizi kitap serisi için Tekin Yayınevi’ne açıldı.

“Şiir yazılmaz, yaşanır. İnsanın kendi yaşadıkları, başkalarının yaşadıkları aşklar, acılar, ama sana ait aşklar… Ama bunun belli bir formülü yok. Şiir yazmak için yetenek, kültür, dil, arzu, hasret, ayrılıklar gerekli. Ama ilham perisi yalan. Şiir zaten benim nabzımda var. Önümde ne varsa, gazete kâğıdı, peçete ona yazıyorum. Kalemi elime aldığım zaman kalemin bir yürüme süreci var. Yürüme süreci bitince şiir de bitiyor. Kalem ne diyeceğini biliyor. O kalem içinde benim arzularım, yaşamışlığım var. Kalemin içinden akıyor gidiyor her şey.”

Çocukluğundan beri edebiyata meraklı olan Aysel Gürel; oyunculuğu sürdürürken, bir yandan da sarı yapraklı defterine şiirler karalar. Tiyatrodan arkadaşı Baha Boduroğlu tesadüfen gördüğü bir şiirini bestelemek ister. Güzin ile Baha’nın söylediği “Deli Balım” böyle ortaya çıkar. “Yörük Yaylası” popüler olunca devamı gelir. 1970’lerde ise “Ateş Böceği” Aysel’in başına konmuştur. Aysel Gürel zamanıdır artık.

Arşiv taramasında, 60 yıl boyunca bulduğu her boş sayfayı, mendili, gazete ve dergilerin üzerini, kartonların resimli ön yüzleriyle arkasını içinden dökülen satırlarla doldurduğunu görüyoruz. Aysel Gürel’in el yazısı ile yazılmış binlerce sayfadan oluşan şiirleri, üç kişi tarafından çok kısa sürede gözden geçirildi.

 

Bir Ege kentinde, Denizli’de doğmuş, Karadeniz’in Trabzon’unda bin bir çeşit fırtınalarda çelikleşmiş, “Marmara Denizi kadar bir posterini isteyecek” sevdalara düşmüş bir “kadın şairdir” Aysel Gürel. Doğu Anadolu turneleri Ünzile ve Firuze’sine ilham olmuş, o kadim toprakların kiremit rengini taşımış dizelerine… Ülkesinin mozaiğini ve renklerini içselleştirmiş, şiirinde bunları ilmik ilmik örmüş, kimseyi de unutmamış, kendi deyimiyle “bir çocuk şairdir” Aysel Gürel.

“Ah Karadeniz!” şiirinin yanında, bir barış şiiri olan “Akdeniz”de onun Türkiye’sini görüyoruz. İçimizdeki kemençeyi neşe ve hüzünle çaldıran “Eli Tüfekli Ayşe” şiiri ise yine kadın sorununa dair çok güçlü dizelere sahip.

Şiirlerinden “Trabzon’uma Selam” ise dağına, taşına, tozuna, hamsisine, sokaklarına, insanına selam gönderdiği Karadeniz’ine; ve en çok da gönlünün sultanı Trabzonspor’una “Selam”ı oldukça uzun olmanın yanı sıra çok özel vurgulara sahip. Lazca isimleriyle bölgedeki mahalle, sokak ve önemli yerlere ustalıkla vurgu yapıyor; tüm yaşanmışlıklarıyla, anılarıyla adeta bir tiyatro sahnesinde oynanan piyese dönüştürüyor şiiri. Uşakları ve hamsisi gibi yerinden duramayan bir Trabzon ile karşılıyor Aysel Gürel bizi bu şiirde…

“Ben şarkı yazar, şarkı satar, ekmeğimi, peynirimi, sütümü satın alırım. Yazarken güzelleşirim gencecik olurum” diyen şairin derdinin çok da para olmadığını sayfalar ilerledikçe anlayacaksınız… Genelevde çalışan kadınlara yazdığı şiir, mahallenin delisi Zehra’yı anlattığı şiir, “Kiralık Odalar”, “Aşk uğruna şehit edilmiş bütün kızlara” ithaf ettiği “Ay Yüzlü Kızlar” ve “Tarlada, fabrikada, sahnede, masa başında, tezgâhta, onurla çalışan bütün emekçi genç kız kardeşlerime” diyerek ithaf ettiği “Bir Genç Kız Yetişiyor”, “Her Kadın Bin Kadın” şiirleri… Ve “Herkesin bir şiiri, bir ritmi vardı. Bunu bulmalıydım. Kendimi değil toplumu yazmalıydım” diyen Aysel’in dizeleri, bizleri kendi müziklerimizde bir kez daha buluşturuyor.

“Ölmek için doğmadım, üretmek için doğdum. Tek inandığım şey insan denen mucize!” diyen bu büyük ozan, toplumsal sorunları dile getirmeyi ve topluma iyi/kötü mal olmuş kişileri şiirlerinde hicvetmeyi de unutmamıştı. Semra Özal için yazdığı şiir, 1974 Ecevit-Erbakan koalisyonu için söyledikleri, işte bunlardan bazıları…

Ve o büyük ailesinin başka bir tarafı… Yıllarca beste, müzik, söz ve şiir üzerine yola koyulmuş kervanın bireyleri, yol arkadaşları, yoldaşları; onları da unutmamıştı… Çok erken aramızdan ayrılan dostu Uzay Heparı’ya yazdığı şiir, Hamiyet Yüceses ve Zeynep Tunuslu’ya ithaf ettiği dizeler ve Aysel Gürel’in şiirlerini yıllarca evimize taşıyan, duyguları, sesi ve yüreğiyle onları yorumlayan dostu Sezen Aksu’ya yazdığı şiir… O dizeleri ithaf ettiği dostları, belki de ilk kez bu kitapta karşılaşacak bu şiirlerle…

Arşiv taraması sırasında Aysel Gürel’in kendisini, hayat hikâyesinin bir kısmını anlattığı düzyazılara da rastladık. Şiir ve söz üzerine yazdığı notlarından bazılarını özellikle seçerek kitaba önsöz niteliğinde aldık.

Bu anlatımlarında, şairin kendisini şiirleriyle birlikte nereye koyduğunu ve şiirlerini bir tiyatro oyuncusu ustalığıyla sahnede üç perdelik oyuna nasıl çevirdiğini okuyacaksınız.“Her şarkım adeta üç perdelik bir tiyatro eseri gibidir. Ve bütün bu oyun üç dakika içinde oynanır.”

Hastalanmış ama pes etmemişti Aysel Gürel. O, hasta yatağında son nefesine kadar çalışacak, üretecek ve yazacaktı. Onu bir kez bile yalnız bırakmamış, ölümünün üzerinden on yıl geçmesine rağmen hâlâ yasını tutan kızları Müjde ve Mehtap’a, biricik oğlu, torunu Söz’e bıraktığı son şiir, sizi de duygulandıracak biliyoruz.

O “Çocuk Şair”in dizeleri, aramızdan ayrılışının onuncu yılında çok da ihtiyacımız olan bir dönemde, umarız hepimize iyi gelir… Hepimizin yaralarını sağaltır, kendi müziğimizi Aysel’in sözleriyle yeniden bulmamıza yardımcı olur.

Paylaş