Kafka Yayınevi‘nin yayımladığı Bojangles’ı Beklerken, adını Nina Simone‘un unutulmaz Mr Bojangles şarkısından almakla kalmıyor, şarkıyı romanın ana eksenine yerleştiriyor.

Delilik daima ilgimi çeker; daha doğrusu “delice” olan her şeye, herkese kendimi hep yakın hissederim. Sıradanlığı bozan, düzeni yıkan, gerçekten nefes alandır/aldırandır “delice” olan.

Hepimiz için bu böyle, eminim. Yani öteki dünyada meleklerle dilediğimiz gibi sevişebilmek için katlanmıyorsak şu hayata, onu sürdürebilmek için irili ufaklı deliliklere, yaşadığımızı hissettiğimiz anlara hepimizin ihtiyacı var. Bazılarımız 40 yılda bir yaşar o anı, bazıları ise o anların peşine takılır ve…

“Artık kaydırağın tepesindeydim, hem önemli hem de yanıltıcı bir mecburiyeti bahane ederek kaymadan aşağı inmeye, çekip gitmeye, ondan uzaklara kaçmaya karar verebilirdim hâlâ. Ya da kendimi bırakabilir, rampanın üzerinden sıçrayıp, artık hiçbir şeye karar verememenin, hiçbir şeyi durduramamanın, kaderini kendin belirlemediğin bir yola emanet etmenin verdiği o hoş hisle süzülebilir ve sonunda kımıl kımıl, altın sarısı ve pamuksu kumlarla dolu bir havuzun beni yutmasına izin verebilirdim.”

Olivier Bourdeaut, Bojangles’ı Beklerken‘de sıradışı bir aileyle tanıştırıyor bizi. Karısına her gün farklı bir isimle seslenen, etrafındaki herkese gerçek olmayan hikâyeler anlatan, içki içerek spor, yani “jim-tonik” yapan bir baba; gerçeklikle ilişkisi pamuk ipliğine bağlı olan, daima aynı şarkıda dans eden çılgın bir anne; herkese siz diye hitap eden, anne babası gibi yalanları gerçeklere tercih eden, anne babasının düzenlediği partilerde çapkınlık yapan küçük bir çocuk ve tüm bu çılgınlığın içinde onlarla birlikte yaşayan Matmazel Fuzuli adlı bir telli turna… Sadece salonun ortasında dolanan Matmazel Fuzuli’yi görebilmek için bile bu aileyle tanışmayı çok isterdim.

Bojangles’ı Beklerken her anları “delice”olan bu ailenin öyküsünü çocuğun dilinden bize anlatırken, zaman zaman babanın, sonradan roman içinde roman olacak olan, günlükleri de ona eşlik ediyor… Roman boyunca devam eden şenlikli olay örgüsü, aslında eşsiz bir aşkın öyküsünü anlatıyor bir yandan; tüm heyecanı, tutkusu ve acıtan yönleriyle…

Başta belirttiğim, kitaba adını vermekle kalmayan Nina Simone’un hüzünlü ama içten içe hınzır bir ritme sahip olan Mr Bojangles şarkısı, kitaptaki aşkı ve hatta kitabın kendisini de çok iyi tarif ediyor…

“Bu deliliğe kollarımı açmış, ardından içim onunla dolsun diye onu kollarımı sıkıca bastırarak sarmalamıştım ama böylesi tatlı bir deliliğin sonsuza dek sürmeyeceğinden korkuyordum.”

Mecburiyetlerden kurtulmak, yalnızca delilere ve âşıklara mahsus gerçek bir özgürlük alanı. Mecbur kalma korkusu ise o özgürlüğün en büyük düşmanı. Hangi âşık vergi ödemek, fatura yatırmak; en önemlisi de, çalışmak ister ki?

O yüzden kaydırağın tepesine kadar çıkabilmişken, mecburiyetleri bahane etmek yerine kayıvermeli aşağı.

“Uzun sürse de aniden bitiverirdi ve annem ellerini kuvvetlice çırparak ‘Bojangles’ı yeniden çalalım!’ diye haykırırdı.”

turgay özçelik

Kültür Mafyası Genel Yayın Yönetmeni
turgay@kulturmafyasi.com
Paylaş