Çok az sayıda konu vardır ki, yirminci yüzyılın insanlarını astroloji kadar ikiye bölmüş olsun. Astroloji, ilgilileri ve takipçilerine göre bir ‘bilim’dir (ancak pozitif bilimlerle ilgilenenlere göre bu, ‘sahte bilim’dir – çünkü metafizikten ibarettir ve metafiziğin olduğu yerde pozitif bilim olamaz). Kendine has bir ‘bilimsel’ yöntemi vardır ve bu çerçevede determinizmin kurallarını da önemseyerek, insanların ve insanlığın geleceği hakkında isabetli olduğu iddia edilen öngörülerde bulunur. Muarızlarına göreyse, astrolojinin bilimle herhangi bir ilgisi yoktur ve olamaz – çünkü herhangi bir ‘bilimsel’ yöntem uyarınca icra edildiğinin söylenmesi bile abes olan bir boş inançtır. İnsanları sömürüp buradan kazanç devşirmeye yönelik olarak işletilen bir sahtekârlık bilimidir; ‘bilim’ olma iddiası da ancak bu çerçeve içinde, alaycı bir vurguyla kabul görebilir. Ayrıca, insanlığın her aşamada daha ‘ilerici’ olması gerektiğini savunan çizgisel bir tarih anlayışını destekleyenlerce, günümüzde tamamen ortadan kalkmış olması gereken boş inançların en dirençlisi olarak görülür.

Astroloji karşısında tavır ve tutumlar 17. asırla birlikte değişmeye başlamıştır. Bu döneme dek astronomi ve astroloji birbirini tamamlayan iki ‘bilim’ dalı olarak düşünülmüştür (bu ‘bilim’ tanımı, pozitivizm öncesine aittir). Dolayısıyla Kepler, Brahe ve Galilei gibi bilim insanları için astronomi ile astroloji arasında ilkinin ciddi bir bilim dalıyken, ikincisinin boş inanç ve zırva olduğuna yönelik bir bilinç mevcut değildi. Sonraki asırda ise durum değişecektir; Voltaire, “Felsefe Sözlüğü”nde astrologlarla, falcılarla, büyücülerle ve gelecekten haber verenlerle alay ederken Newton astrolojiyle ilgilenmeye tenezzül dahi etmez (ancak en azından astrolojinin temel prensiplerine hâkimdir). Yirminci asra doğru, astroloji müthiş bir hızla gözden düşecek ve alay konusu olacaktır. Günümüzde, her iki görüşün savunucuları da seslerini duyurmaktadırlar – ancak ortada epey adaletsiz bir durum vardır. Astroloji, popüler yayınlar bir yana, ciddi gazetelere de sızmıştır (örneğin Türkiye’de, uzun yıllar boyunca ‘Bilim ve Teknik’ adlı bir ek yayınlayan tek gazete olan Cumhuriyet’in de astroloji köşesi vardır). Televizyon kanalları, özellikle geç saatlerden sonra telefonla arayıp doğum bilgilerini veren şanslı kişilere gelecekten haber veren astrologlarla dolup taşar. Radyolarda ise gündelik yayın akışı içinde sadece astrolojiye ayrılmış saatleri olan programlar vardır. Özellikle son yıllarda, İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde, metafiziğin birkaç alanını birleştirerek ‘hizmet’ veren kurumlar türemiştir – örneğin müşterisine hem kahve falı açan, hem yıldız falına bakan, gerekirse tarot kartlarını da devreye sokan bilicilere sahip olan ‘fal kahveleri’. Astroloji oldukça kazançlı bir sahadır (kurumsal şirketlerin bazılarının astrologları vardır ve bazıları, onların görüşüne başvurmadan harekete geçmezler) ve bu kazancı elde etmek için artık efemeris gibi nesnelere ihtiyaç yoktur – bir bilgisayar; gezegen, burç ve ev sembolizmine ilişkin temel bilgi ve biraz inandırıcılık yeter. Astroloji muarızları ise sayıca daha azdırlar ve genellikle önemli bir kısmını pozitif bilimlerde uzmanlık sahibi bilim insanların oluşturduğu, dar bir rasyonalist çevre teşkil ederler. Bu kişiler, kendi aralarında astrolojinin ne olduğuyla ilgili çok belirgin bir fikir sahibidirler; ancak bunu toplumun geniş kesimlerine aktarmakta bir sıkıntı yaşadıkları söylenebilir – aslında, bu onları da aşan bir durumdur. Çünkü toplumların tıpkı 19. asrın sonundaki gibi bir ‘yüzyıl sonu sendromu’nu, daha şiddetli bir biçimde yaşamakta olduğu açıktır ve teknolojinin sağladığı olanaklar, bu durumu daha da ürkütücü kılmaktadır. Bu durumda, her çeşit metafizik inancın insanlara gerçeklerden kolay bir kaçış ve selamete rahatça ermenin imkânını olmasa dahi, en azından hayalini verdiği düşünülebilir. Bilim ise daima zoru vaat eder ve kolaycı çözümleri kabul etmez. Bu yüzden metafizik, daima bilime göre daha çok tercih edilen çözümler önermiştir ve gelecekte de böyle olmaya devam etme ihtimali yüksektir.

Bunların haricinde, astroloji insanlık tarihinin gelişim evrelerini yansıtan bir antropolojik araç olarak kesinlikle özel bir ilgiyi hak etmektedir. Ciddi bir tarihsel bakış, astrolojinin özellikle bütün bir sembolizmiyle insanlık tarihinin inançla olan ilişkisindeki rolü anlamamızı sağlayacaktır (günümüzde bile astrolojiyi, sosyal psikolojinin ilgi alanları arasında görebiliriz).

Say Yayınları, giderek zenginleştirdiği ‘101’ alt başlıklı serisine, bu defa herkesi memnun etmeyecek bir kitabı ekliyor; Kathleen Sears’ın kaleme aldığı, Türkçeye Gülcay Güney’in çevirdiği Astroloji 101: Güneş Burçlarından, Ay Burçlarına Astroloji Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey. Astroloji muarızları öncelikle kitabın başlığındaki ‘gereklilik kipi’ne ve ‘her şey’ ibaresinin kapsayıcılığına itiraz edeceklerdir: ‘astroloji hakkında her şeyi neden bilmemiz gerekiyor?’ Bu da, kendi içinde mantıklı bir sorudur ancak Say Yayınları’nın politikasını ve bu politika uyarınca tutturduğu çizgiyi bilenler için, bu yayının astrolojiyi yaygınlaştırma amacı taşıdığını söylemek pek mümkün değildir. Kitabı, daha ziyade dizinin diğer kitapları gibi, bir konuyla ilgili çok temel bilgileri popüler kalıpları kullanacak şekilde işleyen bir başvuru kitabı olarak görmek gerekir. Böyle değerlendirildiğinde, kitabın kendi işlevini oldukça başarılı bir biçimde yerine getirdiğini görmek mümkün olacaktır. Türkiye’de bu zamana dek, astroloji hakkında çok sayıda kitap kaleme alınmıştır ancak bunların bazısı sebepsiz bir sevgi ve iyimserlik propagandizmiyle dolup taşacak kadar naif, bazıları ise ne anlattığı asla anlaşılamayacak derecede gizemli gözükme hevesiyle örülü olduğu için, “Mars, Akrep’te ve on ikinci evdeyken neler oluyor?” sorusunu sormaya azmeden iyi niyetli biri, bunun cevabı yerine kazadan ve kaderden, başkalarına karşı gösterilen karşılıksız diğerkâmlıktan, erkeklerin neden büyük göğüslü kadınları tercih ettiğinden, hatta Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi’nden bahseden uzun paragraflarla karşılaşmışlardır. Oysa her sorunun olması gerektiği gibi, bu sorunun da bir cevabı vardır ve basit soruların cevaplarının da basit olması tercih edilir. Bu kitap da bunu mükemmelen başarıyor. Bu arada, kitabın astroloji ile ilgilenmeyenleri yolundan döndürüp astroloji müptelası yapmak amacı olmadığı çok açık – kitabın ‘Önsöz’ kısmını okuyanlar bile, astrolojiye insanlık tarihinin ilgi çekici bir kültürel mirası olarak bakan ve ancak bu çerçevede ilgi çekici bulan tavrı sezeceklerdir. Kitabın dilindeyse, okuyucuyu konuyla daha fazla haşır neşir olmaya yönlendiren bir taraf var ancak bu özel olarak astrolojiyle ilgili olmayıp günümüz popüler yayıncılığının ve ‘101’ içerikli kitapların hepsinin ortak sorunudur.

Astroloji ile ilgili kitap yayınlamak, birbirine zıt fikirler ortaya süren iki cenahtan birini kesinkes memnun edememek, diğerini de kısmen memnun etmek, sonunda da kimseye yaranamamak demektir. Çünkü tarafsız olmak demek, aslında kimseden takdir görmemekle eşanlamlıdır – insanlar daima sizden taraf olmanızı beklerler; aksi davranışlar ise kaypaklıkla, fırsatçılıkla, işbirlikçilikle özdeş görülür. Bu kitabın astrolojinin popüler bir ilgi alanı olduğu ve bir ‘bilim’ olmadığını hissettiren önsözünü okumak bu yüzden önemlidir. İlk cümle şöyle başlıyor: “Kökeni Eski Mısır’a kadar uzanan astroloji, binlerce yıldır kehanet ve ilim kaynağı olmuştur”. ‘İlim’ teriminin özellikle Türkiye’deki sağcı ve İslamcı hareketler tarafından tercih edilen anlamıyla, bilimsel yöntemden ayrı bir çeşit metafizik ve doğaüstü bilgiyi tanımlamak için kullanıldığı, yine metafizik bir kavram olan ‘kehanet’ ile birlikte ve o kelimenin anlamını bütünleyici şekilde istihdam edilmesinden de anlaşılıyor. Bu bile, daha şimdiden “Say Yayınları, astroloji ile ilgili kitap mı basmış?” sorusuna “Evet, ama sandığınız şekilde değil” cevabını vermeye yetecektir. Gerisi, kitabın sayfalarında gizli. İyi okumalar.

Ali Kayaalp

Paylaş