Kitabı ilk kez elime aldığımda, gözümün önünde canlanan Sivas Katliamı’nın görüntüleri oldu ister istemez. Aynı topraklarda, aynı havayı soluduğun insanlardan korkarak yaşamak; nefretle, ölümle kol kola yürümek sokaklarda… Alışmayı eleştiririz bazen, insanların farkındalığını ve duyarlılığını yitirmelerine neden olduğu için. Ama alışmak, acaba bu ülkede yaşayabilmemizi sağlayan tek yol mu?

Sıklıkla duyduğumuz ve konuştuğumuz bazı konularda çok az şey bilmemize rağmen, daha fazlasını öğrenmek konusunda genelde istekli olmayız. Önümüze sunulan bazı hap bilgiler, önyargılar, beylik sözler ve düşünce kalıpları yeterlidir günü kurtarmak ya da o konuyla ilgili dönen bir muhabbete katılabilmek için.

Çekilen onca acının odağında olmasına rağmen ve adı yıllardır bir şekilde sol ile, muhalif olmak ile anılmasına rağmen Alevilik hakkında çok az şey biliyorum. Nasıl ortaya çıktığını, tam olarak bir inanç mı, bir kültür mü olduğunu, nasıl toplumsal muhalefetin bir odağı haline geldiğini hiç bilmiyorum.

Kulluğa Yoktur Rızamız – Alevilik, Kazım Eroğlu, Tekin Yayınevi, Ağustos 2017, Araştırma, 328 sayfa

 

Kazım Eroğlu, Kulluğa Yoktur Rızamız-Alevilik adlı kitabında Aleviliğin, sınıf çatışması eksenine oturtarak tarihini ortaya koyuyor.

“Bu topraklarda İslam inancı feodal aristokratların, tefeci tüccarların, asker-sivil tımarlı bürokratların ideolojisi olurken; Alevilik ise ezilen ve sömürülen yoksul köylülüğün ve küçük esnaf-zanaatçının ideolojisinin adı olmuştur.”

Bir inancın ortaya çıkışını bu şekilde konumlandırınca tarihsel gelişimi ve bugünkü durumunu kavramak daha da kolaylaşıyor. Ama kafamı kurcalayan başka bir şey var.

Alevilik sonuçta bir inanç, neden yıllardır solcular aleviliğe bu kadar önem veriyor ve hatta yer yer yüceltiyor?

“Aleviler; şeriatçı din bilginleri ve ulemaya karşı kendi düşüncelerinin “propaganda”larını Kuran’daki ayetlere yaslanarak yapmazlar. Başka bir deyişle, dine dinle karşılık vermezler. Tanrı’yı, meleklerini, ahreti, cennet-cehennemi, sorgu-suali dünyalaştırırlar. Dolayısıyla din denilen tanrı inancını da dünyalaştırırlar, onu soyut evrenden insanın bulunduğu somut evrene taşırlar.”

Yukarıdaki açıklama ışığında ilerleyen kitap, soruma doyurucu bir karşılık veriyor ve Aleviliğin yalnızca bir hilafet kavgası sonucu ortaya çıkan bir bölünme olmadığını, bunun çok daha ötesinde hatta Ali’yi de aşan bambaşka bir kültüre ve tarihselliğe büründüğünü anlatıyor.

“Alevilik, bir din ya da bir dine bağlı inanç, mezhep, tarikat değildir; çünkü inancının merkezinde kendi dışında kulluk ettiği bir tanrısı yoktur.”

Kulluğa Yoktur Rızamız-Alevilik, yalnızca eşsiz bir kaynak değil, bugünü ve yaşadığımız birçok sorunun temelini kavrayabilmek için değerli bir kılavuz.

 

 

turgay özçelik

Kültür Mafyası Genel Yayın Yönetmeni
turgay@kulturmafyasi.com
Paylaş