“Christian, Christian… diye iç çekiyorum, bu dünyada etek giydiğin anda, hayatın tehlikede. Burada, şehrin göbeğinde bile. İnsan türü bütün türlerin en vahşisi, en korkuncu. Avlar ve avcılar var. Karamsar bir yazar olmakla eleştiriliyorum ama gerçeği betimlesem, insanlar koşarak kaçarlardı Christian, gidip yerin altına saklanır, kafalarını külle kaplarlardı, hayvanlar gibi yaşıyoruz, öyle değil mi.”

Canım Cicim… Daha ilk sayfalarda bir ferahlık yayılıyor içime; nicedir bunca soluk alan bir kitap okumamıştım. Hani neredeyse her hücreyi zapt eden bir mentollü şeker ferahlığı…

İlerledikçe, bu ferahlığa, kaçınılmaz olarak çeşit çeşit kurtlar düşünce anlıyorum: Philippe Djian’ın dili kadar metnin kurgusunu oluşturan ikilik bu serinliği veren.

Okurları bilir, Djian’nın aceleci ama kavrayıcı bir dili vardır. Bir tempo, kalp atışı gibi düzenli (ve kimi düzensiz) bir ritim tutturur. Okuru koşturur; sahneye, yanına çağırır. Nasıl dans ettiğiniz önemli değil, ritmi kaçırabilirsiniz; koşarken, tüh kahretsin, yere kapaklanabilirsiniz. Olsun. Djian gülmez, metin sırıtmaz. Tekrar kavrar sizi kaldığınız (belki düştüğünüz) yerden. Soru işareti yok, ünlem yok! Evet, Djian okurken duraklatan sorulara ya da sorgulatan hayretlere yer yok! Ferahlık, okuma serüvenine yayılan serinlik biraz bundan.

canim-cicim_kapak

Ama elbette bunda Canım Cicim’in fazlasıyla ikilik barındıran, insanı çelişkisiyle, çıkmazıyla anlatmayı seçen kurgusunun da rolü büyük. Eh, Denis’ten söz ediyoruz: Sivri dilli bir eleştirmen; başarısından emin olamayan bir yazar, parasız. Ve Denise’den: Bir travesti barında şarkıcı; kadın kıyafetleri içinde bir baştan çıkartıcı. Çıldırtıcı gücünden emin, parasız. Unutmadan, gündüz Denis dediğimiz gece Denise; bir ve tek kişi. İşte, ben burada derin ve taptaze bir soluk alıyorum; Denis’ten Denise’e uzandıkça, geceden gündüze bir bütünlüğün ikili yansımasıyla huzur buluyorum. Bir anlamda kendini kucaklamanın özgürlüğü bu, “ben” olma cesaretinin serinliği:

“Sanki iki bedene, iki farklı ve birbirinden ayrılmaz hissiyata sahip olduğumun bilincine varmıştım. Yerimde olsan sen ne yapardın, Robert. Böyle bir şeyi yok saymaya mı karar verirdin acaba. Kendini bu derece sakatlar mıydın, söylesene. Bu fedakârlık ve kendilerine duydukları utanç ve dehşet hissinin delirtip, ebediyen huysuz ve perişan ettiği adamların sayısı hakkında herhangi bir fikrin var mı. Gönüllü mahpusların, karanlığın o zalim kabilelerinin sonsuz kalabalığı hakkında, Robert, karanlık ve acımasız kabileler.”

Bu kadarla kalmıyor elbet kahramanımızın o uçtan o uca savrulmaları; para için içine itildiği biraz kanlı işler, eşinin ailesiyle kurduğu çalkantılı ve huzursuz ilişkiler; güven ve huzur arayışını bulandıran kösnül tutku…

Ve tabii yazma uğraşının kendi içinde barındırdığı, insanın boğazına çöken, yazmadan gitmeyen ama yazınca da bitmeyen (belki budaklanan, belki bir süreliğine sinen) çelişkiler, iç savaşlar…

“O zaman, yitirdiğim kadına yazmaya, onunla konuşmaya koyuldum, her şey böyle, soğuk ve keder içinde, yalnızlığımın derinliklerinin zorlu keşfiyle başladı, sonra kendim için, ikinci ben için yazdım; ve çok az kişinin bir şey anladığı değişik türden bir mücadele vermek üzere, başkalarıyla savaşmayı bıraktım.”

philippe_djian

Philippe Djian

Bırakabilir miyiz başkalarıyla savaşmayı? Bunun yanıtı metnin tüm dokusunda gizli… Başkaları var, ne yapsak var, başımızı nereye çevirsek var. Ve illaki bir yerden sokuluyorlar ikiliklerimizin, çelişkilerimizin koynuna. İllaki nefes alacak bir yarılma noktası buluyorlar içimizde… Kimi zorlayıcı bir ihtiyaç yaratıyor, onlar olmadan açığa çıkamayan bir yanını kışkırtıyorlar insanın. İradesini tartıyorlar. “Ama laftan ibaret iç kuvvetimiz, sözde sarsılmaz kararlarımız, özdenetimimiz, demirden mantığımız ve su verilmiş çelik irademiz gibi saçmalıklara bel bağlamak, işlenmemiş bronzdan bir koçbaşının karşısına kristal bir sur dikmek ve kendini güvende sanmaktan farksız.” Kimi tüketiyorlar iç kaynakları bir bir (evet, en çok bunu yapıyorlar); insanın kendinde bulduğu tüm benlikleri emiyorlar. “Hiç yerim kalmadı. Sana hiçbir yardımda bulunamam. Biliyor musun, en yakıcı duygularımızın, evet, memnuniyetle, sağ ol, en yakıcı duygularımızın bu kadar hızlı sönebilmesi beni ürkütüyor. Dehşet verici. Hayatını denge aramakla geçirmen gerekiyor. Ve bu bizi çoğu zaman sirk hayvanından farksız kılıyor. Vay, güzelmiş.”

Ve Denis yazıyor… Bunları, beklenmeyenin dokunuşunu, beklenmeyenin uyandırdığı benlikleri; alışkanlığı, tutkuyu ve sevdayı. “Gülüyor. Zamanla gülüşünü sever oldum – ilk başta kulaklarımı tırmalıyordu – , sonunda alıştım ve artık hoşuma gidiyor; bazen, başımı kaldırmadan çalıştığım sırada, o gülüşü özlüyorum, mesafeyi korumama, bu âlemde eğlenmekten başka bir şey yapmadığımıza, tüm seçeneklerimizin sonsuz bir maskaralık, büyün minik girişimlerimizin, eylemlerimizin, muhteşem zımbırtılarımızın saçma sapan, küçücük, gülünç olduğuna inanmama yardımcı oluyor. Mamafih çekicilikleri de buradan ileri geliyor, değil mi.”

Ve Denise sahnede her hareketiyle gerçek kılıyor yazıyı. Doyuruyor doymaz olanı. Uyuşmayacak bir özlemi unutturuyor bedenine, ruhunu hazır kılıyor ertesi güne ve ertesi günün savaşlarına. Başkalarına. Sevdaya (“Ve bana hissettiği o duygu, içinde titrettiğim o derin tel, çocukluğun, masumiyetin o saf ürünü beni felç ediyor, içime dokunuyordu”) ve tutkuya (“Fırtınadan korkmak ve aynı zamanda onu arzu etmek garip bir duyguydu”).

Sonra… Sonra Djian yokuş aşağı kaçınılmaz bir trajedi hızında akan anlatıyı elbette okuru duvara toslatarak bitiriyor. Hangi duvar, hangi yokuş, hangi anlatı? Darbenin sersemliğiyle yanıt vermek zor. Bir şey bitti ve bu yalnızca Denis ile Denise’in öyküsü değil. Bir şey bitti işte, hep olduğu gibi. Yaranın yerini anlamadan, çelişkilerin içinden çıkamadan, benliğin bütünlüğüne (burada kötücül ve alaycı bir kahkaha saklı) ulaşamadan… Bitti.

“Annemden sonra gerçekten sevdiğim ilk kadının o olduğunu yazdım. Ve bunların hepsi gerçek, tüm bunlar inanılmaz ve katıksız hakikatten başka bir şey değil.”


Canım Cicim, Philippe Djian, çeviren: Hakan Tansel, Ayrıntı Yayınları, Aralık 2015, İstanbul


Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş