Kitaplığımız yeni bir Uzakdoğulu yazarla tanışıyor: Yiyun Li. Domingo Yayınevi‘nin 100. kitabı olarak raflarda yerini alan Bin Yıllık Dua‘yı, editörümüz Anıl Ceren Altunkanat Türkçeye çevirdi. Kitabın yazarını daha yakından tanımak isteyenler için, kendisiyle yapılmış, kitabın sonunda da yer alan bir röportajı yayınlıyoruz:

Bin Yıllık Dua okura Çin’in geçmişine ve bugününe ilişkin etkileyici bir görünüm sunuyor. Ana vatanınızı düşündüğünüzde aklınıza nasıl düşünceler ya da imgeler geliyor? Bugün Çin hakkında ne hissediyorsunuz?

Yiyun Li: Her zaman iki Çin olduğunu söylemişimdir. İlki yüz yüze geldikleri siyasi, ekonomik ve kültürel ikilemlere karşın, ciddi ve anlamlı yaşamlar sürmeye çalışan benim ailem ve başka birçokları gibi insanlarla dolu olan bir ülke. İkincisi ise yozlaşma ve adaletsizlikle cebini dolduran tek partinin kontrol ettiği bir hükümeti olan bir ülke. Birinci Çin’i seviyorum, ikincisini değil. Bu yüzden bugün Çin ile ilgili düşündüğümde her zaman karışık duygulara kapılıyorum.

yiyunli2

Amerika’ya ne zaman geldiniz? Sizi buraya getiren neydi?

Amerika’ya 1996’da, Iowa Üniversitesi’ne kaydolmak için geldim. İmmünoloji alanında doktora yapıp araştırmacı olarak tıp alanında kalmayı planlamıştım.

Ama bir immünolog olmak yerine yazar oldunuz. Bu büyük bir değişiklik! Ne oldu da planlarınız değişti?

Asla bir yazar olmayı düşünmemiş, Iowa’ya gelmeden önce tek satır yazmamıştım. Ama bir kere halka açık bir yazma dersini katılınca bunu başka yazma dersleri izledi ve ciddi olarak kariyerimi değiştirmeyi düşünmeye başladım.

Böylesi bir kariyer değişikliği göz korkutucu olmalı. Yazma konusunda sizi gerçekten esinleyen neydi? Sizi yol boyu cesaretlendiren yazınsal bir rol modeliniz ya da öğretmeniniz oldu mu?

Başlangıçta cesaret veren ve destekleyen birkaç öğretmen oldu, bunlar arasında kusursuz bir akıl hocası ve dost olan Pulitzer ödüllü yazar James Alan McPherson da var. İlk öykümü okuduğunda, “Ölümsüzlük”, o kadar heyecanlandı ki, bir arkadaş aracılığıyla izimi sürdü. Arkadaşımdan bana iki şey iletmesini istedi: bebeğim için bir hediye (onunla atölye çalışması yaptığımda yedi aylık hamileydim) ve büyük bir yazar olduğumu, yazmayı asla bırakmama gerektiğini söyleyen bir mesaj. O andan sonra yazmak istediğim, iyi yazmak istediğim konusunda şüphe duymadım.

Yazınsal rol modelim büyük bir yazar ve gerçek bir beyefendi olan William Trevor’dur. Onu her zaman yazma konusunda en büyük öğretmenin olarak görürüm. Kendi sesimi bulmak için çalışmalarını tekrar tekrar okurum.

Kendi sesiniz ve yaklaşımınızdan söz etmişken, bir öyküyü oluşturmaya nasıl başlarsınız? Karakterleri, yapıyı ve konuyu düşünürken nasıl bir süreç izlersiniz?

Ne tür karakterlerin, başkalarının yapmayacağı şeyleri yapacağını düşünürüm. Örneğin, bir keresinde bir haber görmüştüm; bir dilenci kalabalık bir pazar yerine, elinde “Bana on yuan verip beni bir kez kesebilirsiniz, tek kesikle ölürsem bana bir şey borçlu değilsiniz” yazan bir tabelayla gelmişti. Bu her gün gördüğümüz ve duyduğumuz yüzlerce ufak öyküden yalnızca bir tanesiydi ama o dilenciyi unutamadım. Nasıl bir karakter bunu yapar? Bunu üstüne düşündüm ve sonunda Sansan karakteri doğdu (“Pazar Yerinde Aşk”). Öykülerimin çoğu böyle, hayal gücünü bir tohum atan küçük (kimi zaman çok küçük) bir karakterle, ortaya çıkar.

Yeni bir dilin gücünü anlattığınız, kitaba da adını veren öyküdeki bir cümle beni çok etkiledi. Bay Shi’nin kızının söylediği gibi, yeni bir dil, “seni yeni bir insan yapar.” İngilizce yazmaya başladığınızda bunun doğru olduğunu düşündünüz mü?

Kesinlikle. Benim için İngilizce yazmak son derece özgürleştirici. İngilizcede, Çince yazıyor olsaydım hem siyasi hem kültürel baskı nedeniyle bilinçli olarak baskılayacağım şeyleri özgürce yazıyorum.

bin_yillik_dua

“Amerikan rüyası” çalışmalarınızda sık rastlanan bir tema. Bunu sizin için kişisel olarak ve öykücülüğünüz bağlamında anlamı nedir?

Benim için Amerikan rüyası, şans eseri yazmaya başlamam ve bir yazar olmam demek; bu buraya gelmeden önce asla cesaret edemeyeceğim bir şeydi. Karakterlerim için bu, ebeveyn baskısından tutun da Komünist Parti’nin ideolojik denetimine dek, birçok farklı düzeydeki totaliter denetimden kaçma özgürlüğü anlamına geliyor.

Bu kitaptaki öyküler atasözleri ve mitolojiyle demlenmiş. Bu bilgece ve eşsiz atasözlerini nereden öğrendiniz?

Birçoğunu Çin geleneklerinden alıp İngilizceye çevirdim. Daha önce kitabı okuyan biri altmış atasözü saydığını söylemişti, bu sayı beni hayli şaşırtmıştı. Birçoğu diyaloglarda kullanılıyor; Çinliler konuşurken çok sayıda atasözü kullanılır, mitolojiye gönderme yapılır. Bunları diyalogları daha gerçekçi yapmak için kullandım.

Bu ifadeler arasında hayata ilişkin en sevdiğiniz deyiş nedir?

Çincede bir deyiş vardır: İnsanın bir şeyi başarması için öncelikle elinden geldiğince çok çalışması gerekir ama başarmaya yazgılı olup olmadığına tanrılar bundan sonra karar verir. Sanırım bu söz, yaşam ve karakterlerim hakkında hissettiklerimi yansıtıyor. Birçok okur öykülerdeki karakterlerin kaderciliğine ilişkin yorum yaptı, bana sorarsanız kadercilik bu Çin deyişine olan inancımdan kaynaklanıyor.

Üstünde çalıştığınız yeni bir şey var mı?

1979’da, Çin’de geçen bir roman üstünde çalışıyorum. Kadın bir siyasi mahkûmun idamının ardından toplumda yaşanan çözülme ve dağılmanın öyküsünü anlatıyor.

Amerika’nın Çin’le olan geçmişi karmaşık; bu yirmi birinci yüzyılda dünya için dönüm noktası olacak bir ilişki. Sizce Amerikalılar Çinliler hakkında henüz bilmedikleri neler öğrenmeliler? Öte yandan, Çinliler Amerikalılar hakkında neler öğrenmeli, ne dersiniz?

Bir keresinde burada, sokakta “Fazlalık” öyküsünü okuyup seven iki yaşlı kadınla tanıştım. Bana “Biz de Büyükanne Lin olabilirdik” dediler. Başka bir seferinde, “Nebraska Prensesi”ni okuyan biri, öyküyü okuduktan sonra sokakta yanından geçtiği her Çinli üniversite öğrencisinin çarpıcı bir öyküsü olabileceğini fark ettiğini söyledi. Bence bunlar her iki ülkedeki insanların da unutmaya meyilli olduğu şeyler – derininde hepimiz insanız, acılarımız ve neşelerimiz aynı. Bir şekilde bu iki ülkenin halk gözünde rakip olarak gösterildiğini düşünüyorum; bu da Amerikalıların ve Çinlilerin birbirlerine karşı ihtiyat ve düşmanlıkla yaklaşmasına sebep olabilir. Ama sonuçta, Amerika’daki insanlar, Çin’de bulacağınız insanlardan çok da farklı değildir.

Paylaş