Vampirler ve kurt adamlar, bu savaş bitmez! – Karanlıklar Ülkesi: Uyanış

Sinemada vampirlerle Lycan’lar arasındaki savaş başlayalı tam 9 yıl oldu. Serinin ilk filmi Karanlıklar Ülkesi(Underworld) 2003 yılında beyazperdeye konuk olduğunda, henüz Alacakaranlık serisi de piyasada olmadığı, vampir ve kurt adam mitini romantize etmediği için, film fantastik ve korku sevenler için büyük bir heyecan uyandırmıştı. Üstelik film yalnızca kurt adamlar(Lycan) ile vampirler arasındaki mücadeleye odaklanmıyor, vampirler arasındaki iktidar savaşı, ihanetler, aşk, intikam, mitoloji  vb. ayrıntılarla hikayeyi zenginleştiriyordu. Bu hafta serinin dördüncü filmi olan Karanlıklar Ülkesi: Uyanış(Underworld: Awakening) bu heyecan ve gerilim dolu mücadeleyi tekrar sinema salonlarına taşıyacak. Üstelik bu kez hikayeye insanlar da(!) dahil oluyor, vampir ve Lycan’lara karşı temizlik operasyonuna girişiyor. Ayrıca serinin üçüncü filminde yer almayan Kate Beckinsale, Selene karakteriyle ve deri kıyafetleriyle bu filmde tekrar seriye dönüş yapıyor.  Karanlıklar Ülkesi: Uyanış’a geçmeden önce, serinin önceki filmlerinde neler olmuştu, hatırlamakta fayda var.

Lycan’lar ile vampirler arasındaki mücadelenin temeli Corvinus isimli bir insana dayanır. Corvinus doğanın bir garipliği sonucu ölümsüzlüğe kavuşur ve dünyaya iki erkek çocuk getirir. Çocuklardan birini yarasa ısırır, diğerini kurt; böylece biri vampir(Marcus), biri de kurt adama(William) dönüşür. Bu ikisinin çoğalmalarıyla Lycan’lar ve ölüm tacirleri ortaya çıkar. Serinin ilk filmi Karanlıklar Ülkesi, Lycan’ların bir insanı(Michael) takip ederken Ölüm Tacirleri(vampirler) ile karşılaşmaları ile başlıyordu. Bir ölüm taciri olan Selene, Michael’ın(Scott Speedman) neden Lycan’lar için önemli olduğunu çözmeye çalışırken, vampirlerin yöneticisi konumundaki Kraven(Shane Brolly), Lycan’larla işbirliği yapıp vampirlere ihanet ediyordu. Kraven’ın öldürdüğünü iddia ettiği Lycan Lucian’ın(Michael Sheen) ölmediğini anlayan Selene, vampirlerin atalarından Victor’ı uyandırıp duruma müdahale etmesini, aksi takdirde Lycan’ların vampirleri tuzağa düşüreceğini söylüyordu. Victor’un Selene’e yalan söylediğinin ortaya çıkması, Michael’ın vampir ve Lycan’ların atası olan Corvinus’un soyundan olması ve Selene ile aralarında bir aşkın doğmasıyla Michael ve Selene vampirlere ve Lycan’lara karşı yalnız kalırlar. Verilen büyük mücadele sonunda Selene Victor’ı öldürür, ve yaralanan Michael’ı ısırarak onun hem vampir, hem Lycan özelliği taşıyan bir meleze dönüşmesini sağlar.

Serinin ikinci filmi Karanlıklar Ülkesi: Evrim(Underworld: Evolution, 2006)’da Michael ve Selene arasındaki duygusal yakınlık daha da gelişirken, bu ikilinin Lycanlarla ve vampirlerle mücadelesi de devam etmektedir. Victor’un ölümüyle Selene’in peşine düşen Marcus, yıllar önce kilit altına alınan kardeşi William’ı da kurtarmanın derdindedir. Bunun için gerekli anahtarları elde etmesi gerekmektedir. Selene önce Marcus’la arayı düzeltmek isterken, ailesine yapılanları ve atalarının gerçek tarihini öğrendikten sonra intikam almaya karar verir. Bu esnada Corvinus’un hediye ettiği saf kanı da içerek daha da güçlü bir hale gelir. Filmin sonunda intikam alınır, hem Marcus hem de William ölür.

Üçüncü film Karanlıklar Ülkesi: Lycanların Yükselişi(Underworld: Rise of the Lycans, 2009), ikisi de ölümsüz olan iki ırk arasındaki mücadelenin nasıl başladığı kısmını aydınlatıyor. İlk filmde flashbacklerle bilgi verilen bölümlere dair tatmin edici açıklamalar sunuyor. Vaktiyle asilzade vampirler, vahşi kurt adamlardan kendilerini korumak için insan soyluları ile anlaşarak, onlardan haraç almaktadırlar. Yakalanan bir kurt adamın doğum yapması ile, benzerlerinden farklı olarak dönüşüm sürecini kontrol edebilen yeni bir kurt adam türü ortaya çıkar. Lucian adı verilen bu çocuğun yaşamasına izin veren Victor, onu kullanarak yeni bir köle ordusu yaratmaya başlar. Lycan adı verilen bu yeni tür, boyunlarına asılan tasmaları sayesinde hayvana dönüşmeleri engellenerek, gündüzleri köle olarak çalıştırılmaktadırlar. Victor’un kızı Sonja (Rhona Mitra) ile gizli bir aşk yaşayan Lucian, hayatının geri kalanını köle olarak geçirmek istememektedir. Sonja’nın yardımıyla bir kaç Lycan’la birlikte kölelik tasmasından kurtulur ve kaçar. Amacı kısa zamanda geri dönüp, hem Sonja’yı hem de türünün geri kalanlarını kurtarmaktır. Bu şekilde asırlar sürecek olan vampirler ve lycanların savaşı da başlamış olur.

Gelelim serinin son filmi Karanlıklar Ülkesi: Yükseliş’e. Filmin senaryo ekibinde serinin yaratıcısı, aynı zamanda ilk iki filmin yönetmeni Len Wiseman var. Wiseman’ın öncülüğünde yazılan hikaye serinin önceki filmlerine nazaran büyük farklılıklar gösteriyor. Bu farklılıkların başında ilk üç filmde de hakim olan hikayenin mitolojik, fantastik yanının, son filmde yerini tamamen bilimkurguya bırakması geliyor. Öyküyü günümüze taşıyan film, insanların lycan ve vampirlerin varlığı karşısında gelişen olaylara öncelik tanıyor.

Filmin yönetmen koltuğunda da bu kez iki isim görüyoruz: Mans Marlind ve Björn Stein. İkili daha önce 2009 yapımı Shelter isimli gerilim – korku filmini yönetmişti. Karanlıklar Ülkesi: Uyanış’ta ikilinin yönetmenlikleri ön plana çıkacak düzeyde olmasa da, bu büyük yapımın altından kalkabildiklerini söyleyebiliriz. Filmin genel atmosferi, hikayenin gelişimi ile uyumlu. Hatta filmin başından sonuna kadar gerilim hissini başarıyla ayakta tutabildiklerini de ekleyelim.

Karanlıklar Ülkesi: Uyanış, ikinci film olan Karanlıklar Ülkesi: Evrim’in devamı niteliğinde görülebilir. Selene ve Michael ikinci filmin sonunda büyük bir katliam yapıp, sağ kalmayı başarmışlardı. Bu filmde ise, bu olaydan yaklaşık 15 yıl sonrasına gidiyoruz. Bu süre içerisinde insanoğlu vampirlere ve kurtadamlara karşı mücadeleye girişmiş. İki büyük temizlik operasyonundan sonra, kurt adamların büyük bir bölümünü öldürmüş, vampirlerinse sağ kalanları yeraltına çekilmek zorunda kalmış. Filmimizin kahramanı Selene 12 yıllık uykusundan uyandığında, kendisini Antigen isimli bir laboratuarda bulur. Vampirler ve kurt adamlar üzerinde deneyler yaparak bu türleri ortaya çıkaran virüse karşı bir aşı geliştirmeye çalışıyor. Selene uyanır uyanmaz bu laboratuardan kendisini kurtarır, birlikte uyutulduklarını düşündüğü Michael’ı ararken, yerine küçük bir kız çocuğu bulur.

Hem vampir, hem kurt adam özellikleri taşıyan bu kız çocuğu kuşkusuz Selene’in kızıdır. Türlerinin tükenmekte olduğu sanılan kurt adamlar kızın gücünün farkına varıp peşine düştüklerinde, Selene kızını korumak için ölümüne mücadeleye girişir. Bu mücadelesinde insanoğlunu temsilen bir polis de kendisine yardımcı olacaktır.

Filmin en büyük eksikliği, kendi iddiasının altında kalması aslında. Hikayenin içerisine insanoğlunu da kattığını iddia ederek, öyküyü toplumsal alana taşıdığını söylüyor. Oysa filmin tamamında insanlık adına tek aktör, biraz önce bahsi geçen polisten ibaret. O da vampir işbirlikçisi çıkıyor. Yani biz tüm o insanoğlunun vampir ve kurt adamlara karşı savaşını, yalnızca filmin başındaki aktarımdan öğreniyoruz o kadar. Filmin geri kalanı yine kurt adamlarla vampirlerin mücadelesinden ibaret.

Birkaç yenilik yok değil tabii, örneğin Selene artık gündüzleri de dolaşabiliyor bu filmde. Bu kez düşmanı olan kurt adam da ondan oldukça güçlü, fizik açısından da en az iki katı. Üstelik hikayede yeni bir karakter var, ve bu Selene’in öz kızı. Bu durum elbette hikayeye duygusal anlamda bir derinlik katıyor, ama bu derinliği karakterin kendisinde bulmak mümkün değil. Vampirliğin hakkını vererek kızı olduğunun haberini büyük bir soğukkanlılıkla karşılıyor Selen. Filmin geri kalanı ise full aksiyondan ibaret. Ha, bu aksiyonun hakkını veriyor film. Heyecan dozu hiç düşmüyor. Ama geriye dönüp bakıldığında, bu dördüncü filmin hikaye açısından çok da büyük yaratıcılık getirdiğini söyleyemeyiz. Seriyi uzatmaya yarayan yeni bir başlangıç sadece. Elbette Lycanlar ve vampirlerin beyazperdedeki mücadelesi bitmesin isteriz o ayrı, ama bunu yaparken öykü açısından biraz daha özenli davranılsa, o zaman tadından yenmez işte. Mesela mücadelenin başlangıcını anlatan üçüncü film, bahsettiğim zenginliği seriye kazandırmış başarılı bir devam filmiydi.

Karanlık Ülkesi: Uyanış, üç boyutlu, bol aksiyonlu, yine çokça Kate Beckinsale izleyeceğimiz bir devam filmi. Keyifli mi?.. Oldukça. Ama bunun ötesini bekleyenler için hayal kırıklığı yaratabilir. Karanlıklar Ülkesi’nin sinemadaki serüveni daha devam edecek gibi görünüyor. Daha doğrusu devam etmesi gerek, çünkü hikaye olmadık bir yerde kesiliyor. Şöyle ki, öykünün başlangıç, gelişme aşamaları karşısında sonuç kısmı çok aceleye getirilmiş. Devam filmi de düşünülerek yapılan bu sonuçlandırma, bir tatminsizlik hissi uyandırıyor ister istemez.

Turgay Özçelik 

 

Karanlıklar Ülkesi: Uyanış / Underworld: Awakening

 ★★★☆☆ 

 

Yönetmen: Mans Marlind, Björn Stein

Senaryo: Len Wiseman, John Hlavin, J. Michael Straczynski, Allison Burnett

Tür: Aksiyon, fantastik, korku

Oyuncular: Kate Beckinsale, India Eisley, Michael Ealy, Theo James

Yapım: ABD, 2012, 88′

turgay özçelik

Kültür Mafyası editörü. Okur, yazar, izler; dünyanın sonunu bekler...