Ruanda’da 100 gün, bir milyon cinayet ve bir aile

Ruanda Katliamı’ndan bu ara sık bahsediliyor, ama yaşattığı acıdan ziyade sırf Fransa’ya kızıldığı için. Oysa bir milyona yakın insan öldürüldü o katliamda, satırlarla, tırpanla parça parça kesilerek… Paul Rusesabagina, işte bunlara tanık oldu. Ailesi ve yönettiği otele sığınan 1268 insanın kurtulmasını sağladı. Hikâyesi bir filme konu oldu: Hotel Rwanda. Ancak öncesi ve sonrası da vardı, biz de onunla katliamı, hayatını ve bugünkü Ruanda’yı konuştuk.

Bugünlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bahsediliyor Ruanda Katliamı’ndan. Ama ne yazık ki, çok da içindekiler düşünülmeden, acılar akla getirilmeden, kızgınlıkla sarf ediliyor; “Biz”e laf atana kadar, Fransa’nın tarihindeki katliamlarla yüzleşmesi istenerek… Oysa bir milyona yakın insanın öldürüldüğü Ruanda Katliamı, üzerinden geçen 17 yıla rağmen tanıkları için hâlâ taze. Paul Rusesabagina, işte bu tanıklardan biri. Aslında onu çoğumuz tanıyoruz, adından değil belki de ama yaşadıklarının anlatıldığı “Hotel Rwanda” filminden. Hani şu, Ruanda’daki Belçika’ya ait otelde çalışan ve o otelde 1268 insanı saklayarak, hayatlarını kurtaran adamdan bahsediyorum. Tabii ki Paul Rusesabagina’nın hayatı tek bir cümleyle özetlenemez. Öyleyse bu röportajı okuyup, onu daha derinden tanımaya ne dersiniz?

- Biz sizi, Hotel Rwanda filmiyle tanıdık. Ancak bunun öncesi ve sonrası da var kuşkusuz. Kimsiniz siz?

- 1954’te başlıyor hikâyem. 17 yaşımdayken orduya katılmak istedim. Çok iyi bir asker olacağımı düşünüyordum, ancak başvuranların arasındaki en donanımlı insan olduğum halde kabul edilmedim. Çünkü o zamanlar orduya sadece Kuzey Ruanda’dan gelenler alınıyordu. Bense Güney Ruanda’dandım. Başka seçeneğim olmadığı için din eğitimi aldım. Sonra hotel sektöründe çalışmaya başladım. Belçikalı bir şirket olan Sabina’ya da bu sırada katıldım.

Paul Rusesabagina, hayatında önemli yer tutacak, hem hiç hatırlamak istemediği, hem de hiçbir zaman unutamayacağı Hotel Mille Collines’e ya da bizim onu bildiğimiz adıyla Hotel Rwanda’ya işte böyle adım atıyor, resepsiyonist olarak. Sene, 1979. İşini seviyor, iyi de yapıyor. Sabina şirketinin onu otel yöneticiliği eğitimi alması için Kenya’da bir üniversiteye yollaması da bundan. Dönünce müdür yardımcısı oluyor. Hayatındaki tek yenilik bu değil, 1987’de bir düğünde tanıştığı hemşire Titiana’ya âşık oluyor. Rusesabagina bir Hutu, Titiana ise Tutsi, ancak gözleri sadece iki âşık olarak bakıyor. İki yıl sonra evleniyorlar. 1992’de Diplomat Otel’in müdürlüğüne atanıyor. Dönemin yabancı diplomatları ve işadamlarıyla işte bu iki otel sayesinde tanışıyor. Takvimler 1994’ü gösterdiğinde her zaman çalkantılı olan ülkede rüzgârlar iyice sertleşiyor. Belçika’nın, kontrolündeki Ruanda’da Tutsilere ayrımcılıklar tanıyarak Hutuları ikinci sınıf vatandaş haline getirmesinin de payı var bu sertleşen rüzgârda.

- Ve 1994’te fırtına patladı, katliam başladı…

Nisan 1994’te katliam patlak verdiğinde eşim ve dört çocuğumla Mille Collines Otel’e gittim. Otel Belçikalılara ait olduğu için kimse dokunmaz diye düşünüyordum. Avrupalı diplomatlar Nisan’ın 11’inde oteli terk etmeye başladı. Ölüme terk edilmiştik. Öleceğimiz kesindi, tek bilmediğimiz nasıl öleceğimizdi. İnsanları mümkün olduğunca uzun süre acı çektirerek öldürmek için parça parça kesiyorlardı…

- Avrupa’ya gitme izniniz vardı, ancak gitmediniz. Neden kalmayı seçtiniz, size bu cesareti veren neydi?

- Aslında hiç bilmiyorum… Bir şeyin geldiğini anlıyor, ama ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorsunuz. Katliam başladığında üç gün evde mahsur kaldık. Niye beni seçtiler bilmiyorum ama birçok komşum bize geldi saklanmak için. Bir fırsatını bulup Mille Collines’e döndük, haliyle komşularım da geldi. Otelin sahiplerini arayıp, beni müdür olarak yetkilendirmeleri için ikna ettim. Böylece katliamdan kaçanları müşteri ya da çalışan gibi otele yerleştirdim. Daha çok kişi gelmeye başladı ve otel bir sığınak haline geldi…

Tanıştığı yabancı işadamlarıyla, diplomatlarla bağlantıya geçiyor Rusesabagina, elinden geldiğince çok insana kapı açabilmek, güvence sağlayabilmek, birilerini harekete geçirebilmek için, ama…

- Birleşmiş Milletler katliam başlamadan önce Ruanda’daydı, ancak ülkeyi terk ettiler…

- Beni en çok hayal kırıklığına uğratan, yabancı hükümetlerin hiçbir yardımda bulunmadan ülkeyi terk etmeleriydi. Katliamın olacağını bildikleri halde… Onlara inanmak için çok iyi bir nedenimiz vardı, 1993’te bir barış anlaşması imzalandı ve bu anlaşmanın uygulanması için BM 2750 askerini yolladı Ruanda’ya. 7 Nisan’da 10 Belçikalı asker öldürülünce askerler geri çağrıldı. Bizi hırsızlar, katiller, aklınıza gelebilecek bütün suçlularla baş başa bıraktılar. Askerlerin de birer suçluya dönüşmesiyle katliam başladı. Kendimi ihanete uğramış hissettim.

Nasıl hissetmesin? 100 günde bir milyona yakın insan baltalarla, satırlarla, kazıklarla öldürüldü Ruanda’da, yüzbinlercesi tecavüze uğradı. Rusesabagina ve beraberindeki 1268 insan Tanzanya’ya sığındı. Uzun süre mülteci kamplarında kaldıktan sonra dönebildiler ülkelerine. Katliam boyunca toprağa kanın değmediği tek yer Mille Collines’ti. Uluslararası medya kuruluşları onun peşine bunu fark edince düştü. Ancak kimseyle konuşmadı Rusesabagina.

- Neden?

- Bu yabancılar bizi birbirimizi öldürmeye terk ettiler. Şimdi de kitaplar, makaleler yazmak, film çekmek istiyorlardı… Yaşadığım hayal kırıklığı beni içime kapadı. Psikolojim bozulmuştu. İçim bir volkan gibi devamlı kaynıyor, kanıyordu.

- Peki neden Belçika’ya yerleştiniz, bu bir çelişki değil mi?

- Hâlâ ölüm tehditleri alıyordum, neredeyse öldürülüyordum. O nedenle 1996’da Belçika’ya yerleştik. Her şeye sıfırdan başladık. Birikmiş paramla taksi aldım. Bir yıl sonra ikinci taksiyi aldım, üç yıl sonra “Hayır, ben bunu yapmak istemiyorum” dedim ve üç kamyon alarak Afrika’yla iş yapmaya başladım… Gazeteciler, yönetmenler hâlâ beni aramaya devam ediyordu. Zamanla fark ettim ki, tek acı çeken benim. Kendime işkence ediyordum. Oyundan kaçarsam hiçbir zaman sayı yapamazdım. Yüksek sesle konuşmaya karar verdim.

Hotel Rwanda filmi ve otobiyografisinin anlatıldığı “Sıradan Adam” kitabı bu kararın ürünü. Evet, “sıradan” bir adam Rusesabagina. Neden mi? Yanıtı o veriyor:

“İki hafta önce eşim bana, duvarımızda asılı olan 17 yaşımdaki halimi gösterip, bu çocuğa ne oldu, diye sordu. Benimle başvuru yapan askerlerin çoğu o dönem, yarbay gibi yüksek rütbelerdelerdi ve onlar 94’teki katliama katıldılar. O zamanlar askeriyeye girmek isteyen o çocuk, ne otel yöneticisi olacağını, ne büyük bir katliam yaşayacağını, ne insanları kurtaracağını, ne iyi bir konuşmacı olacağını bilmiyordu. Liderlik, zor zamanlarda ortaya çıkıyor. Beni de o zamanlar ortaya çıkardı”.

Üniversitelerde dört yüze yakın konuşma yaptı Rusesabagina. Hâlâ da yapıyor. İnsanlığın Ruanda Katliamı’yla yüzleşmediğini anlatıyor, hâlâ görmezden gelindiklerini. “26 kilometrelik, yedi milyon nüfuslu küçük bir ülke Ruanda” diyor, “Katliamda her gün on bin insan öldürüldü. Bir milyon insan yani nüfusun neredeyse yüzde 15’i vahşice öldürüldü. Ve uluslararası kamuoyu bize gözlerini, kulaklarını kapadı, hâlâ da kapıyor”.

Ruanda’da hâlâ insanlar öldürülüyor, kaybediliyor, tecavüze uğruyor. Ve bütün bunlar şimdi, biz yaşarken oluyor. Daha ne kadar üç maymunu oynayabiliriz ki?

Ve Hotel Rwanda filmi

2000’de konuşmaya karar verdim. ABD yapım şirketi HBO ile temastaydım. Bir film yapmak istediklerini söylediler. Ben de gençlere bir şeyler bırakmak istiyordum. Ancak HBO’nun yapmak istediği benim vermek istediğim mesajdan uzaktı, anlaşamadık. Sonra yönetmen Terry George’la tanıştım. Birlikte günler geçirdik. Filmin her karesinde söz sahibi olmak istiyordum, çünkü bu bir kere yapılacaktı ve doğru anlatılmalıydı. İki ay sonra anlaşma imzaladık. Ancak iş paraya gelince sorun oldu, çünkü Hollywood’dakiler bunu finanse etmek istemedi. Düşünsenize, bu Afrika hakkında bir filmdi, katliamı anlatıyordu ve bütün kahramanları siyahtı! Niye etsinler ki? Sonunda fon bulduk ve çekimlere başladık 2003’te. Film için yıllar sonra ilk defa Ruanda’ya geri döndüm. Gitmeden önce en iyi arkadaşlarımı arayıp, gelecek hafta geleceğim, ancak kimseye haber vermeyin, dedim. İki kameraman, Terry George, karım ve ben havaalanından güvenlik eşliğinde çıkınca yüzlerce insanın beklediğini gördük. Benim için gelmişlerdi. Bazıları ağlıyordu. Birlikte büyük bir kutlama yaptık. Çok heyecan vericiydi. Ülkemde, dostlarımlaydım..

Bak, burası senin ülken

Katliam olduğunda kızlarım 16 ve 12 yaşındaydı, bir oğlum 15’indeydi, en küçük oğlumsa 1.5. Ruanda’nın nasıl bir yer olduğunu bile bilmiyordu. Ona ülkemizi tanıtmak için filmin gösteriminden önce çocuklarımı da götürdüm Ruanda’ya. On gün kaldık. O Ruanda’yı tanıdı, büyüklerse yıllardır ayrı kaldıkları ülkelerini tekrar gördüler. Kolay değildi. Katliamdan sonra onlar da büyük psikolojik sorunlar yaşadılar. Her şeyi içlerine atıyorlardı, bu yüzden agresiflerdi. Bunu çözebilmek için, her gün çocuklarımızla oturup, yaşadıklarımızı konuştuk, ta ki her şeyi içlerinden atana kadar… Belçika’da olmaktan onlar adına mutluyum, iyi bir okula gidip, iyi eğitim alıyorlar. Ancak kendim için ülkeme dönene kadar mutlu olamayacağım. Buna dair umudumu, hayallerimi hep diri tutuyorum. Bir gün, diyorum, bir gün…

Hotal Rwanda Paul Rusesabagina Fonu’nu da bu umutla kurdum. Savaş mağdurlarına özellikle kadınlara ve çocuklara yardım etmek istiyordum. Çocuklara eğitimleri için burs verdik, ancak hükümet paranın benim için geldiğini öğrenince vakfı kapattı. Okulu bitiren çocuklar işe giremedi. Bir dahaki sefere herkesin kazanacağı bir oyun oynamalıyız.

Çünkü şu anda Ruanda’da hâlâ adaletsiz bir hayat var. Güçlü olanlar kendi isteklerini ülke çapında dikte ettiriyor. Adalet sadece kazanan için işliyor. Kazanan tarihi yeniden yazıyor. Hükümetle aynı fikirde olmayanlar katlediliyor. Karanlık çöktüğünde geliyor ve seçtikleri muhalifleri savunmasız halde yakalayıp alıyor, ortadan “kaybediyor”lar. 1996’da ordunun büyük kısmı Kongo’ya gönderildi. Görevleri muhalifleri takip etmekti, bölgeyi kana buladılar. Hâlâ da oradalar ve sivilleri öldürüyorlar. Yaklaşık yedi milyon insan öldürüldü Kongo’da. Ruanda patlamaya hazır bir yanardağ gibi. Neden bahsettiğimi bildiğinizi biliyorum çünkü Türkiye’de de böylesi patlamaya hazır yanardağlar var. (Cumhuriyet Pazar, 25.12.2011)

Esra Açıkgöz