Modernleşme ile beraber, devletin iktidarını uygulama stratejilerinde değişiklikler olmuştur. Modernleşme öncesi, devlet zor kullanma gücünü kullanarak varlığını devam ettirirken, modernleşme sonrası tahakküm kurma yerini denetim ve gözetime bırakmıştır. Her iki dönemde de iktidarın uygulama nesnesi insanlardır. Ancak modernleşme ile beraber insan kalabalıkları “nüfus” olarak, insanlar da “beden” olarak algılanmıştır. Devlet için insanlar, bir takım istatistiki verilerden ibarettir.

Richard Sennett’e göre, bedenlerin içinde bulundukları mekanlarla olan ilişkileri, kamusal alan olarak adlandırılan, insanların siyasete katılma mekanizmalarını belirler. Mekan tasarımları bedenleri özgürleştirdiği gibi tam tersi pasifleştirip, köleleştirebilir. Sennett, “Ten ve Taş” isimli kitabında günümüz kent planlamalarının insanların mümkün olduğunca birbiriyle ilişki kurmalarını engellemek üzere yapıldığını belirtiyor. Kentlerin tasarımlarında öncelikli olan otoyollardır, otoyollar da genelde, sürücünün dikkatinin herhangi bir uyaran tarafından dağıtılmasını engelleyecek şekilde yapılır. Yani otoyollar, bakmadan, görmeden geçip gitmek, hedefe ulaşmak içindir. Kent hayatı, birbirine deymeden, birbiriyle iletişim kurmadan, çeşitli yönlere doğru hareket eden bedenlerden oluşmaktadır.

Metropollerde zengin ve orta sınıfın yaşadığı bölgeler “düzenli yapılaşma” olarak adlandırılırken, yoksulların yaşadıkları bölgeler, gecekondular, gettolar, çarpık yapılaşma olarak adlandırılır. Düzenli olarak tanımlanan şey, genelde tektip, birbirinin aynı, birbirinden uzak, insanların birbiriyle temasının sıfıra indirgeyen yapılardır. Hatta son zamanlarda gelişen güvenlikli siteler, ikamet alanı ile kent arasına yüksek duvarlar koyarak yaşam alanını yalıtır.

İki farklı tablo, iki farklı toplum

Richard Sennett, William Hogarth’ın 1751’de yaptığı iki gravürü göstererek toplumsal iletişime örnek verir. İlk gravür Beer Street, isimli gravürdür. Burada insanlar dib dibe oturmuş bira içmektedir. Erkekler kollarını kadınların omuzlarına atmışlarıdır. Sennett’e göre bu durum toplumsal bağın bir göstergesidir, birbirine dokunan bedenlerde toplumsal algı ve iletişim yüksek olur. Aynı Güney İtalya’da ufak kasabalarda bir şey anlatırken elinizi ya da kolunuzu tutan insanlar gibi. Bugün birisi bu şekilde davrandığında bu kabalık olarak adlandırılır.

İkinci gravür, Gin Lane isimli tablodur. Burada cin içen insanları görürüz. Ama burada içip sarhoş olan insanlar kendi köşelerine çekilmişlerdir. Burada insanlar birbirlerine, içinde oldukları sokağa ya da oturdukları merdivene dair bir duyum almazlar. Temassızlık, beraberinde yalıtılmışlığı getirir. Bugün kentlerde yaşadığımız şey tam da budur, temassızlık. Sennett’e göre bunun en önemli nedeni insanları duyarsızlaştıran teknoloji ve kentlerin de bu gelişen teknolojiye uyumlu bir şekilde tasarlanması.

Kitle iletişim araçları, ve kullandıkları teknikler insanlar üzerinde olumsuz etkiler de uyandırmaktadır. Sennett’e göre seyretmek pasifleştirir.

“Vekaleten yaşanan şiddet deneyimi seyirciyi gerçek acı karşısında duyarsızlaştırır.”

Sennett, Robert Kubey ve Mihaly Csikszentmihalyi isimli iki psikologun, yaptıkları bir araştırmadan örnek verir.

“İnsanlar televizyonla yaşadıkları deneyimden sürekli olarak pasif, gevşek ve görece düşük bir konsantrasyon gerektiren bir deneyim olarak bahsederler”

Sennett günümüzün bireyselleşmiş insanını pasif beden olarak adlandırır. Demokrasi olgusunun ilk ortaya çıktığı Atina’da kentin en önemli yerine “agora” adı verilen bir meydan yapılırmış. Yurttaşlar bu meydanlarda toplanıp, tartışırlar, kararlar alırlarmış. Günümüzde ise, kalabalıkların bir araya gelmesini sağlayan mekanlar alışveriş merkezleri.

Ten ve Taş” isimli kitapta, Yunan şehir devletlerinden günümüze kadar çeşitli dönemlerdeki mekan ve beden ilişkisi anlatılmaktadır. Kitabı okuduğunuzda her dönemin politikasına uygun olarak bir kent tasarlandığı, tasarlanan kentlerin bedeni şekillendirdiği, şekillenen bedenlere göre de toplumsal yapıların oluştuğunu göreceksiniz.

Kadın soğuk, erkek sıcaktır

Sennett’in anlattığı dönemlerin en ilginçlerinden bir tanesi Perikles Atinası. M.Ö. 430’lu yıllara tekabül eden bu dönemde, Atina’da demokrasi denilen biçimin ortaya çıktığını görüyoruz. Atina demokrasisinin temeli de çıplak bedenler. Atina’lılar bedenlerini teşhir ederek onları bir hayranlık nesnesine dönüştürürler. Çocuklar küçüklüğünden itibaren Gimnazyum’lara gönderilir ve buralarda bedenleri eğitilir. Yapılan spor hareketleri ile kasları geliştirilen çocuklara, aynı zamanda hitabet sanatı da öğretilir. İnsanlar geliştirdikleri vücutlarını saklama ihtiyacı duymazlar, gururla gösterirler. Güçlü bir beden ve güçlü bir ses yurttaş olmanın gerekliliklerindendir. Sesin gerekmesini sağlayan şey de kalabalık meydanlarda insanların seni dinlemesini sağlamaktır.

Perikles Atinası’nda inanılan bir vücut yasasından söz edilir. Bu yasaya göre vücut ısısı insanın oluşum sürecini yönlendirir. Örneğin hamilelik döneminde iyi ısınan ceninin erkek, ısıdan yoksun kalan ceninse kız olacağına inanılır. Erkeğin bedeni sıcaktır, bu yüzden çıplak kalsa da üşümez. Oysa kadının bedeni soğuktur, o yüzden onun çıplaklığı söz konusu değildir. Sıcak beden aktif bedendir, aktif oldukça daha da ısınır. Soğukluk pasifliktir. Bu kanun, erkeklerin kadınlara üstünlüğünün temellerinden biri olarak görülüyor. Ve bu anlayış uzun süre de varlığını korumuş. Atina’da mimari yapı, insanların birbirlerini görebilmelerine, bir araya gelip konuşabilmelerine olanak sağlayacak şekilde hazırlanmıştır. Kamusal alan, yurttaşın aktifliği üzerine inşa edilir. Yurttaş spor yapar, çalışır ve toplantılarda konuşur. Sennett’e göre zamanla bu aktif beden yapısı yerini pasif bedene bırakmıştır. Bedenin pasifleşmesi beraberinde yalnızlaşmayı da getirir. Modern kent insanının içinde bulunduğu yalnızlık hissinin kaynağı buradadır.

 

“Ten ve Taş”, Richard Sennett, Çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları 2002, 387 s. 25 TL

Paylaş